Haşmet Babaoğlu

Haşmet Babaoğlu

Hayvanlara bakmak ve görmek!

Hayvanlara bakmak ve görmek!

Onca zaman yazılarımdan anlamışsınızdır, hayvanları seviyorum.
Hatta itiraf edeyim bazen onlarla konuşuyorum.
Hemen aklınıza kediler, köpekler gelmesin!
Eğer bende bir tuhaflık yoksa...
Birçoğumuza "iğrenç" görünen veya fena halde ürkütücü bulunan hayvanlarda bile şaşırtıcı bir soyluluk buluyorum.
Sanki her biri "varoluş"un ayrı bir veçhesine açılıyor; bize ayrı bir "hakikat"ten söz ediyor.
Mesela her türlü gösteriş ve görkemden yoksun bir tarla yılanının yanı başında yere çömüp onu izlemenin benim gibi topraktan ve doğal halleriyle hayvanlardan uzak bir insana neler düşündürebildiğini becerip de kaleme dökebilsem, ne güzel olurdu!
***
Ama şu da var! Hayvanlar deyince ilk aklımıza gelen kedi köpek gibi ev hayvanları ya...
Bir süredir anlıyorum ki, onlarla iç içe olma, koklaşma, sırnaşma evremi galiba kapamışım!
Neden?
Yemeden içmeden yattığı yerde günlerce beni bekleyen kedimin ben gelince o minicik başını kaldırıp yaşlı gözleriyle bana baktıktan sonra son nefesini verişinin hatırasını bir türlü silemediğim için mi?
Yoksa onlarla iç içe, yan yana olma isteğimizin onlar için bir tür "sevgi hapishanesi" yarattığını; onları hak etmedikleri bir köleliğe doğru ittiğini fark ettiğimden mi? (Hemen itiraz maili yazmaya kalkışmayın lütfen, bu bana has ve yıllar içinde defalarca sınanmış bir duygu!)
O noktayı tam bilemiyorum.
Bildiğim artık sokak kedileri ve köpeklerinin kalbimde ayrı bir yeri olduğu...
Efendim, gelişmiş ülkelerde böyle şey yokmuş; bu ilkellikmiş, vesaire... O nokta hiç umurumda değil! Yeter ki, sağlıkları ve çoğalmaları kontrol altına alınsın!

***
Geçenlerde İstanbul'un bir ilçe merkezine işim düştü.
Derme çatma binalar, işyerleri, mağazalar, sürekli korna çalan arabalar ve oradan oraya koşturan insan seli arasında insanın başı dönüyor. Öyle bir ortam!
Zihin tutunacak bir dal arıyor; bir fener, sakinleştirici bir durak arıyor.
Bu ruh hali içindeydim ki, aradığımı buldum.
Koca gövdeli, olgun, ağırbaşlı sokak köpekleriydi bunlar.
İnanmazsınız, karşıdan karşıya geçmek için trafik lambasının altında sükûnetle yayalara yeşil yanmasını bekleyen sadece bir sokak köpeğiydi.
Asla park edilmeyecek bir yere park etmeye çalışan bir minibüsün bütün ısrarlarına rağmen pek manidar biçimde kılını kıpırdatmayan da bir sokak köpeğiydi.
Hele motosikletini yeri göğü inleterek çalıştıran pek havalı bir adamın bütün havasını "kes şu gürültüyü!" der gibi havlayarak söndüren köpek ise başka bir âlemdi! Dayanamadım, gidip koca kafasını okşadım.
***
İşin gerçeği...
Ya sıkıştırıp boğazlar gibi seviyoruz ya da onları gördüğümüz yerde çığlık çığlığa korkup kaçıyoruz...
Ama doğru düzgün bakmıyoruz onlara! Bakıp da görmüyoruz.
Kafamızda klişeler var hep. Kedi nankördür, köpek yalakadır, yılan sinsidir, vb.
Peki biz neyiz, nasılız?
Çoğu zaman bu hayvanlar sadece ve en düz haliyle "yardım"ımıza ihtiyaç duyuyorlar ve bazen de açık açık "gölge etme, başka ihsan istemez" tavrı takınıyorlar.
Anlıyor muyuz onları? Ne gezer!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Haşmet Babaoğlu Arşivi