Metin Hasırcı

Metin Hasırcı

Cebel-i Nûr’da sekiz kişi

Cebel-i Nûr’da sekiz kişi

C.evvel'in 14. gecesiydi, Cebel-i Nûr'a tırmanmaya başlama saatimiz 22.30 sıralarında oldu. 2005 Hac'cından beri her sene geldiğimiz umrede yapılan ziyaretler esnasında gerek Sevr mağarasının üzerinde bulunduğu Cebel-i Sevr'in, gerekse Hira Nûr Dağının zirvesindeki Resulullahın Nebiliğinin nüzulunden önceki tefekkür ve inziva yeri olan daha sonra da, yine aynı gâye ile gittiği bir gün, şeş cihetten gelen "İkra!" ayetine muhatap olmasının Nebiliğinin zahire çıktığı o mekâna çıkmaya yorgun bedenimin tahammül edemeyeceği endişesiyle, içimin istediği halde, eşim Ebe hanımın ise çıkmak arzusuyla kavrulduğunu bilmeme rağmen teşebbüs dahi etmemiştim. 30/Nisan/2009 günü akşamı 21.50'de yine İkbâl Turizmin Hac ve Umre organizasyonuyla istikamet Mekke olmak üzere THY uçağıyla Yeşilköy'den ihramlarımıza bürünmüş olarak yola çıktık.
İkbal Turizmin genç ve gayretli direktörü Kadir Ümit Bulut Beyefendi evlâdımız bizi Cidde'de karşılayacağından, Yeşilköy’den uğurlamayı büyük mahdumu Mustafa Bulut yaptı. Bizden iki saat sonra hareket edecek olan uçakta 2. kafilemizde ise, muhterem Ömer Döngel Hocam ile sevgili Nedim Odabaş'ında bulunduklarını biliyordum. Güzel bir uçuş sonrasında Cidde havalanına indik. Kadir bey'in hazırlatmış olduğu otobüs, kafileyi otele getirdi. Eşyaları otele yerleştirip, Kabe'ye koştuk. Tavafı yaptık. Tavaf namazını eda ettik ve bildiğimiz duaları unutup, bilmediklerimizi içimizden geldiği gibi kâinatın ve bizlerin sahibine arz ettik. Oradan da hemen Hacer Vâlidemizin İsmail'e su aramasının bir temsili olan "Say" ibadetine geçtik.
Say, bilindiği gibi Safa'da başlayıp, Merve'de biten, dördü gidiş, üçü dönüş olan bir yürüyüş. Bunun son düzlüğünde yorgunluktan neredeyse olduğum yere yıkılacak gibi oldum. Lahavle Havle Velâ..yı okudum ve takatimin biraz daha ziyadeleştiğini hissettim. 14 günlük Mekke ve Medine umre ibadeti bıktırmayan bir zaman dilimi olarak bana pek câzip geldi.
Muhterem Ömer Döngeloğlu Hocamızın riyasetinde başladığımız ziyaretlerin öncesine bir akşam evveline dönelim. Kafilemiz kalabalık olduğundan iki hâtta üç otele paylaştırılmışız. Döngeloğlu Hocamızın kaldığı otelde bir sohbet düzenlenmiş ben ise sabah namazı sonrasında yattığım yataktan yorgunluğun üzerimde tevlit ettiği bitkinlikle Kâbe’ye cemaat namazına gidiyor, namazı müteakip, bir tavaf yapıyor ve otele dönüyor ve yatağa uzanıyorum.
SEVR'İN VE CEBEL-İ NÛR'UN ETEĞİNDE
Döngeloğlu Hocamız Sevr dağının eteğinde, kalbe gelen sünuhatları adetâ bize naklediyor. O güzel ve akıcı lisan-ı islâmiye, eskimez ve pörsümez kelimelerle güftesi makamla bestelenmiş bir şarkı gibi terennüm ediliyor o samimiyet dolu terkipler zihin ve hafızada nice tedailer buluyor.. Sekiz aylık hamile Hazreti Sıddik'in kızının, Resulellaha ve pederi âlisine getirdiği yemekleri sardığı pakete belindeki kuşağın farklı desenlerini hemen gören Efendimizi Hz. Esma'yı(Natıkeyn)diye vasıflandırması ve hanımlara verilen değerin en üst seviyeden bir hakkı teslim edişi Esselâtü Vesselamın ifadatı ve Döngeloğlu Hoca, bunu kafamıza adetâ unutmamamızcasına çakıyor. Yarım saati aşkın ruhumuza genişlik, târihi islâmiyede bir tenezzüh yaşatan Hocaefendiye binlerce teşekkür. O veciz konuşmasını tamamladığında bize dönüyor ve mikrofon uzatıyor.. Bu ne tevazu, bu ne mahviyetkâr davranış isterim her sarık sahibi böyle olsun. Toprak gibi mütevazı olmalıyız. Ben de uzatılan mikrofunu nezaketle ve en samimi hürmetlerimle Hocam, estağfurullah, bu ifadatın lezzetini bozmayalım. Diyorum. Otobüse biniyor ve Cebeli Rahmeye uğruyoruz. Burası yeryüzünde Hz. Adem(AS) ile Havva Vâlidemizin buluştukları yer. Zirveye çıkıyor ve orada iki rekât namaz kılıyoruz. Döngeloğlu Hocamız buranın da islâm târihindeki safahatını bizlere aktarmak suretiyle yeni tefekkür labirentleri koyuyor önümüze. Oradan Cebel-i Nûr'a geliyoruz. Eteğinde halkalanıyoruz o basit görünüşlü harika yerin ve Ömer Hocanın, anlatımında zenginler zengini Hatice Vâlidemizin yamalarla dolu elbisesinin sebebinin adetâ anahtarlarını bizlere sunduğunu hissediyorum. Efendimiz on günü geçen Hira mağarasında kalışı, Hatice Vâlidemizi kaygılandırır. Çocuklarını Ümmü Eymen'e emanet eder. Yiyecekler ve içeceği suları hazırlar ve kâinatın yaratılmasının sebebi olan Efendimizi ne yer, ne içer düşüncesiyle ziyarete çıkar. Yaklaşık bin metreyi altmış yaşlarında tırmanarak çıkmaya başlar. Ve mağaraya varır. Efendimiz kendisine büyük hürmet ve hizmet gösterir. Sofrayı beraber kurarlar. Bu işlemi yaparken, Resulüllah, hanımının yamalı elbisesini Ey Hadice, sen varlıklı bir kimseydin seninle evlendiğimde. Sen benim peygamberliğime inanıp, servetini benim tebliğini yaptığım Hakk yola bezlettin. O zamanlar en güzel elbiseler senin için dikilirdi. Onları ancak sen giyebilirdin. Şimdi bak bu yamalı elbiseler içindesin diye ona hâli anlatırken, Hz. Cebrail nüzûl eder ve Ey Muhammed; Allah u Teâla şimdi emretti ve sana bildirmemi istedi. Hadice'ye bir cennet elbisesi ısmarladı meleklere. Onlar şimdi Hadice'ye o elbiseyi hazırlıyorlar. Her bir dikişinde emsalsiz kıymette mücevheratla tezyin edilmiş, bir taşını dünya üzerine aksettirse bütün kâinat pırıl pırıl aydınlanır. Müjdeler olsun ya Muhammed. Bu elbiseden yalnız bir kişiye o da Hadice't ül Kübra'ya dikilmektedir. Başka hiç kimseye böyle bir iltifat-ı ilahiye olmayacaktır diye nakleden Ömer Hoca, didelerimizi gözyaşı çeşmesine çevirdi. Sözlerini bitirdiğinde, pek mahviyetkâr(tevazu-alçak gönüllülük)tarzda tekrar bize mikrofon uzattı. Bu sefer kırmadık aldık. Dedik ki; Cebel-i Nûr'un evsafı zarifesi, mükemmeliyesi, Hz. Hadice'nin vak'ası bu güzel anlatımla unutulmaz bir bilgi ve nakle gayret göstermemiz gereken olay olarak kıyamete kadar anlatılmalı. Dedikten sonra dedim ki: Muhterem kardeşlerim! 1918'de 1. harp sonrasında bize hangi barışı teklif etti keferei fecere diye sorduğumda, hazirundan beklediğim cevap geldi. Hep birlikte Sevr muahedesi dediler. Memnuniyetten uçuyorum. Çünkü istediğim bu cevaptı.
Devam ettim. 622/Miladi’de burada ne oldu? Dedim Sevr mağarasını kast ederek. Hicret diye cevap verdi umre arkadaşlarım. Hicret, 610/Miladi'de devlet olma hitabının başlangıcı olan Oku ayetlerinin yaşandığı Cebel-i Nûr olup, yine devlet olmaya fiili başlangıç Sevr'deki mağara ve Medine'ye geliştir. İşte ben, buna bir târih meraklısı olarak, devlet-i ebed müddet çizgisi diyorum. İslâm devletini ilân eden Cebel-i Nûr'da gelen Oku ayetidir. Hicret'e yardım eden Sevr mağarası da devletin fiiliyata geçmesinin kavşağıdır ve bu devlet kıyamete kadar devam edecektir. Türkiye Cumhuriyeti de, 1924 Anayasasında 2. maddede eskimez harflerle yer alan "Türkiye Cumhuriyetinin dini, din-i islâmdır" ibaresi hasebiyle devlet-i ebed müddetin devamıdır. Deyip, beni dinlediklerinden dolayı teşekkür ettim.
Ömer Hocam, bize iltifat ederek, Metin Hocam, son derece tenvir eden bir izahat verdiler demek suretiyle bizi taltif buyurdular.
CEBEL-İ NÛR'A ÇIKIŞIMIZ
Yukarıda ifade ettiğimiz gibi C.evvel'in 14. gecesi, Ay Bedir halindeydi. Cebel-i Nûr'un tırmanma yapacağımız yönüne bütün haşmetiyle akse diyor, sanki hangi hayır sahibinin yaptığını bilmediğim merdivenlere bir gümüşten bir asfalt döküyordu. Bin metreye yakın yüksekliğe çıkış kararı aldığımda en başta eşim Ebe hanım çok sevindi. Birlikten kuvvet doğar derler ya ben bir arabaya biner sonra yavaş yavaş çıkarız diyordum. Bir de baktım ki; Mehmed Aktaş, Erkan Şahin, Nuri Kerim Yücel, Salih Tahan ve torunum Burak'la yaşıt Gamze Tahan kızımız, Meryem Karadere hanım ve eşim Ebe hanım Ayşe Hasırcı zirveye çıktığımızda saatler 02'yi gösteriyordu. Tırmanırken verdiğimiz molalarda bâzı menakıp ve yorumlar yapıyor yol arkadaşlarımı dâva sahibi olmaya, kuvvetten yana değil Hakk'dan yana olmaya dâvet ediyordum. Müsiad yönetim kurulundan Yakup Tüfekçi evlâdımıza Hira'ya çıkışı anlattığımızda o da başka bir arkadaş gurubuyla çıkmış fakat bilseydim sizlen de gelirdim diye hayıflandı. Fiemanillah.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Metin Hasırcı Arşivi