26 Nisan 2018 Perşembe11 Şaban 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “İman edenlerin Allah'ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitap verilip de, üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu fasık kimselerdir.” (Hadîd, 16)
  • “Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allâh'ı zikretmek ve O'na yaklaştıran şeylerle, ilim (mârifet ilmi) öğreten âlim ve (Hakk'a lâyıkıyla kul olmak için) tahsil gören talebe bundan müstesnâdır.” (Tirmizî, Zühd, 14)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:26Güneş 06:02Öğle 13:08İkindi 16:55Akşam 20:02Yatsı 21:31
    • 30°C Adana
    • 25°C Adıyaman
    • 22°C Afyon
    • 17°C Ağrı
    • 22°C Amasya
    • 23°C Ankara
    • 29°C Antalya
    • 22°C Artvin
    • 24°C Aydın
    • 20°C Balıkesir
  • BIST: 107.012 -0.36
  • Altın: 173,379 -0.17
  • Dolar: 4,0779 -0.61
  • Euro: 4,9630 -0.74

Başına ne geldi, anlat da bilelim!

Ahmet Kekeç

Bu yazının başlığı “dönek” olacaktı. Utandım...

Kaldı ki, bu benim bulduğum ve kullanımda tuttuğum bir sıfat değildi... Hoşlanmam da zaten bu tür şeylerden.

Fakat, arkadaşımız “dönek” sıfatından rahatsız değil.

Esasında rahatsız da, kendisine yöneltilen suçlamaların ve vaki tanımlamaların altını boşaltmak için, kabullenme yolunu seçiyor.

Bir anlamda, “kabullenerek işlevsizleştiriyor.”

Bugün “dönek” işlevsiz bir sıfat artık...

Böyledir diye, dönüp dönüp aynı sözler üzerine eleştiri bina etmenin ayıp olduğunu söylemeyecek miyiz?

Biz “ayıp” sayıyoruz ama arkadaşımız “dönekliğin faziletleri” üzerine felsefe yapıyor, “dönekliğin ahlakını” savunuyor, “Biz, Hürriyet’in iki döneği” türünden değerlendirmelere meydan veriyor.

Hemen hatırlatayım: “Hürriyet’in iki döneği” nitelemesi, “nasıl bir gençlik?” sorusuna cevap arayan Ertuğrul Özkök’e aittir...

Eh, madem siz durumunuzdan memnunsunuz, bize de susup kabullenmek düşüyor.

Bu kadar laf, kullanmaktan imtina ettiğim “dönek” sıfatını meşrulaştırmak için değildi.

Dediğim gibi, hoşlanmıyorum bu tür sıfatlardan ve kullananlar açısından küçültücü buluyorum.

Fakat, arkadaşımızın “dönüş hızına” yetişmek de mümkün değil.

İlk gün, Can Ataklı’yı programına çıkarıp, kendi gazetesi ve arkadaşları aleyhine konuşturdu, bir “yargılamaya” konu olabilecek laflar ettirdi...

İkinci gün hafiften tornistan etti, “Bu eleştirilere hazırlıklı olmalısınız Ertuğrul Bey” diyerek, üst perdeden akıllar fikirler verdi.

Üçüncü gün, “hazırlıklı olunması” gerektiğini ifade ettiği eleştiri kalemleri konusunda, yandaş gazetelere şarlamaya başladı.

Müthiş bir hız...

Bu “dönüş hızı” özelliğini Fethullah Gülen Hocaefendi konusunda da sergiledi.

İlk gün, “Fethullah Gülen grubu 28 Şubat’ın mağduru değildir, başkaları zulüm görürken, onlar arazi olmuşlardır” demeye getiren bir yazı yazdı.

İkinci gün, kendisine sunulan “kanıtlı bilgiler” üzerine tornistan etti.

Hayır, öyle demek istememişmiş...

Fethullah Gülen sürecin mağduruymuş. Hem de bir numaralı mağduruymuş...

Sadece Fethullah Gülen grubuyla aralarında “yöntem farklılığı” varmış, onu demek istemişmiş... Çünkü kendisi devrimciymiş. Uhuletle ve suhuletle hareket etme yanlısı değilmiş. Kökten değişimciymiş...

Başım döndüğü için, gerisini okuyamadım.

Biraz vaktim ve sabrım olsa, “Demek ki, cemaatle paradigmal ayrılığa düştüğünü söyleyecek kadar ciddiye alıyorsun kendini? Anlat bakalım şu kökten değişimciliği? Türkiye toplumu için hangi harika kurtuluş reçetelerini öneriyorsun?” diye başlar, Allah ne verdiyse yüklenirdim.

Hem vaktim yok, hem de üç beş paragraf sonra giriştiği “Ragıp Duran güzellemesi” midemi bulandırdı.

Hepimiz Akşam gazetesinde yayımlanan “şahane Ragıp Duran röportajını” okumalıymışız ve “ilkeli duruş” nasıl olurmuş, görmeliymişiz. İyi ki Ragıp Duran varmış.

Kendi durumuna bakmadan, Ragıp Duran üzerinden başkalarına laf gönderiyor ve kendini temize çekiyor.

Bırak Ragıp Duran’ı da, 27 Nisan’da sen hangi “ilkeli duruşu” temellük ettin, ondan haber ver.

Bir de, “alabildiğine riskli olan şu iktidar karşıtlığını” ve “muhalif yazarların başına gelen fena şeyleri” anlat.

Neler oluyormuş, bilelim...

Mesela, senin başına ne geldi?

Küfretmediğin parti, odak, dernek, cenah, cemaat, güruh, şahıs kalmadı...

Başına ne geldi?

En şerir muhalefeti yaptın. Yapıyorsun... En sert lafları gönderdin. Gönderiyorsun... Şahane hakaret yazıları yazdın. Yazıyorsun...

Başına ne geldi?

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.