D.Mehmet Doğan

D.Mehmet Doğan

Yalan dünyadan Neşet Ertaş geçti...

Yalan dünyadan Neşet Ertaş geçti...

“Köprüden geçti gelin...” çocukluğuma ait zihnimden hiç silinmeyen bir türkü bu. İlk duyduğumdan beri onun Neşet Ertaş’ın türküsü olduğunu biliyorum. Başkaları söylese de, onun gibi söyleyemez, türkü yine onun kalır!


Çocuk hissiyatım neden “köprüden geçti gelin” türküsünü beğendi ve sevdi? Oysa öğretilen başkası idi. Neyi beğenmemiz gerektiği bize açıkça belirtiliyordu. Fizik, matematik, kimya öğrenir gibi, bunu da öğreniyorduk.

Zihnimiz öyle teşevvüşe uğradı ki, mûsıkî kültürümüzle/zevkimizle öylesine oynandı ki, neye güzel diyeceğimizi, neden hoşlanacağımızı bilemedik.

Müzikte evrensel ne, millî nedir, mahallî ne anlama gelir?

Muharrem Ertaş, Neşet Ertaş, Hacı Taşan... Belki bu isimlere Bayram Aracı’ya da ekleyebilirim. Bunlar Anadolu’nun bağrından ses veren TRT diliyle “mahallî” sanatçılar. Kırşehir, Yozgat, Çorum, Kayseri, Ankara havalisi... Esasen, eski idari taksimata göre, bütün bu bölgeyi içine alan Ankara vilayetinin sesini, sazını ve mûsıkîsini sürdürenler bunlar.

Anadolu’nun ortasında âdeta muhteşem bir “endemik” müzik mirası..

“Mektepli müzik” bize ne verdi?

Cumhuriyet’ten sonra okullu müzik konservatuvardır, batı müziğidir. Konservatuvardan, eğitim enstitülerinin müzik bölümlerinde yetiştirilen batı müziği havarileri bir din yayar gibi bu müziği zihnimize sokmaya çalıştılar.

Türk müziği tek sesliydi. Klasik müziğimiz saray müziği idi. Halk müziği iyiydi ama iptidaî idi...

Şiddetli bir milliyetçilik, batı müziğini milletinin değerlerinin üstüne çıkararak dayatıyordu. Batı müziği dinleyerek, beğenerek, severek... gerçek Türk olacaktık!

Biz zaman zaman Dede’nin, Hacı Arif Bey’in, Şerif İçli’nin, Saadetdin Kaynağın, Münir Nureddin’in şarkılarını dinleyerek, zaman zaman da Hacı Taşan’ın, Neşet Ertaş’ın türkülerine yönelerek kendimizi bulduk.

Neydi Neşet Ertaş’ın müziğinin sırrı?

Binlerce yıllık müdahale edilmemiş, saf gelenekti. Baba Muharrem, oğluna bu geleneği miras bıraktı. Neşet Ertaş ölünce, Muharrem usta da gerçek anlamda öldü. Çünkü Neşet’ten sonrası yok... Çünkü bu işin mektebi yok!

Şiirle müzik eski kültürümüzde, atbaşı gider. Bu Orta Asya’dan beri böyledir. Müzik kültürü, şiir kültürü öncelikle usta malıdır. Önce usta malları çalınıp söylenir, zamanla bu müziğe bu şiire katılacak bir şey varsa, o yapılır. Fakat “ben yaptım!” demeden! O büyük mirasa gerektiğinde isimsiz bir ilave olarak. Kendisi de söylüyor, “(türkülerimizde) Neşet Ertaş ismi geçmez. Babam da öyleydi. Babamın çırağı Hacı Taşan da öyleydi. Biz sözün içine kendi ismimizi katmadık. Kendi ismimizden bahsetmedik.”

Neşet Ertaş, “Seher vakti çaldım yârin kapısın...” diye başladığında Sivaslı Âgâhî’nin bir deyişini okumaktadır:

Âgâhî karıştır kanı yaş ile

Dost bulunmaz hayal ile düş ile

Yetilmez menzile bu gidiş ile

Hemen aşk atına binip sürmeli...

Öyle sanıyorum ki, Neşet Ertaş usta mallarını binlerce yıllık bir tarz, üslup ve eda ile bize sundu. Arada kendi yorumunu, zamanın rengini de işin içine kattı. Belki arada bir de, kendi mütevazı mahsullerini verdi.

Onu plaklarından, kasetlerinden dinlemeyenler hiç bir zaman konser salonlarında, müzik icra edilen yüksek mekânlarda dinlemek şansına sahip olamadılar.

Gazinolar, barlar, pavyonlar... Bana kalırsa, Neşetleri konser salonlarına getirmeli, o senfonicileri de gazinolara, barlara, pavyonlara göndermeli idik!

Neşet, konser salonlarının da hakkını verirdi. Ya ötekiler?

Neşet sağken bir yeni yetme hatun şarkıcı onu hiç tanımadığını beyan etmişti. O beyan etmiş, Türkiye’nin resmi, okullu, kasıntı müzikçileri tanımadıkları gibi nefret ederler, fakat beyana cesaret edemezler. Çünkü kendilerine yönelmesi gereken teveccühü, sempatiyi bu ayağı çarıklılar alıp götürmektedir...

Neşet Ertaş öldü... Binlerce yıllık maceramızı bir hüzün ezgisine dönüştüren uzun havalar, bozlaklar, aydostlar öksüz kaldı!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
D.Mehmet Doğan Arşivi