Serdar Arseven

Serdar Arseven

Bahçeli, is-te-mi-yor!..

Bahçeli, is-te-mi-yor!..

Bir grup ülkücü öğrenciyle buluştum. İyi muhabbet oldu, doğrusu.
Hukuk, nizam tanımaz yasakçı rektörleri en fazla zorlayan bu gençlerdi. Büyük direniş gösterdiler.
O melun “özel güvenlik” çemberini, hukuk kurallarına uygun olarak yaran ve hanımefendilerin içeri girmesini sağlayan onlardı. Korkuları, çekinceleri yoktu. Rektörlükten gelen tehditlere, şantajlara aldırmıyorlardı. Başörtülülerle birlikte “bedel ödemeyi” göze aldıkları belliydi.
Ve çok ilginç; bazı ülkücü öğretim üyelerini de, başörtüsü mücadelesine destek vermeye davet eden hatta mecbur eden bu öğrencilerdi!..

Bu delikanlılarla çay sohbetinde buluştuk…
Anadolu insanı; “Ben yaptım, ben ettim” havası yok.
Acayip mücadele verdiklerini söylüyoruz da… Oralı bile olmuyorlar: “Biz de şöyle hafiften bir omuz verdik işte, büyütmeye değmez!”

Gençlerle sohbetin bir yerinde… Telefon çalıyor…
Meclis’ten arayan, “Abi Devlet Bahçeli başörtüsünü sattı!” diyor…
- Hayrola?.. Neyi sattı?.. Ne yaptı?..

Devlet Bahçeli, “Anayasa’daki değişiklik yeterlidir, YöK Kanunu’nda değişiklik yapılmasına gerek yoktur” diyen YöK Başkanı’nı hedef aldı… Yasakçılara destek verdi ya… Telefondaki genç muhabir, pek şaşırmış bu işe…
Açık söyleyeyim: Ben hiç şaşırmadım. Ve tepki göstermedim!..
Zira… Sürecin başından beri, neyin niçin yapıldığını yakından takip etmekteyim…
çok iddialı bir şekilde ifade ediyorum ki; “Sayın Bahçeli, üniversitelerdeki başörtüsü yasağının sona ermesini asla istemiyor!..”
İs-te-mi-yor!..
Şimdi… Biz böyle yazdık ya…
Soracaksınız haklı olarak: “Peki bu adımları niye attı öyleyse?..”
Cevap mı?.. Basit:
“Başbakan, İspanya’da
‘Velev ki siyasi simge olsa…Ne çıkar?..’” dedi ya…
Sayın Bahçeli’nin bu konuşmanın ardından hemen “harekete” geçmesi… Ve pratikte bir anlamının olmadığını daha ilk gün yazdığımız “10. Madde değişikliğini” teklif etmesi bir POLİTİK manevraydı…
Başbakan’ı sıkıştırmayı ve “adım atmaya” mecbur etmeyi hedefledi!..
Sonra… İşte sonrası: “EK 17’de değişiklik” kazığı!..
Meseleyi Anayasa Mahkemesi’nin iptal etmesi pek de kolay olmayan “Anayasa maddelerine ilişkin mutabakatla” çözüme kavuşturmak yerine…
“İptal edilmeme ihtimali bulunmayan EK 17 değişikliği” dayatmasıyla, başörtüsü yasağının ilelebet devam etmesini sağlamak!..
Evet… Sayın Bahçeli meseleye bu açıdan baktı…
Dayatmasıyla kabul edilen kanuni düzenleme, Anayasa Mahkemesi’nden geri döndüğünde… Ne gam…
“Elimizden geleni yaptık. Ancak, iktidar muktedir olamadı. Anayasa Mahkemesi üyelerine tesir edemedi” deme imkânı elindeydi aklınca.

Evet, bu böyle… Süreç içinde hangi MHP yöneticisiyle konuştuysam, “Gerisini de iktidar düşünsün artık” dedi.
“Anayasa Mahkemesi’nin iptal edeceği kesin olan bir düzenlemeyi nasıl dayatırsınız? Millet, bunu görmeyecek mi?..” diyerek karşı çıktığımda ise… MHP’nin bir teklifte bulunduğu, kabul edip etmemenin iktidarın elinde olduğunu söyledi!..

Şu hâle bakın siz!.. Binlerce genç kız, üniversite kapılarında süründürülürken Ankara’da böyle küçük hesaplar yapılıyor!..
Hayatlar kayıp giderken Sayın Bahçeli çıkmış, şunları söylüyor:
“Şayet YöK Başkanlığı’nın Ek 17. maddede yapılacak değişikliğe ihtiyaç olmadığına dair yaklaşımı kabul görür ise kılık kıyafet konusunda tam bir kargaşa yaşanması ve her tür kıyafetin giyilmesi gibi bir tehlike (!!!) karşımıza çıkabilecektir.”
Hadi bakalım; bir MHP’li çıksın… Ve bu ifadelerin… “Sayın Bahçeli, üniversitelerdeki başörtüsü yasağının sona ermesini is-te-mi-yor” yargımıza kuvvet kazandırmadığını söylesin!..
Bunları çay sohbetinde buluştuğumuz MHP sevdalısı ülkücü gençlere de söyledik… Fazla itiraz edemediler… “Biraz haksızlık ettiğimi” söyleyen bir genç de desteksiz kaldı.
Ne ilginç bir durum değil mi;
Bir tarafta, başörtülülerin derslere girmesi için disipline gitmeyi, okuldan atılmayı göze alan MHP’li gençler…
Diğer tarafta ise, YöK Başkanı’na, “başörtülülerin üniversiteye alınması gerektiğini” söylemesinden dolayı tepki gösteren MHP Genel Başkanı…
Tabanla tavan bu kadar mı uyumsuz olur?..
Milyonlardaki ruh buyken… Zirve bu kadar mı ruhsuz olur!..
MHP’Lİ CEVAP VERSİN!..
Şimdi… Bir MHP’li çıkıp; “Sayın Bahçeli, Anayasa Mahkemesi’nin EK 17 değişikliği hakkında kesinlikle iptal kararı vereceğini nereden bilsin” diyebilir mi?..
Var mı böyle bir ihtimal?.. Biri beni ikna etsin…
Bu Sayın Bahçeli de olabilir… çıksın ve: “Anayasa Mahkemesi, esastan görüşme imkanına sahip olduğu bir düzenlemeyi (daha önce aynı konuda iptal kararı vermiş olmasına rağmen) iptal etmeyecek” desin!..
Hayır diyemez!..
Peki o zaman dert nedir?..
“Başörtüsünün ilelebet yasaklı kalması” değilse hedef… Nedir öyleyse?..

Efendim; iktidar protokol imzalamış… EK 17 değişikliği için söz vermiş. “Şeref, haysiyet” söze sadakati gerektirirmiş!..
Yok ya!.. Şu şeref, haysiyet gibi yüce kavramların kullanıldığı mevzua bak Allah aşkına…
“Yanlış ve batıl üzerine taahhüt”ün geçerliliği mi olur?
Bir adama “borcunu ödeyeceğine dair” söz verdiğinde, tutmak için elden geleni yapmak şeref, haysiyet meselesidir!.. Tamam da… “Seninle kumar oynayacağım” taahhüdünün yerine getirilmesi mi gerekir?..
Ya da… Abdullah öcalan’a sonuna kadar sadık kalacağına dair sözü bulunan bir zât, bu sözünü tutmadığında “şeref, haysiyet” kaybına mı uğramış olacaktır… Elbette hayır!..
“Velev ki” söz vermiş olsa dahi…
AK Parti’nin EK 17 değişikliği konusunda, Bahçeli’nin tuzağına düşmesinden büyük bir hata olamaz!..
Bu öyle büyük bir sorumluluktur ki hiç kimse taşıyamaz!..


Önceki ve Sonraki Yazılar
Serdar Arseven Arşivi