CHP'nin başörtüsü sorununu çözmesine kim niye itiraz etsin?

CHP'nin başörtüsü sorununu çözmesine kim niye itiraz etsin?

Seçim gezilerinde parti liderlerinin meydanlarda yaptıkları konuşmalar partilerin söylem ve politikalarında da beklenmeyen değişimlerin tetikleyicisi olabiliyor. Başta hiç hesaplanmamış bazı adımlar meydanlarda liderlerin akıllarına bir şekilde gelen bir cümlenin sarf edilmesiyle bir anda parti politikasına dönüşebiliyor. Bu cümleyi bazen meydanla bir pankarta cevap verme ihtiyacından doğabiliyor. Meydanlarda sadece liderler konuşmaz, halk da verdiği coşkuyla, canlı tepkileriyle konuşur ve liderleri konuşturur. Miting konuşmaları o yüzden hiçbir zaman tek taraflı bir hitap (monolog) olarak gerçekleşmez, bir diyalog olarak gerçekleşir. Dediğim dedik bir siyasetçidense halkın nabzını iyi dinleyen, halkın yönlendirmesine açık bir siyaset açısından çok sağlıklı bir durumdur bu. O yüzden genel olarak seçimler özelde de meydanlardaki diyaloglar partileri törpüleyen, seçmenleriyle politikaları arasındaki arz-talep dengesini yeniden tesis eden fırsatlardır.

Yine de Kılıçdaroğlu'nun seçim meydanlarındaki diyaloga gereğinden fazla açık olduğu söylenebilir. Açılan her pankarta cevap vermesi, atılan her slogan üzerine bir dizi vaatte bulunması bu diyaloga çok açık olduğu izlenimi veriyor. Fakat korkarım bu bile sadece bir izlenim olarak kalıyor, çünkü pankart ve sloganlara bu kadar çok açık olunca meydandan gelen sese verdiği tepkiler ciddi olmaktan da giderek uzaklaşıyor.

Her slogana ve pankarta cevap yetiştirme telaşı içinde o kadar çok vaat ve o kadar çok söz söyleniyor ki, bu sözlerin ve vaatlerin birbiriyle olan ilişkisi gerçekleştirilebilirliği veya partinin kendi politikasıyla olan sürekliliği ve tutarlılığını gözetmek akla gelmiyor. Bir gün önce Başbakanı Öcalan'la görüşmekle suçlarken ertesi gün genel aftan bahsedebiliyor, bir sonraki gün Öcalan'la devletin görüşmesinin bir sakıncasının olmadığını anlatıyor, bir sonraki gün de genel affın Öcalan'ı kapsamadığı anlatılıyor. İçinde bulunduğumuz sürecin bir seçim değil referandum olduğunu unutarak fındık, kayısı üreticilerinin sorunlarına dair dalışlarına girmiyoruz bile. Her gün konuştuğu meydandan gündem oluşturacak bir vaadi oluyor Kılıçdaroğlu'nun. Bu vaatlerin aşırılığı ve hiç birinin miadını doldurmadan unutulmaya yüz tutması kendi söyleminin anlamını da iyiden iyiye aşındırıyor. Giderek söylediği ciddiye alınması zor bir lider haline geliyor.

Başörtüsü konusunda söylediklerini bu skalada söylediği için ciddiye almakta zorlanmak çok normal. Aslında meydan diyalektiği içinde normal olan, gerçekten de halka kulak vermiş bir CHP'nin başörtüsü konusunda yoğunlaşmış bazı takıntılarından kurtulmanın kendisi için ne kadar faydalı olabileceğini duyumsamasıdır. Üstelik Prof. Sencer Ayata başkanlığında bir grubun bu konuda bir hazırlık içinde olduğu duyurulduğuna göre, "meydanda konuşulan meydanda kalır" konulardan biri de değil.

CHP'nin başörtüsü konusunda şimdiye kadarki siyasetini sorgulamaya başlamış olmasını kesinlikle hafifsememek lazım. Bu, siyasetin halksız yapılamayacağının CHP tarafından hatırlanmış olduğunun resmidir. Başörtüsü hususunda doğru bir siyaset izlediği takdirde geçmiş kayıplarını bir nebze telafi edebilir de.

Başörtülüler, Elisabeth Özdalga'nın bir araştırmasında çok iyi ortaya koyduğu gibi toplumda bireyselliği zannedildiğinin ötesinde en yüksek düzeyde gerçekleşen insanlardır. Çünkü başlarını örterken göze aldıkları sosyal kayıp ve dışlanmalar dolayısıyla giderek gerilimli bireysel dünyalarıyla baş başa kalabiliyorlar. Bu süreçte yaşadıkları onları inanılmaz bir bireysellik seviyesine taşıyor. O yüzden CHP'nin samimiyetini hiç kimsenin etkisi altında kalmaksızın bizzat kendilerinin en iyi şekilde ölçüp değerlendireceklerine, hazır başörtüsü mevzuuna el atmışken, başta CHP'lilerin hazır olmasını tavsiye edebilirim.

Ancak Kılıçdaroğlu'nun başörtüsü sorununun çözümü için "hallederiz" türünden bir yaklaşımdan ötesini göstermesi gerekecek. Kendi partisi engel olmasa zaten çözülmüş olan sorunu kendisi tek başına nasıl çözecek? Aslında fazla bir şey yapması gerekmiyor, çözüm yolunda engel olmaktan çıkması yetiyor.

Bunca yaşanandan sonra başörtüsünün dinde yeri olup olmadığını anlamak için alimlere gitmeyi akla getirmiş CHP bu süreçte işin taa başında demektir ve bu "başörtüsü sorununu çözmeye yeni başlayanlar" için yanlış bir tercih sayılmaz. İşin bu kısmının "yeni başlayanlar için" gerçekten halledilmiş olması lazım. İşi tuhaf kılan, Türkiye'de bu konuda hem sorunun siyasi bağlamı hem de akademik birikimi açısından o kadar mesafe kat edilmiş olması galiba. CHP'nin bütün bu aşamalardan habersiz gibi, üstelik sorunun kilitlenmesindeki rolünü unutmuş gibi ortaya çıkması siyasette bir anlamsızlaşma etkisi yapıyor. Yoksa CHP'nin başörtüsü sorununu çözmeye talip olmasına kim niye itiraz etsin?

ALEVİLERİN OYU KİMSENİN HEYBESİNDE DEĞİLMİŞ

Cuma günü TVNET'te yayımlanan halkın kararında Alevi çalıştayları koordinatörü Dr. Necdet subaşı ile yaptığımız programa çoğu Alevi kesimden çok sayıda e-mail ve telefon aldık. Bazı Alevi dernek temsilcilerinin referandumda bütün Alevlier adına görüş beyan etmeleri bir çok Aleviyi kızdırmış ve kendilerine hiçbir bireysellikleri olmayan kabileler olarak yaklaşılmasına karşı tepkilerini beyan ettiler. En anlamlı tepkilerden biri de bugünlerde Referandum sürecine katkı amacıyla seri Seher Dilovan, Rojin, Kardeş Türküler, Mustafa Tatlıtürk, Aynur Güneş gibi sanatçıların katılımıyla Demokrasiye Özgürlük Konserleri düzenleyen SU TV genel yayın yönetmeni Yalçın Özdemir'den geldi. Yalçın bey, referandumun faşizme dur demek için tarihi bir fırsat doğurduğunu ve bu fırsatı "evet" diyerek değerlendirmek için kendilerinin de bir Alevi grubu olarak her türlü çabayı sarf ettiklerini hatırlattı.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi