Gül’den tarihi mesaj ve uyarılar

Gül’den tarihi mesaj ve uyarılar

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün TBMM’nin yeni dönemin yaptığı açılış konuşması; gerek son dönemin tartışmalı konularına getirdiği çarpıcı yaklaşımlarla, gerekse tarihi önem taşıyan uyarılarıyla gündeme damgasını vurdu.

Konuşmanın bütününe baktığımızda, öncelikle şunu söylemek doğru olabilir. Cumhurbaşkanı ‘açılım’ tartışması başta olmak üzere ülke ve dünya gündemindeki konulara geniş ve kuşatıcı bir perspektifle yaklaşıyor. Başka bir deyişle cumhurbaşkanlığı makamının, yakın geçmişteki örneklerde olduğu üzere, millete mesafeli olmak adına ülke ve dünya gündeminden kopuk duruşunu terk ettiğini ortaya koyuyor.

Hemen her hayati sorunda ve tartışmada, günlük çekişmelerin kıskacına hızla düşme alışkanlığımızı yazık ki henüz terk edemedik. Cumhurbaşkanı Gül’ün konuşması, Türkiye’nin kendi sorunlarını daha büyük bir resimde görme
sine imkan tanıyor ve çözüm sürecinin ‘partizan’ tutumlardan arındırılmasına göndermelerde bulunuyor.

***

Alışageldiklerimizin dışında kısa bir konuşmaydı. Ancak son derece yoğun bir mesaj dokusuna sahipti.

Milleti tarif ederken, ‘Farklılıklara saygıyla yaklaşan birlik idealinin tecessüm etmiş halidir’ dedi. Devletin var oluş nedenini ‘Milletimizden gelen demokratik taleplerin doyurucu biçimde karşılanması’ ve ‘Anadolu’nun tüm tarihi mirasını korumak’ ifade etti.

‘Çeşitlilik içinde birlik’ tartışmalarının önemine dikkat çekerek ‘Bu tartışmaları sağlıklı biçimde yürüten milletler geleceğe damga vuracaklar; tartışmaları bastıran toplumlar ise kendi içlerine kapanarak tarihin gerisine düşeceklerdir’ değerlendirmesini yaptı. Şunu da ekledi: ‘Uzlaşma kültü
rünü ortadan kaldıran ve aşırılıkları kışkırtan sonuçlar doğurmadığı sürece bunları demokratik çoğulcu zihniyetin gelişmesi bakımından çok değerli buluyorum.’

Abdullah Gül’ün, özellikle açılım tartışmalarında uçlara savrulan iki siyasi anlayışa/partiye yaptığı şu uyarıların da altını çizelim:

‘Doğal bir durum olan, etnik, dini ve kültürel farklılıkları, uç ayrılıkçı fikirlerin zemini haline getirenler çağın gerisinde duruyorlar demektir. Birlik ve beraberlikten herkesin tek tip bir kalıp içinde erimesini anlayanlar da, çağın ruhuna aykırı davranıyorlar demektir.’

***

Şu sözlerin adresi ve vurgusu ise tartışma götürmeyecek kadar açık:

‘Hiç kimse, devleti ve rejimi korumak bahanesiyle hukuk dışına çıkamaz. Devleti ve rejimi koruma baha
nesiyle hukuk dışı yollara başvurmak, devletin güvenliği ve rejim için en büyük tehlikedir.’

Elbette şu uyarıyla birlikte: ‘Kişilerin mahkeme salonlarında herhangi bir karar verilmeden önce yazılı veya görsel medyada yargılanıp mahkum edilmeleri hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmamaktadır.’

***

Cumhurbaşkanı’nın güçlü orduyu milli güvenliğin gereği olarak tanımlarken devamındaki değerlendirmesi hayli dikkat çekici:

‘Dinamik milli güvenlik anlayışı sadece ordunun imkan ve kabiliyetleriyle sağlanan bir çerçeveyi aşmıştır.’ Gül, bu noktada ordunun yanı sıra, ‘Demokrasinin gelişmişliği, ekonominin sağlamlığı, entelektüel bakımdan ve her açıdan nitelikli insan gücü’ne de dikkat çekerek, TSK’nın ‘güçlü ordu’ göndermesine ince bir cevap vermiş oldu.

Kafkaslar ve Kıbrıs başta olmak üzere dış politikada ‘statüko’nun devam edemeyeceğine işaret ederken ‘Mevcut fırsat penceresi sonsuza kadar açık kalmayacaktır’ uyarısında bulundu.

Tarihi bir konuşmadan kısa notlar şimdilik bu kadar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi