Eksen kayması ve AB

Eksen kayması ve AB

Türkiye’nin dış politikasıyla ilgili olarak hayli zamandır devam eden “eksen kayması” tartışması, Gazze’ye yardım gemisine yapılan kanlı İsrail saldırısı üzerine tırmanan gerginlik ve aynı günlerde BM Güvenlik Konseyindeki “İran’a yaptırım” oylamasında Ankara’nın Brezilya ile beraber “hayır” oyu vermesi sonrasında iyiden iyiye kızışıp hararetlendi.

Gerçi mesele bu iki hadise ile sınırlı değil.

Öncesinde de Türkiye’nin söylem düzeyinde İsrail’e tepkilerini sürdürürken, Arap ülkeleriyle ilişkileri geliştirmesi, birçoğuyla karşılıklı olarak vize uygulamasının kaldırılması, buna karşılık AB ile arasının iyice açılması, bu istikametteki tartışmaları besleyen bir arkaplan oluşturmuştu.

ABD’nin başını çektiği dünya güçleri, İsrail’le Yahudi lobisinin istediği şekilde İran’a yaptırım hazırlığı içindeyken Türkiye ve Brezilya’nın bu ülkeyle takas anlaşması yapması da aynı zincirin bir halkası oldu. İsrail çevreleri bu gelişmeyi “İran Brezilya’yı kandırdı” şeklinde yorumlarken, Türkiye için de “İşte eksen kaymasında bir adım daha, Türkiye Batıya yüzünü çevirip İran’a ve İslâm âlemine yaklaşıyor” propagandasını arttırdı.

Özellikle gemi baskını sonrasındaki gerginlikte ise ABD ile ilişkilerin tahribine odaklanıldı.

Hatırlanacağı gibi, Obama’nın geçen yılki Türkiye ziyaretinde olumlu hava zirve yapmıştı.

Ama sonra bu atmosfer, iki ülke ilişkilerini yıllardır zehirleyen Ermeni soykırımı iddiası başta olmak üzere, farklı gelişmelerle yavaş yavaş dağılmaya yüz tuttu. İsrail’le yaşanan gerginliğin—görünüşte—had safhaya ulaşması ise, aynı gerilimi ABD’ye de yansıtma fırsatı olarak kullanıldı.

Eşzamanlı olarak Erdoğan’ın, Bush’la sıkı fıkı iken pek seslendirmediği, Felluce katliâmında olduğu gibi istisnaî çıkışlarını ise bilâhare geri alma anlamına gelen politikalarla telâfi etmeye çalıştığı “Irak işgali” eksenli eleştirilerini tam da Obama’nın işgali bitirip bu ülkeden çekilme hazırlıkları devam ediyorken dile getirmesi de ilginç.

İran kararında dikkat çeken noktalardan biri, Putin Asya zirvesi için geldiği İstanbul’da Erdoğan’la gayet “samimî” görüntüler verirken, Güvenlik Konseyinde yapılan oylamada Rusya’nın Amerika’yla birlikte yaptırımlara “evet” demesi.

Bu tavır, özellikle uluslararası politikada yekpare birliktelikler olmadığı, olayın ve konunun niteliğine göre parçalı, konjonktürel ve geçici ittifak veya karşıtlıklar oluşabildiğini bir defa daha gözler önüne seren yeni ve enteresan bir örnek.

Aynı Güvenlik Konseyi ve BM’nin, İran’a yaptırım konusunda sergilediği kararlılığı İsrail’e karşı ortaya koymaktan kaçınması da, gözden kaçırılmaması gereken önemli noktalardan biri.

Ve İran oylaması, uzlaşılan yaptırımlar İsrail’i tatmin etmese de, gemi baskını vahşetinin tetiklediği tepkilerin Tel Aviv üzerinde meydana getirdiği baskıyı hafifletti, hem de uluslararası kamuoyunun gündemini yeniden İran’a odakladı.

Bu hengâmede “Türkiye eksen mi değiştiriyor?” tartışmasının daha yoğun bir şekilde alevlendirilmesi elbette ki tesadüfî bir gelişme değil.

Haddizatında Türkiye’nin Ortadoğu, Orta Asya, Asya, Uzakdoğu, Afrika, Güney Amerika gibi çok farklı coğrafyalarla aktif ve dinamik bir ilişki içine girmesinde yadırganacak birşey olmamalı.

İlâveten, çok yönlü ve çok boyutlu dış politika açılımları AKP hükümetiyle başlayan bir gelişme de değil. Çok partili demokrasiye geçtiğimiz 1950’de milletin reyiyle iktidara gelen DP’den bu yana bütün demokrasi hükümetleri dış politikaya yeni ufuklar kazandırıp, dünyanın her yerinde dostluğa dayalı ilişkiler tesisine katkı sağladılar.

Buradaki önemli mesele, genel dengeyi ve öncelikleri iyi tanzim ve takip edip gözetebilmek.

AKP iktidarının bu noktadaki en vahim hatası, 2004 sonundan itibaren AB sürecini boşlayıp, reformları ilerletmek yerine Avrupa kaynaklı engellemeleri bahane ederek bu tavrı sürdürmesi.

5.5 yılda AB sürecinde daha iyi bir noktaya gelseydik, böyle bir eksen polemiği olur muydu?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi