19 Ekim 2018 Cuma2 Safer 1440
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile, neredeyse aydınlatacak (kadar berrak) tır. Nur üstüne nur. Allah dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah insanlar için misaller verir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.(Nûr, 24/35)
  • “Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza değil, kalplerinize ve amellerinize bakar.”(Müslim, "Birr", 33; İbn Mâce, "Zühd", 9 )
  • için namaz vakitleri
    İmsak 05:48Güneş 07:13Öğle 12:55İkindi 15:55Akşam 18:26Yatsı 19:45
    • 21°C Adana
    • 17°C Adıyaman
    • 11°C Afyon
    • 7°C Ağrı
    • 13°C Amasya
    • 10°C Ankara
    • 21°C Antalya
    • 15°C Artvin
    • 17°C Aydın
    • 17°C Balıkesir
  • BIST: 97.454 -1.55
  • Altın: 222,635 0.37
  • Dolar: 5,6250 1.11
  • Euro: 6,4525 0.55

Şiirle her gün başka bir raksın peşinde...

Mehmet Ocaktan

Bir İslam medeniyeti şairi olan Sa’di-yi Şirazi’nin Bostan adlı eserindeki “Dünyanın etrafında çok dolaştım. Birçok kimselerle günler geçirdim. Her köşede faydalar buldum, her harmandan bir başak aldım” cümlesini her okuduğumda, şiirin o deruni ikliminde yeni seferlere çıkmaya niyetlenirim. Ve her harmandan yeni bir başak alarak, yaşadığımız zor zamanların hayatımız üzerinde yaptığı tahribatı azaltmaya çalışıyorum.

Öylesine bir dünyada yaşıyoruz ki, küresel ekonomiden doların yarattığı depremlere, siyasetin ruhsuz koridorlarından dış politikanın diplomatik hokkabazlıklarına kadar bütün gelişmeler kalbimizin manevi iklimini altüst ediyor. Bu yüzden de şiirin, edebiyatın, musikinin algı kapılarımızı sonuna dek açan, gönlümüzü zenginleştiren, ruhumuzu tamir eden o muhteşem zenginliği yanıbaşımızdan akıp gidiyor ve biz elimizi uzatıp dokunamıyoruz.

Oysa hayat o kadar kısa ki, binbir harmandan derlenen şiir başaklarından, eğilip dalgalarını hissedemediğimiz musiki denizlerinden habersiz geçen her an hayatımızın kayıp sayfaları arasına yazılıyor. Bir an olsun durup kalbimizin kıyısından akıp giden şiire bakmayı denesek, belki de hayatımızın başka şarkıları olacak ve her gün yeni seferlere çıkacağız.

Dolayısıyla, hiç zaman kaybetmeden Türkçe gibi muhteşem bir dilin raksına kulak vermekte yarar var. Unutmayalım, Türkçe’nin en has ifade biçimi olan şiire, estetiği ve ifade kudretini sağlayan en önemli unsur hiç kuşkusuz musikidir. Çünkü şiirin estetik yapısını oluşturan vezin, kafiye ve ses tekrarları aynı zamanda şiirde deruni ahengin doğmasına ve gönlü dolduran musikinin duyulmasına vesile olur.

Şiirlerinde Türkçe’nin estetiğini, inceliğini ve ifade kudretini gösteren büyük şair Fuzuli’nin, /Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge/ Ne açar kimse kapum bad-ı sabadan gayrı/ dizelerindeki lirizmi şiir dışında başka bir araçla sağlamak mümkün değildir. Bu mısralardaki seste yalnızlığın ıstırabı, çaresizliğin dinmeyen şikâyetleri vardır. Fuzulî, kendi gönül ateşinde pişirdiği yalnızlığını saba rüzgârı ile paylaşırken bu acıyı ve yüksek duyarlılığı Türkçe’nin estetiği ve ifade kudretiyle terennüm etmiştir. Ünlü Fransız şairi Valery’nin düz yazıyı yürüyüşe, şiiri de raksa benzetmesi boşuna değildir.

İşte ben de bugün aynı raksın peşine takılarak sizi güzel bir şaire götürüyorum. Şu günlerde Hüseyin Atlansoy’un Hece yayınlarından çıkan “Ya Sinek Sekiz Ya Buhurumeryem” adlı yeni şiir kitabını okuyorum. Hüseyin Atlansoy şiiri dendiğinde ilk akla gelen “İntihar ilacı” ve “Balkon Çıkmazında Efendilik Tarihi” akla gelir. Zira bu iki kitap, Atlansoy’un kendi şiirinin zirvesinde yer alır. Şair bu şiirlerinde alışık olduğumuz anlam evreninin dışına çıkarak, dünyaya adeta kuşbakışı bakmaktadır, biz tatlı bir şaşkınlık içinde dizeler arasındaki kant seslerini duyarız sadece...

Hüseyin Atlansoy’un şiiri sırrını kolay ele veren bir şiir değildir, ama her dizede yaşantının sahiciliğini hissetmek mümkündür. Şair, başta İntihar İlacı olmak üzere hemen tüm şiirlerinde otobiyografik unsurları, gündelik hayatın ayrıntılarını bol bol kullanır ve aynı zamanda bizi kendi trajedisiyle yüzleştirir.

Atlansoy’un yeni kitabı dahil hemen bütün şiirleri için, şairin renklerin psikolojisi üzerine derinleştiğini ve renkleri adeta bir ressam titizliği ile kullandığını söylemek gerekiyor.

/ilk hamle beyazındır hep

saf ve temiz

bir Cezayir seslenişi gibi

siyah ise direşkendir

zorlanır kendini

Kendilik önünde silmeye

işte hayat uyanıyor şafak kapanıyor

hızla o acı o kekre perde!

kalbim uyanıyor

aydınlanıveriyor

bütün evren

simsiyah gülümsüyor gözlerim

kendiliği çevreleyen buz denizinde

ve ilk kayıp tuzunu bırakıyor

kirpiklerimden toprağın

o kavi devinimine

hızla düşüyor kendim

Kendilik’e

silinerek;

geçiliyor uzak; kuzeyin uzak nefesiyle

yüksek dağların ölümsüzlüğü çağıran duygusuzluğu

düğümleniyor

yüzümün buzları çözülen gülünde/

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.