20 Eylül 2018 Perşembe7 Muharrem 1440
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline! Onlar insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler. Fakat, kendileri onlara bir şey ...(Mutaffifîn, 83/1-3)
  • "Sevdiğini ölçülü sev, belki bir gün nefret edebilirsin. Nefret ettiğinden de ölçülü nefret et, belki bir gün sevebilirsin."(Tirmizî, "Birr ve Sıla",60)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:16Güneş 06:42Öğle 13:04İkindi 16:30Akşam 19:13Yatsı 20:33
    • 24°C Adana
    • 22°C Adıyaman
    • 12°C Afyon
    • 11°C Ağrı
    • 14°C Amasya
    • 13°C Ankara
    • 24°C Antalya
    • 14°C Artvin
    • 20°C Aydın
    • 19°C Balıkesir
  • BIST: 96.604 1.81
  • Altın: 242,227 0.10
  • Dolar: 6,2685 -1.28
  • Euro: 7,3236 -1.11

Bu konuyu kapatalım Başka yerde açalım

Kemal Öztürk

Bazı konular vardır, kamuoyu önünde tartışılmaz. Bunun sebebi konunun gizli kalması gerektiği ya da sansür değildir. Sebebi, meselenin son derece ciddi, son derece hayati ve son derece karmaşık olmasıdır.

Toplum bundan doğrudan etkilenir, Allah korusun çok tehlikeli sonuçları bile olabilir. Çünkü sosyoloji büyük değişime uğramış durumda. Yeni bir fay hattı doğmuş gibi gözüküyor maalesef.

Durumun vahametini ve ciddiyetini sol elle yemek meselesinde fark ettim. Sosyoloji tahmin ettiğimizden çok farklı bir yere gitmiş. Sol elle yemek meselesinde bile “kafir” ilan edilmeme ramak kalmıştı. O zaman, içinde bulunduğumuz sosyolojiyi anlamak için çok ciddi çalışmalara ihtiyacımız var dedim. Çünkü dipten dibe yaşanan bir değişim ve dönüşüm var, bunu herkesin anladığı kanaatinde değilim.

SOL ELLE YEMEK VE GÜNCELLEME TARTIŞMASININ ÖĞRETTİĞİ

Güncelleme tartışmasında ortaya çıkan gerilim ve enerji, sanırım sosyolojinin biraz olsun anlaşılmasına vesile olmuştur umarım. Muhafazakar toplumun inanç, fikir ve aidiyet konularında ne boyutlara ulaştığını ve farklı fikirlere nasıl tepki verdiğini, sol elle yemek ve ‘güncelleme’ tartışmalarında görebilirsiniz.

Sosyal medyada ve medyadaki tartışmaların son derece verimli laboratuvar görevi gördüğünü söylemeliyim. Sosyolojinin değişimi ve dönüşümü konusunu inceleyecekler için, bundan daha iyi fırsat olmaz.

Meselemiz bin yıllık bir tartışma. Öyle kolay, öyle hemen anlaşılacak ve hemen çözülecek, ayak üstü tartışılacak bir mesele değildir. Erdoğan’ın ‘güncelleme’ dediği, ‘yorum, tecdit, içtihat’ diye tartışma literatürüne giren, bu çok derin konu yüzünden İslam tarihinde çok savaş çıkmış, nice canlar yitip gitmiştir. Bugün gördüğümüz mezhepler, tarikatlar, cemaatler, şeyhler, mezhep imamları hep bu tartışma nedeniyle ortaya çıkmıştır.

Bu tartışmalar taassup, kutsama, layüsel sayma, dokunulmaz kabul etme gibi insanoğlunun en hassas sinir uçlarına dokunan konuları içerir.

Sanırım bundan dolayıdır ki, İslam dünyasında Müslümanlar bu konuları konuşmaya çekinmiş, hatta korkmuşlardır. Korkmaları da normaldir, “din elden gidiyor” diye başlayan her tartışmanın sonunda kan akmıştır tarihte.

Osmanlı’nın son dönemi, yenilikçi ve gelenekçi Müslümanların tartışmalarıyla doludur. Bu tartışmaların sonunda sadece bazı alimler, münevverler değil, padişahlar bile kellelerini kaybetmişledir.

TARTIŞMAYI YAPALIM AMA NASIL YAPALIM?

Şahsen yenilikçi damarı takip eden, gelenekçi kanadı reddetmeyen ama hatalı bir yerde durduğuna inanan bir Müslüman olarak, bu tartışmalarda tarafım. Şiddetle Müslümanların inanç anlayışının, iman anlayışının, düşünce şeklinin ve yorum farklılıklarının tartışılmasını savunuyorum.

Bu köşeyi takip edenler bilir, canımız yanana kadar İslam dünyasında özeleştiri yapmamız gerektiğini hep söyledim (İslam dünyasında özeleştiri ihtiyacı 22.10.2017).

Lakin tartışma şekli bu olamaz. Olmamalı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu son derece kritik ve önemli konuyu bir açılış programında, irticalen ve aniden dile getirmesi, çok büyük yanlış anlaşılmalara ve tepkilere neden oldu. Sanırım durumun vahameti anlaşılmış olmalı ki ertesi günü düzeltildi, Diyanet İşleri Başkanlığı ve ilahiyat fakülteleri açıklamalar yaptı.

Konuyu dışarıdan izleyen biri olarak söyleyeyim, bu düzeltme konuşması ve kurumların yaptıkları açıklamalar tartışmayı bitirmek yerine, daha da derinleştirdi.

ASIL GÜNCELLENMESİ GEREKEN KURUMLAR VAR

Diyanet İşleri Başkanlığı ve ilahiyat fakülteleri Cumhurbaşkanı konuşuncaya kadar neredeydi? Neden Allah Peygamber adıyla yanmaz kefen satan din tüccarlarına, dansöz oynatanlara, şarlatanlara, ahlaksız trollere ses çıkarmadı bugüne kadar? Şimdi de talimatla açıklama yapan kurum pozisyonuna düştüler ki, yazık oldu o güzide kurumlara.

Nurettin Yıldız’ın fikirlerine hiç katılmıyorum. Ancak halkı kin ve düşmanlığa tahrik iddiasıyla dava açmak da nereden çıktı? Mahkemenin, devletin, kolluk kuvvetlerinin ne işi var fikir tartışmasının içinde?

İslam’ın reforma ihtiyacı yok ama bu kurumların ciddi manada ‘güncellenmesi’ gerekiyor.

KONUYU KAPATALIM BAŞKA YERDE AÇALIM

Bu yüzden diyorum ki, konuyu hemen kapatalım ve susalım.

Lakin Erdoğan’ın sonuna kadar haklı eleştirisini tartışmaya devam etmek zorundayız. İslam dünyasını geri bırakan, taassuba esir eden, cahil bırakan ve batının kölesi haline getiren konu, bu meseledir. Bunu sonuna karar tartışmalıyız. Hem de canımız yanana kadar.

Bu konuyu tartışmalıyız ama zamanını, zeminini, taraflarını acilen değiştirmeliyiz. Bu meseleler televizyon ekranlarında, sosyal medyada, ağzı olan herkesle konuşulmaz.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın dediği gibi, işin ehli uzmanlar, bilim adamları, ilim adamları, alimlerle kapalı bir ortamda konu tartışılır, sonuçları anlaşılır bir dille, Müslüman ahali ile paylaşılır.

Mesele benim açımdan güncellenmiş haliyle böyledir.

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.