R. Özdenören

R. Özdenören

Devletin kaleleri mi var?

Devletin kaleleri mi var?

Hukukun üstünlüğünü sağlamış bir ülkede genelde yalnızca hukuk kurumlarının (mahkemeler, adalet işlerini yürüten çeşitli organlar) değil, bütün kamu kurumlarının siyasal tartışmaların dışında bırakılması istenilen bir olgudur.

Hukukun üstünlüğünü sağlamış düzenlerde tartışma konusu olan ya da olması gereken kurumların kendisi değil, fakat bu kurumlar adına hareket eden kişiler olur; öyle olması gerekir. Kurumun kendisi değildir yanlış karar alan ve bu yanlışlık dolayısıyla muaheze edilmesi gereken. O karar gerçek kişiler tarafından alınmıştır, dolayısıyla muaheze edilmesi gereken de o kişiler olmak gerekir.

Türkiye'de durum farklı işliyor. Başka alanlarda olduğu gibi bu konuda da tartışmanın içine çekilen unsur kurumlar oluyor. Çünkü kişiler, kendi özel kanaatleri çerçevesinde kalması gereken hususlarda bile durumun böyle olmadığını fakat o hareketin kurum adına ifa edildiğini beyan etmekten kaçınmıyor ve bu beyanda hukuk adına bir sakınca görmediği hususunda ısrarcı olabiliyor. Nitekim üniformasıyla hapishane ziyaretinde bulunan bir asker kişi bu ziyaretini şahsı adına değil, TSK adına yaptığını ileri sürebiliyor. Sanki kurum olarak TSK'nın böyle bir görevi varmış gibi...

Bazılarına bakarsanız CHP devlet partisidir veya devletin partisidir. Bazıları daha mütevazı davranarak CHP'nin devletin kurucu partisi olduğunu ileri sürüyor. Fakat son tahlilde, halen siyaset arenasında faaliyete bulunan bir parti devlete izafe edilerek açıklanmaya çalışılıyor. Böyle olunca o partinin kararları, dolaylı biçimde devlete izafe edilir hale geliyor. İşin vahim tarafı o partinin sözcüleri de bu izah tarzından gocunmuyor ve durumun düzeltilmesi cihetine gitmiyor. Bilakis bu söylemi benimsemiş bir pozda görünmeyi marifet sayıyor. Bu söylem kendi içine kapalı bir böbürlenme hevesi olarak dışlaşmayla kalsa fazla bir sakınca mülahaza edilmeyebilir. Fakat söylemin pratik sonuçları var. Bu sonuçlar devlet teşkilatının başka kurumlarını etkilemekten hali kalmıyor.

Son birkaç yıl öncesine kadar “devletin laiklik kalesi” olarak TSK öngörülürken, şimdi onun yanında her kademedeki mahkemelerin “devletin laiklik kalesi” olduğu fikri işlenmeye çalışılıyor.

Bütün bu tür girişimler yalnızca belli bir kurumun değil, nerdeyse bütün kurumların toptan siyasallaşmasına medar olur.

Biz öteden beri şu fikri öncelemeye çalışıyoruz. Aslolan hukukun üstünlüğüdür. Devletin siyasal rejiminden de önce hukukun üstünlüğü fikri ön alır. Adına demokratik, laik, sosyal vb. herhangi bir sıfatı yakıştıran bir düzen, temele hukukun üstünlüğü fikrini yerleştirmemişse, başka hiçbir şeyin değeri kalmaz. Hele de kavram kargaşasının yaşandığı bir ülkede, yalnızca kafa karışıklığının vahim boyutlara uzanmasının önü alınamayacağı gibi, hukuka, hukuk anlayışına ters istikametlerdeki gidişatın önünü almak da imkân dışı bırakılmış olur.

İşte tam da bu yüzden mahkemelere “laikliğin kalesi” gibi sıfatlar yakıştırılmaya çalışılır. Oysa mahkeme ancak ve ancak hukukun kalesi olabilir. Veya TSK laikliğin kalesi gibi görüntülenmek istenir. Ve sonuçta, İç Hizmet Yasası hükümet darbesinin meşruiyet kılıfı haline sokulur. Asal görevi yurt savunması olan ordunun “cumhuriyeti koruma ve kollama görevi” dış güçlere karşı kullanılmak gerekirken, ordu aynı hizmetin hükümetlere karşı dermeyan edileceği gibi bir görevle de karşı karşıya bırakılır. Bir süre sonra da bu tür fikirler genel geçer fikirler sayılmaya başlar.

Eğer bazı kurumlar “devletin kalesi” olarak düşünülürse bir süre sonra siyasallaşmayan hiçbir kurum bırakılmamış olur. Anlayış tarzını bu istikamete çekmek isteyen zihniyetle birlikte o kurumlar ve kuruluşlar da aynı sel dalgasının altında kalıp gider. Kaçınılmaz olarak...


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
R. Özdenören Arşivi