Mustafa Çağrıcı

Mustafa Çağrıcı

Kur’an’ı okumak, hissetmek, anlamak

Kur’an’ı okumak, hissetmek, anlamak

Bir Müslüman Arapça bilmediği halde Kelâmullah’ı sırf ibadet niyetiyle okuyor, dinliyorsa bunu manasız sayıp -hâşâ, Allah’ın vekiliymişiz gibi- reddetmemiz yanlıştır. Biliriz ki, kadınıyla erkeğiyle nice Müslüman, Kur’an’ı -dilini anlamadan okusa da- nice anlayarak okuyandan daha fazla hissederek, onunla gönül ve ruh yakınlığı kurarak okur ve -emin olunuz- Kur’an’ın lafzını anlayarak okuyan kimi insanlardan daha çok istifade etmiş olmanın huzuruyla mushafın başından kalkar. Hatta -anlayana ne mutlu! Ama- namazda bile Kur’an, anlamak için değil, ibadet için okunur.

Ancak bu dediklerimizden, Kur’an’ı anlayarak okumanın önemsizliği gibi bir anlam çıkarılmasın. Elbette Rabbimiz, insanlar zihinsel kapasitelerini kullanarak aziz kitabın engin manalarını kavrasınlar, ondan aldıkları feyizlerle güzel bir bireysel ve toplumsal hayat inşa etsinler diye onu göndermiştir. Bazı geç dönem kaynaklarında geçen bir rivayete göre Hz. Peygamber ilimle meşguliyetin önemini öylesine güçlü vurgulamış ki, yanındakiler “Ya Resûlallah! İlimle uğraşmak Kur’an okumaktan da mı daha faydalı?” diye sorunca, “Kur’an okumak da ancak ilim sayesinde fayda sağlar” buyurmuşlardır. Bu ifade hadis olmasa bile anlamı itibariyle Resûlullah’ın sünnetine uygundur. Bunu hadis olarak kaydeden Gazâlî, İhyâ’ın “Tefekkür” başlıklı 39. bölümünde “Bir tek ayeti düşünüp anlayarak okumak, düşünüp anlamadan bir hatim indirmekten daha hayırlıdır” der.

***

Bir kimse Kur’an’ı anlamak için okuyor, hele onu başkasına anlatıyorsa hem kendisini hem başkalarını din konusunda yanlış yerlere götürmemesi için Kur’an’ı doğru anlamanın gerektirdiği asgari bilgi altyapısına sahip olmalıdır. Bir dostum anlatmıştı: Meşhur şarkiyatçı Montgomery Watt, bir konferansında, Kur’an’ı doğru anlamak için o dönemin kültürünü iyi bilmek gerektiğinden bahsetmiş. “Mealciler”den biri, “Kur’an gayet açık bir kitaptır; her dönemde herkes anlayabilir” şeklinde laflar edince konuşmacı, Arapçada ‘civar’ın anlamını sormuş. İtirazcı genç “komşuluk” demiş. Watt tekrar sormuş: “Öyleyse ‘Ve hüve yücîru velâ yücâru aleyhi’ ayetinden ne anlıyorsun?” Tabii bizimki şaşırıp kalmış. Çünkü onun anladığına göre bu ayeti, “Allah başkasına komşuluk eder ama O’na komşuluk edilmez” şeklinde çevirmek gerekir. Halbuki ‘civar’ kelimesi o dönem kültüründeki meşhur “himaye” uygulamasını anlatıyordu. Dolayısıyla ayet, “O başkasını himaye eder; kendisinin himaye edilmesi ise söz konusu olamaz” anlamına gelmektedir.

Ama herkesin dinini öğrenmek için Kur’an’ı doğru okuyup doğru anlayacak şekilde bilgili olması gerekmez; tıpkı herkesin doktor olması gerekmediği gibi… Başından itibaren İslâm coğrafyasının her yerinde İslâm’ı kaynaklarından öğrenen dirayetli âlimler, Kur’an’ı doğru anlayıp doğru yaşamak için ihtiyaç duyulan konularda çeşitli dillerde zengin bilgiler üretmişler; Arapça bilen-bilmeyen Müslüman toplumlar da bu bilgilerden yararlanarak dinlerini öğrenmiş ve yaşamışlardır. Mezheplerin temel işlevi de bu olmuştur. Doğrudur, mezhepler din değil ama dinî bilgi kanallarıdır.

***

Önemli bir nokta da şudur: İslâm’ın Peygamberimiz dönemi inşa tarihinde inanç esaslarından ibadetlere, bireysel davranışlardan toplumsal ilişkilere kadar her alanda çok hızlı bir değişim yaşandığı için bu süreçte -kaçınılmaz olarak- hem Kur’an’da hem de hadislerde farklı durumlara göre farklı beyanlar olmuştur. Şu halde doğru anlama ulaşabilmek için ilgili olayları ve şartları bilip ayet veya hadisleri onlarla ilişkileri çerçevesinde anlamak, sonunda her bir ayetin ve ayetler grubunun nihai anlamını, Kur’an’ın bütünü içindeki yerine oturtarak kavramak, bunun için de Kur’an’ın bütün konularında doğru anlamayı mümkün kılacak düzeyde yüksek bir ilmî seviye kazanmak zorunludur. Bu birikime sahip olmayanların, dinlerini akaid, ibadet, ahlak gibi konulara dair klasik dinî eserlerden, modern zamanda güvenilir din âlimlerinin, ilâhiyat hocalarının çalışmalarından öğrenmelerinde büyük fayda vardır.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mustafa Çağrıcı Arşivi