Bunlar mı ortak değer?

Bunlar mı ortak değer?

Daha ziyade seçim anketleriyle bilinen A&G araştırma şirketinin sahibi Adil Gür, alanının dışına çıkıp, çok tartışılacak bir iddia ortaya atmış. Demiş ki: “Bu ülkede insanların iki ortak değeri var: Atatürkçülük ve milliyetçilik.” (Mine Şenocaklı, Vatan, 17.5.11)
Ne demek şimdi bu? Gür, kendi içlerinde bile birbiriyle çelişkili ve kavgalı sayısız versiyonları bulunan bu kavramları hangi objektif bulgu ve tesbitlere dayanarak ortak değer ilân ediyor?
Meselâ hangi Atatürkçülük? 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat müdahalelerine dayanak olarak gösterileni mi; yoksa “Onun asıl amacı demokrasiydi” iddiasında ifadesini bulan yorumu mu? Ya da AKP’nin sahip çıkarak savunduğu şekli mi? Kimi Ergenekon ve Balyoz sanıkları tarafından temsil edilen “ulusalcı Kemalist” çizgi mi gerçek Atatürkçülüğü ifade ediyor; yoksa Gür’ün “Kendisini dindar, muhafazakâr, milliyetçi, Atatürkçü diye tarif eden kitle de var” şeklinde nitelendirdiği kesimlerin yaklaşımı mı?
Ki, “hem dindar, hem Atatürkçü” olma iddiasının taşıdığı yaman çelişki dikkate alınırsa, bu iddiayı seslendirenlerin toplumdaki oranı ne? Çok sınırlı ve marjinal bir kesim konumundaki böylelerini “kitle” kelimesinin ifade ettiği yaygınlığa sahipmiş gibi göstermek doğru olur mu?
“Atatürkçülüğü herkesin kafasına çakma” hedefiyle işbaşı yapan 12 Eylülcülerin, canını yaktıkları başka Kemalistler tarafından “gardrop, tören, rozet Atatürkçüsü” olmakla suçlanmış olmaları da bu çeşitliliğin bir diğer ilginç örneği.
Bir başkası, kimilerince “Atatürk’ün hedefi” olarak gösterilen AB üyeliğinin, bazılarınca da “Atatürkçülüğün sonu” olarak yorumlanması.
Gür, bütün bunlardan nasıl bir “ortak değer” çıkarıyor, doğrusu anlayabilmek mümkün değil.
Aynı şey, milliyetçilik bahsinde de geçerli. Türk milliyetçiliği mi, Kürt milliyetçiliği mi?
Ve Türk milliyetçiliği bağlamında, ne anlama geldiğini kimsenin doğru dürüst izah edemediği Atatürk milliyetçiliği mi ortak değer? Eğer öyle görülüyorsa, yaşanan bu gerilimlerin anlamı ne?
***
Topuk selâmı ve Ankara kriterleri
Emre Uslu seçim öncesi yeni provokasyonlardan söz ettiği yazısında bir güvenlik yetkilisinin, “AKP’liler eşlerine verilen topuk selâmının zevkinden sarhoş olmuş, ama Ankara kriterleri bildiğiniz gibi işletiliyor, hem de aynı ekip tarafından” demiş (Taraf, 17.5.11). Topuk selâmından mest olan AKP’lilerin hissiyatını Arınç dile getirmişti. Ankara kriterleri ifadesiyle ise, Erdoğan’ın AB’ye her restinde tekrarladığı “Eğer bizi almazsanız, biz Kopenhag kriterlerini Ankara kriterleri yapar, yola öyle devam ederiz” sözüne gönderme yapılıyor. Ama AB sürecinin bize taallûk eden gerekleri yapılmadığı zaman, Erdoğan’ın beyanı içi boş bir “retorik” olmaktan öteye gidemiyor. Ve Kopenhag kriterleri devreden çıkınca, yerini “Mamak kriterleri” olarak da ifade edilen “karargâh kriterleri” alıyor. Neticelerini ise endişe verici son gelişmelerde görüyoruz.
***
Demirel’in sözleri ve AKP savunması
Taha Kıvanç, Demirel’in Çankaya’daki danışmanlarından Prof. Dr. Bozkurt Güvenç’in bir kitabını konu edindiği yazısında, “Siyasî yasaklı olduğu ilk günlerde Risale-i Nur Cemaatine yakın duruyordu Demirel; dergilerinde yayınlanmak üzere konuşmalar yapıyor, sonradan ‘İslâm ve Demokrasi’ adıyla kitaplaşan yazılar yazıyordu” diye yazmış (Zaman, 16.5.11). 1980’li yıllardaki o konuşmaları önce Köprü dergisinde yayınlayıp daha sonra kitaplaştıran, bizdik. Sonrasındaki çeyrek asrı aşkın süreçte o beyanların çok farklı mahfillerde nasıl sürekli bir gündem oluşturduğunu da hep birlikte izledik. Yakın tarihteki ilginç örneklerinden biri, AKP’nin 2008’deki kapatma dâvâsında AYM’ye verdiği savunmanın en önemli dayanaklarından birini, Demirel’in o sözlerinin yer aldığı kitapların teşkil etmesiydi...

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi