Turgay Yener

Turgay Yener

Bir kadın neden saldırır?

Bir kadın neden saldırır?

Yıllarca Fransa’da yaşadı. Çetin Altan’la üç yıldan fazla evli kaldı. Dört kez evlenip boşandı.

Bu kadın için Çetin Altan ile Melih Cevdet Anday’ın kavgaya tutuştuğunu ilk duyduğumda epey afallamıştım. Zira böyle biri için niçin kavga ederlerdi ki?

Melih ile çetin’in kendilerinden böyle epey yaşça küçük birini bulmuş olmalarından dolayı bu kavgaya tutuştuklarını öğrendim daha sonradan.

Çetin’in üzerine çatalla saldırınca entelijansiyaların ikinci baharı güz güllerine döndü.

Yaşamını sürdürmeye çalıştığı Türk dostlarıyla anlaşamadı. Fransız dostlarını bile çıldırttı.

Yanlış hatırlamıyorsam, en son Daniel miydi kimdi evli olduğu Fransız. O’nunla da anlaşamadı.

Yaşadığı toplumun kültürünü inançlarını hiçe sayan bu kadın bir buçuk yılda iki çocuk yaptığını söylüyor.
O çocukların kimden olduğunu bile açıklamıyor zaten!

Lafını esirgemeyen cesur kalemi oynayarak; ‘Retarded bir eda’ ile dikkatleri üzerine çekmek istiyor.

Yeri geldiğinde kendini ön plana çıkartmak için; Fransız kültürünün hoşluğundan falan bahsedip “metroda ona güzel olduğunu kibarca söyleyen adamın kendisini sinirlendirmediği” romantizminin arkasına bile sığınıyor.

Oysa o kadar sene Fransa’da kalmasına rağmen doğru dürüst Fransızca bilmiyor.

Keza Türkçeyi de dört başı mamur kullandığı pek söylenemez.

Tipik özelliği saldırganlık…

Hatırladıkça onunla aynı ülkede yaşadığımdan hicap duyuyorum.

Acaba dünyanın herhangi bir ülkesinde bir benzeri daha var mıdır bu ‘şizofren’ tiplemenin, diye düşünmeden edemiyorum.

Cumhuriyetle başladı, Radikal’le devam etti. Arada bir Milliyet’te “violent” muharrirlik, şimdilerde ise Vatan’ı kurtarıyor.

Kürt halkına, Arap toplumuna, mütedeyyin kesimlere yönelik kin ve nefret barındıran yazılar kaleme alıyor.

Alçaldığının farkında olmadan, yazılarında Kürtleri, mütedeyyin kesimleri ve yoksulları küçük düşürmeye çalışıyor.

Yönetmenleri ondan pek haz etmeseler de Doğan ve Yalçındağ’ın ona olan sevgilerinin yerini sağlam kıldığını imâ edip, “Ben birisiyle kavgaya girersem, ben birkaç tüy kaybederim ama onlar çok kaybeder” diyerek aba altından sopa göstermeyi de ihmal etmiyor.

Doğu’ya dair ne varsa nefret ediyor. Batı’yı da içine sindiremeyen bu kadın tam anlamıyla mağrip görgüsüzlüğü sergileyerek; bir taraftan Fransa’yı, özellikle de Paris’i ‘pis’ Doğuluların kirlettiğini, diğer taraftan da Türkiye’yi anlamadıkları zaman ise ‘kavrayışsız’ Fransızlara kızgın.

Toplumu ‘Cahil’ kitleler olarak , kendini de ‘medeni’ Batı ile özdeşleştirerek tipik bir beyaz Türk tavrı heveskarlığı onu asla ‘Görgüsüz’ Mağripli tiplemesinden kurtaramıyor.

‘Evrim teorisi’ savunucusu bu kadın agresif ve obsesif ruh haliyle yazdığı bir yazıda; “Don paça soyunmuş adamlar geviş getirerek yatarken, siyah çarşaflı ya da türbanlı, istisnasız hepsi tesettürlü kadınlar mangal yellemekte, çay demlemekte ve ayaklarında ve salıncakta bebe sallamaktadırlar. Her 10 metrekarede, bu manzara tekrarlanmakta, kara halkımız kıçını döndüğü deniz kenarında mutlaka et pişirip yemektedir. Aralarında, mangalında balık pişiren tek bir aileye rastlayamazsınız. Belki balık sevseler, pişirmeyi bilseler, kirli beyaz atletleri ve paçalı donlarıyla yatmazlar, hart hart kaşınmazlar, geviş getirip geğirmezler, zaten bu kadar kalın, bu kadar kısa bacaklı, bu kadar uzun kollu ve kıllarla kaplı da olmazlardı!” Kendi iç dünyasındaki hayvanlarda bile olmayan şirret sefihliği sergilemişti.

Diğer bir yazısında da Suudi Arabistan Kralı Fahd Bin Abdülaziz’in Müslüman ülke temsilcilerine verdiği yemeğe katılan ve Zekeriya Beyaz’ın ‘tavuk da kesilebilir’ önerisini desteklemeyen dönemin Diyanett İşleri Başkanı M. Nuri Yılmaz’a bile saldırarak: “Naçiz yazarınızla Diyanet İşleri Başkanı elbette aynı kültür değerlerini paylaşmıyorlar; hatta aynı toplumdan çıkmaları bile her ikimiz için de talihsiz bir raslantı sayılır. çünkü bendeniz, Prof. Dr. Zekeriya Beyaz’ın kurbanlık tavuk önerisinden hiç utanmıyorum. Ama bedevi sofrasına çöküp ellerimle yemek yemekten çok utanırdım doğrusu. Hatta Suudi Kralı’nın sofrasına oturmaktan utanırdım. çünkü Suudi Arabistan meydanlarında çuvala konulup taşlanarak linç edilen kadınlar gelirdi aklıma. Elleri kesilen hırsızlar, kellesi uçurulan mahkûmlar gelirdi. O sofraya çökenlerin, hamam âlemlerinde küçük oğlan çocuklarına, küçük kız çocuklarına neler yaptıklarını düşünürdüm; midem bulanır, yerin dibine geçerdim utançtan. Oysa ben zaten Kral Fahd’ın yer sofrasına oturamam. Kadın olduğum için oturtmazlar bir, bağdaş kuramam iki. Rahmetli babacığım da kuramazdı. Vücut yapımız göçebeliğe müsait değildir” diyen ‘Şeytan sever bu kadın’; hızını alamayıp şeytan taşlama ile dalga geçiyor ve ölenlerin Allah tarafından korunmadığını söyledikten sonra; gördüğü tesettürlü bir kadın için: “bayanın ruju, makyajı, yani çekiciliği tamamdı. Gizlediği saçlarını cinsellik çağrısına bir aksesuvar olarak kullanıyordu” diyor.

Ahlaksızlık abidesi ‘bu kadın’ yine: “çok merak ediyorum, Merve’nin türbanına ‘demokratik özgürlük’ diye arka çıkan yazar mazarlarımız, acaba, bildiğiniz gibi demokrasi, özgürlük ve insan hakları şampiyonu İran’da, baştan aşağı karalara bürünmüş ve hamamböcekleri kadar özgür, zavallı ve budala kadınların, Merve hatun hakkında kendileriyle aynı dili kullandıklarını duyup görünce, utanmadılar mı?”

İranlı hemcinslerine” hamamböceği” diyecek kadar çukurlaşmış mahlukatlara bile hala yazar diye yazı yazdırılması başlı başına utanç verici bir durum.

İnsan şaşırmaya görsün; bak ne hallere düşüyor!
Yaratıcı kimseyi ‘bu kadının” durumuna düşürmesin!

28 Şubat döneminde, Çevik Bir’e ‘öyle bir silin ki izi kalmasın’ diye talepte bulunan bu saldırgan kadının, yine bir televizyon programında cırtlak bir ses tonuyla: “Yasaklanmalı bu gazete, kökten dinci, faşist o gazete” gibi içindeki marazlarını dışa vurması bu yazıyı yazmama neden oldu.

Bu tatsız yazıdan dolayı okuyucularımdan özür diliyorum.

Sahi bu kadın neden saldırır?

Uçmak istiyor!

Ama uçamaz çünkü kanadı kırık, yani Kırıkkanat!

Keşke sadece kanadı kırık olsa; kafası da kırık!

Dilerim sadece bu özellikleriyle kalır!

Allah muhafaza!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Turgay Yener Arşivi