Faruk Çakır

Faruk Çakır

'And' olsun ki bu yanlıştır!

'And' olsun ki bu yanlıştır!

Birinci sınıftan başlamak üzere okula giden çocuklarımıza dikte ettirilen, her sabah toplu bir şekilde okutulan ‘andımız’ın problemli olduğu epeydir konuşulan bir konu. Konu ile ilgili tartışma zaman zaman alevlense de, ‘daha önemli’ gündem maddeleri kafaları meşgul edince bu mesele unutuluyor.
Bir öğrenci velisinin Danıştay’a açtığı dâvâda verilen karar üzerine tartışma alevlendi. Danıştay, okullarda okutulan ‘and’ı savunarak, andın kaldırılmasını isteyen talebi geri çevirdi. Neticede tartışmaya ‘aydın’lar da katıldı.
Bir veli olarak bu ‘and’ın yanlış olduğunu bir defa daha ifade etmekte fayda görüyoruz. Bazı ‘hukukçu’lar her ne kadar aksini savunsa da, bu ‘and’ı mecburiyet karşısında her gün okuyanlar da bunu içlerine sindiremiyor. Belki ilk yıllarda ‘ne okuduğunu’ anlamayan çocuklar ‘şarkı’ niyetine bunu seslendiriyorlar, ama ilerleyen yıllarda okudukları ‘and’ın mânâsını kavradıkça itirazları da çoğalıyor. Geçen yıllarda bu ‘and’ı farklı şekillerde okudukları için ceza alan öğrenciler de olmuştu.
Türkiye’yi idare edenlerin, yanlışlardaki ısrarlarını anlamakta zorluk çekiyoruz. Bu ‘and’ mutlaka bir gün kalkacak, çünkü hem Türkiye, hem de dünya gerçekleriyle örtüşmüyor. Mânâ ve muhtevâ olarak ‘yeni’ değil, ‘doğru’ da değil. Nasıl ki uzun yıllar devam eden ‘kara önlük’ uygulaması yine milletin itirazlarıyla sona erdi, benzer şekilde körpe öğrencilere dayatılan ‘and’ ısrarı da sona erecek.
Madem öğrencilerin eğitimlerinden velileri sorumludur, o halde bu konuda velilerin ne düşündüğü de sorulsun. Elbette çocuklarına ‘and’ okutmak isteyen veliler de çıkabilir. Olsun, onların da talebi dikkate alınsın ve isteyenlerin çocuklarına ‘and’ okutulsun. Ama istemeyenlere de zorla ‘and’ okutulmasın. Böylece hem yumuşak bir geçiş sağlanır, hem de insanlar kıyaslayarak ‘yanlış’ın farkına varır.
Kimileri, “Eğitimin diğer problemleri bitti de sıra buna mı geldi?” diyor. Tamam, tek problem bu değil, ama çok ciddî bir problem olduğu da göz ardı edilemez. Danıştay kararı vesilesiyle konu yeniden gündeme geldiğine göre bu noktada kalıcı adımların atılması lâzım. Her problem karşısında olduğu gibi bu konuda da “Ertele ve ötele” metodunu uygulayarak bir yere varamayız. Bu ‘and’ mutlak sûrette kaldırılmalı, okullarımız gerçekten bir eğitim yuvası olmalıdır.
Çocuklarını okula götüren ve okunan ‘and’a şahit olan veliler; ya ‘and’da ne denildiğinin farkında değil, ya da “Adam sen de, aldırma geç” diye düşünüyorlar. Yoksa aklı başında olanların ‘and’daki sözlere itiraz etmemesi mümkün değil. Hakikaten baştan sona kadar problemli bir yemin ettiriliyor çocuklarımıza. Hele hele, ‘yetmiş iki buçuk millet’in yaşadığı bir ülkede, ısrarla yapılan ırk vurgusu; tekrarlayalım ki ne Türkiye, ne de dünya gerçekleriyle örtüşmüyor.
Ertuğrul Özkök, Üsküdar’daki bir Ermeni ilkokulunu ziyareti sonrasında kaleme aldığı yazısında şöyle demişti:
“Ama asıl dikkatimi çeken plaka, karşı duvarda asılı. Üzerinde ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ yazıyor. Okulun ve vakfın yetkililerine ‘Bu plaka mecburi mi?’ diye soruyorum. Okulun müdürü ‘Kendi isteğimizle astık’ diyor. Öteki insanlara bakıyorum. Herkeste derin bir sessizlik. Cemaatin genç üyelerinden biri müstehzi bir ifadeyle araya giriyor: ‘Hürriyet’in logosundaki o yazı [O yazıyı hatırla-yalım: Türkiye Türklerindir! / FÇ] niye yazılıysa buradaki de o...’ Hafifçe gülümsüyoruz. Sanki kimsenin sonuna kadar samimi olmadığı bir maskeli balodayız.” (Hürriyet, 30 Mart 2011)
“Maskeli balo”lar bitsin, çocuklarımıza da “doğruluğuna inanmadığı ve inanmadığımız yemin”ler yaptırılmasın!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Faruk Çakır Arşivi