Prof. Dr. Şaban Şimşek

Prof. Dr. Şaban Şimşek

“Biz PKK Terör Örgütünü 6 Defa Bitirmiş Durumdayız!..”

“Biz PKK Terör Örgütünü 6 Defa Bitirmiş Durumdayız!..”

İster “terör” deyin ister “düşük yoğunluklu savaş”, silahlı tarafını PKK’nın yarı sivil-silahlı tarafını KCK’nın, resmi-sivil tarafını ise BDP’nin yürüttüğü Doğu-Güneydoğudaki mücadelenin bugünlerde şekil değiştirdiği bir gerçek. 



Mesela PKK bir taraftan Gaziantep’teki gibi, aslında bir tedhiş örgütü için bile umutsuzluğu, çaresizliği gösteren alçaklıktan da öte çukur eylemler yaparken (yapmak durumunda kalırken), KCK milletvekili kaçırma gibi sansasyonel olaylara yönelmekte, BDP ise dağdan asfalta inen bu toprağın masum çocuğu(!) kardeşleriyle tesadüfen (!) kucaklaşmakta ve böylece hep birlikte bir psikolojik savaş yürütmekteler. “Biz her yerde istediğimiz hedefi vururuz, buralar bizden sorulur, devlet biziz” cinsinden şuuraltı yerleştirmeler yapıyorlar.



Bu savaşın yeni ve diğer bir ayağı ise sosyal medyada örgüt lehine atılan tiwitler. Yani dağ-tepe-ova derken savaş alanı, sanal dünyaya, bilgisayarlara yani iş yerlerimize, evimize, çalışma odamıza kadar girmiş durumda. Bununla insanların akıllarına girip, fikirlerini kirletiyorlar. Gönülleri çalmak peşindeler. Bu iş zorla olmayacağını, halkı yanına almadan emellerine ulaşamayacaklarını biliyorlar artık. En son Şemdinli kalkışmasında açık bir şekilde gördüler bunu. Bu sebeple medyada ve sanal alemde insanları kışkırtıyorlar. Galiz ifadelerle milleti kamplara bölmek, gönül bağlarını koparmak, halklar arasında çatışma yaratmak istiyorlar. 



Belli ki PKK, KCK ve BDP barış istemiyor ve sonucu ne olursa olsun her yöntemi kullanmaktan çekinmiyor. Çünkü barışın onlara, özellikle de dağdaki sözde liderlerine verebileceği “daha iyi bir hayat, daha yüksek bir iktidar yok” diye düşünüyorlar. Kendi tabirleriyle “savaş” dedikleri bu mücadeleyi bu sebeple, sürdürüyorlar. 



Bizde de barışı istemeyenler var. Böyle olmasaydı bu savaş 30 yıldır sürmezdi çünkü. İşte kanımca asıl korkulması gereken nokta tam da burası. Bunlar ikiye ayrılıyor: Bilerek savaşın devamına katkı sağlayanlar ve bilmeden bu işe alet olanlar. Bana göre bu grupların ikisi de en az PKK kadar barışın önünde engel.



Ben savaşı isteyenlerden çok barışı istemeyen insanlardan korkuyorum.



Kim ne kadar savaş isterse istesin, Kürt halkıyla ne kadar aramızı bozmaya çalışırsa çalışsın bizler inadına (isterseniz buna sabırla da diyebilirsiniz) barış istemeliyiz. Ve bunu hem söylemle, hem eylemle mutlaka gerçekleştirmeliyiz. Antep’teki duruş bu bakından çok önemli. 

 



Ancak bu arada… Herkesin, özellikle işin başında olanların öncelikle sözlerinde çok dikkatli olması gerekiyor. Mesela “şu kadar terörist öldürdük” şeklinde bir böbürlenme hiç de doğru değil. Bu asil bir devlete, büyük bir millete yakışmaz. Niçin diye sorarsanız, “Eğer devlet yeterince güçlü olsa ve devlet gibi devlet olsa kahir çoğunluğu kendi vatandaşı olan bu insanlar dağa çıkmazdı ve onları öldürmek durumunda kalmazdı” derim ben. Suç işleyen olursa da hukuk işler, zanlılar mahkemede yargılanır ve suçları sabit görülürse yine devletin hapishanesinde, devletin gözetiminde cezasını çekerdi.  Hem bizatihi buradaki “öldürme” kelimesi bile yanlıştır; devlet öldürmez çünkü, olsa olsa bir şekilde “etkisiz” bırakır.

 



Bu savaşı, yapmak zorunda kaldığımız için yaptığımızı, öldürülen insanların (PKK’lı) ve yakınlarının bu ülkenin vatandaşları olduğunu, her öldürülen insanla PKK’nın ve BDP’nin tabanının biraz daha genişlediğini unutmamalıyız. Psikolojik savaşın incelikleri bir yana bu sosyolojik, hatta artık sosyo-genetik hale gelen gerçekliği görmemek körü körüne savaşmaktan, ölmek ve öldürmekten başka bir şey olmayacaktır.



Şimdi asıl onumuza gelelim. Bir gazete haberi: 



Malatya'nın Darende ilçesinde düzenlenen Karakucak Güreş ve Kültür Festivali'ne katılan Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, yemek ve bal yarışmasında bal ve yemeklerin tadına baktı. Bakan Yılmaz katılımcıları kutlayarak, bal birincilerini açıkladı… Güzel. 



Güzel de her şey bu kadar ballı iken Sayın Bakan’ın gündeme dair yaptığı şu açıklamaya ne demeli? "Terörün zarar verme potansiyeli var, kazanma potansiyeli yoktur. Bu terör 30 yıldır devam ediyor. 30 yıldan bu yana etkisiz hale getirilen terörist sayısı 30 binin üstünde. Normalde şu anda terörist sayısı 5 bin civarında söyleniyor. Biz PKK terör örgütünü 6 defa bitirmiş durumdayız. 6 çarpı 5, 30 eder". 



Ya 10. İlbeyliler Şenliği'nde yaptığı konuşma? “Ne kadar kayıp verirse misliyle kayıp vereceklerdir. Kimsenin şüphesi olmasın… Üstte gök, altta yer çökmedikçe bu millet ilelebet yaşayacaktır”.



Sayın Bakan dahil kimse kusura bakmasın ama bu sözler karşısında ben kendimi tutamayacağım ve şöyle alabildiğine bir “Haydaaa” diyeceğim. Yukarıda söylediklerimden sonra... Yani dağdaki adam ya da İmralı’daki cani bile işin psikolojik yanını fark etmiş ve stratejisini ona göre değiştirmiş ama bizim Sayın Bakan hala aynı nakaratta. Söylediklerine bakın: 30 bin kişiyi öldürmekle övünmeler, 6 defa terörü bitirmiş olmalar, üstte gök altta yer..!? 



Peki, Sayın Bakan sormazlar mı adama bir şey bitmişse tekrar niçin başlıyor ve nasıl başlıyor? Bu arada sizler ne yapıyordunuz? Hem hiç ara vermediğine göre nasıl bitmiş oluyor, hem de 6 defa? Gerçekten bitmesi için daha kaç defa daha (zat-i alinizin tabiriyle) bitmesi lazım? Mesela 9 defa yeter mi?.. Bu durumda bu sözlerinizle PKK’ya 9 canlı, ölüp ölüp dirilen ya da ölümsüzlük gibi bir paye vermiş olmuyor musunuz? 



Allah aşkına bütün bunların nesiyle öğünüyorsunuz? Bu “çocuk aklıyla çocuk kandırmak” değilse milletin gözünü boyamak ya da gaza getirmekten başka ne olabilir ki? Her gün vatan için birkaç evladını şehit veren bu aziz milletin hak ettiği bir şey midir bu?



Misliyle karşılık verecekler…? Benim evladım bir misli öldükten sonra onlardan üç misli ölse ne olur beş misli ölse ne olur? Benimkileri geri getirecek mi bu ölümler? Devlet olarak zat-ı alinizin görevi karşı taraftan daha fazla adam öldürmek midir yoksa vatan evlatlarının canını, malını korumak mıdır? Kusura bakmayın ama sormadan geçemeyeceğim, Allah aşkına siz kaybolup giden canlardan mı bahsediyorsunuz yoksa “onlar bize bir gol atarsa biz onlara misliyle atarız” der gibi futbol maçı mı yorumluyorsunuz?

 



Bir de şu yukarda gök altta yer meselesi var ya!.. Kanımca sorumlu noktadaki bir idareciyi tedavülden düşürecek mesabede bir gaf bu. Sevgili Bakanımız, memleket gerçekten var olup olmamak noktasında mı, yani ölüm kalım meselesi olmaya kadar vardı mı bu iş? Bu yüce millet bu kudretli devlet bu kadar zayıf durumlara düştü mü?.. 



Cevabını bu satırları okumakta olan insanlarla birlikte ben vereyim: hayır, asla! Hiç kimse durumun bu kadar vahim olduğunu, devletin bu kadar zayıf duruma düştüğünü, milletin tükenme noktasına geldiğini düşünmüyor. Ama zati aliniz öyle bir cümle kuruyor, öyle bir ifadede bulunuyorsunuz ki psikolojik olarak koca bir milleti yıkmak için adeta elinizden geleni yapıyorsunuz. Düşmanlarınıza ise büyük moral veriyorsunuz. Ve bunu Milli Savunma Bakanı sıfatıyla yapıyorsunuz! Yazık.



Sayın Bakan, farkında değimlisiniz bütün bunların. Konuşurken lafın nereye varacağını hiç düşünmüyor musunuz? İnsan psikolojisinden anlayan, savaş psikolojisini bilen; size “olmuyor, böyle olmaz ya da şöyle konuşursanız daha iyi olur” diyen bir danışmanınız yok mu? Ya da sözünü esirgemeyen bir büyüğünüz? 

Yoksa siz de her şeyi bilenlerden misiniz?


 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
12 Yorum
Prof. Dr. Şaban Şimşek Arşivi