Ergenekon’da gidişat

Ergenekon’da gidişat

Ergenekon sürecinde bugüne kadar yapılan operasyonlarda, ağırlıklı olarak, “örgüt”ün asker boyutunun üzerine gidildiği izlenimi oluştu. Ancak bunun ne ölçüde gerçek durumu yansıttığı, halen belirsizliğini muhafaza ediyor.

Ayrı bir kulvarda, ama aynı hedef kapsamında yürüyen Balyoz dâvâsındaki tutuklamalar hariç tutulursa, Ergenekon ana dâvâlarında emekli veya muvazzaf üst düzey subaylardan tutuklu yok.
Kurucu ve yönetici olmakla suçlanan Eruygur ve Tolon dışarıda. Ve içeridekilerden en yüksek rütbeli isim ise, emekli Tuğgeneral Veli Küçük.
Sürecin başlangıç safahatında merak edilen ve çok seslendirilen “Bir numara kim?” suali de artık unutulmuş ve gündemden düşmüş durumda.
“Örgüt”ün emniyet ayağıyla bağlantılı olarak içeriye alınanlar İbrahim Şahin ve Hanefi Avcı.
Ve özellikle Avcı’nın niye bir anda sanık durumuna düştüğüne ilişkin tartışmalar bitmiş değil.
İstihbarat faslında son dalgaya—operasyon öncesi yurt dışına çıktığı belirtilen—MİT’çi Kozinoğlu’nun dahil edilmesi dışında, gelişme yok.
Şimdiye kadarki operasyon dalgalarında üzerine gidilen bir kesim de, bazı üniversite rektörleri. Özellikle 28 Şubat sürecindeki sivri ve yasakçı uygulamalarla isim yapmış olan rektörler.
Ama o cenahta da farklı uygulamalar var. Meselâ o dönemin YÖK Başkanı Gürüz ve İÜ eski rektörü Alemdaroğlu gibi isimler gözaltına alınıp bırakılmışken, bazı rektörler hâlâ içeride.
Haberal’ın durumu başlı başına bir vak’a.
Parti lideri ve yazar kimliğiyle Perinçek’in de.
Ve birbiriyle irtibatlı iki diğer kesim: İş dünyası ve sendikalar. İlkini temsilen ATO Başkanı Sinan Aygün, sendikalardan da Türk-Metal İş Başkanı Mustafa Özbek tutuklanan ve biri kısa, diğeri daha uzun süreyle içeride tutulan isimler.
Yargı cenahında en çok ses getiren operasyon, Yargıtay eski Başsavcısı Kanadoğlu’nun evinin aranması, ama kendisine dokunulmaması oldu.
Erzincan eski Başsavcısı İlhan Cihaner’le ilgili olarak devam etmekte olan süreç ayrı bir hadise.
Medya ayağında da, tutukluluk süreleri iki yılı geride bırakan Mustafa Balbay’la Tuncay Özkan’ın durumları en çok konuşulan konuların başında gelirken, son dalgayla, içerideki isimlere yenileri eklendi. Ve bunların arasında, Ergenekonculukla suçlanmaları sürpriz olarak değerlendirilenlerin de bulunması, herkesi şaşırttı.
Bunlar, dört yıllık sürece dönüp bakıldığında ilk akla gelenler. Arada başka birçok isim de var.
Türkân Saylan’ın evindeki arama, Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk’un da gözaltına alınması gibi...
Detaylı bir hafıza yoklaması ve arşiv taraması, daha birçok “unutulan”ı da tekrar hatırlatabilir.
Bu olup bitenleri göz önüne alarak, gelinen noktaya bakıldığında şunu söylemek mümkün:
Bazı ipuçlarından yola çıkarak başlatılan ve yeni bulgularla dalgalar halinde genişletilerek devam ettirilen sürecin, ilerledikçe netleşen bir tablo ortaya koyması gerekir ve beklenirken, sanki iş daha da dağılıyor ve karışık hale geliyor.
Özellikle son dönemde, örgütün medya ayağına vurulacak esaslı darbelerin yolda olduğu söylentileri vardı; eğer kast edilen şey Oda TV operasyonları ile beraberindeki diğer gözaltı ve tutuklamalar ise, “Dağ fare doğurdu” demekten başka söylenecek birşey yok. Tabiî, “Turpun büyüğü heybede” dedirtecek gelişmeler olmazsa...
Asıl önemli ve endişe verici olan ise, darbeci zihniyetle mücadele adı altında yürütülen sürecin kişiler üzerinden, üstelik böyle parçalı ve dağınık bir şekilde, çifte standart eleştirilerini de beraberinde getiren uygulamalarla götürülmesi.
Hedef alınan kişilerle onları destekleyen çevrelerde giderek sertleşen bir rövanş duygusunu biriktiren bu durum, mevcut güç dengesinde değişiklik olması halinde, tersine işleyen benzer süreçleri tetikleyecek bir vahameti de barındırıyor.
Ergenekon ve Balyoz gibi operasyon ve dâvâlarla gerçekleştirilmek istenen arınmanın sağlam bir zemine oturması için gerekli yapısal reformların gecikmesi ise bu vahameti daha da arttırıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi