Faruk Çakır

Faruk Çakır

Araştırmaya devam...

Araştırmaya devam...

Geçtiğimiz günlerde neticeleri açıklanan “Türkiye Değerler Atlası 2012” araştırması ile ilgili farklı değerlendirmeler yapılıyor. ‘Değerler Atlası’ kapsamında 1990’dan itibaren şimdiye kadar 14 araştırma yapılmış.

Araştırmanın neticelerini kamuoyu ile paylaşan Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Dünya Değerler Araştırmaları Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yılmaz Esmer, bir gazeteye verdiği röportajda, neticeleri daha ayrıntılı olarak yorumlamış. Daha önce de ifade etmeye çalıştığımız üzere istatistik ve araştırma ‘netice’lerini farklı kişiler farklı şekillerde yorumlayabilir. Meselâ, “Gençler çok daha dindar olacak” şeklindeki bir sonucu kimileri “Eyvah, Türkiye irticaya teslim olacak. Mahvolacağız! İlkeler, inkılaplar elden gidecek” diyerek üzüntü ile karşılayabilir. Oysa biz, gençlerin önümüzdeki yıllarda “daha dindar” olacağı yönündeki bir tesbiti, bir teşhisi, bir ‘veri’yi; ümitvar olmak için bir vesile sayar ve mennun oluruz.
Prof. Dr. Yılmaz Esmer, sözkonusu röportajlarda “Türk toplumu oldu bitti muhafazakâr bir toplum. (...) Bugünün üniversite mezunu, 15-20 sene öncesinin üniversite mezunundan çok daha dindar, muhafazakâr...” demiş. (Konuşan: Mine Şenocaklı, Vatan g., 8 ve 9 Ekim 2012)
Esmer, toplumu bir arada tutan ‘çimento’nun Müslümanlık olup olmadığı ile ilgili bir soruyu da “Öyle bir çimento yok artık” şeklinde cevaplandırmış. Eğer bu tesbit, anketten çıkan bir netice ise bunu ‘tehlike sinyali’ olarak görmek lâzım. ‘Tesbit’ olarak doğru olsa bile, bu tesbiti değiştirecek çalışmaların arttırılması gerektiği ortaya çıkar. Niçin Müslümanlık bizi birbirimize bağlayan bir unsur olmasın? Allah muhafaza, bu bağ olmasa başka hangi bağ milleti bir arada tutmaya yetebilir? ‘Kemalist politikalar’ sebebiyle bu bağ zayıflamış olabilir, o halde mutlak surette bu bağı sağlamlaştıracak şekilde gayretlerin arttırılması lâzım. (Yeri gelmişken Risale-i Nur’dan bir bölümü hatırlayalım: Meselâ, her ikinizin Hâlıkınız bir, Mâlikiniz bir, Mâbudunuz bir, Râzıkınız bir—bir, bir, bine kadar bir, bir. Hem Peygamberiniz (asm) bir, dininiz bir, kıbleniz bir—bir, bir, yüze kadar bir, bir. Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir—ona kadar bir, bir. Bu kadar bir birler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği (...) hâlde, şikak ve nifâka, kin ve adâvete sebebiyet veren örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeyleri tercih edip mü’mine karşı hakikî adâvet etmek (...) bir zulüm ve i’tisaf olduğunu, kalbin ölmemişse, aklın sönmemişse anlarsın.” (Mektubat, Yirmi İkinci Mektub, s. 255)
Bizi bir arada tutabilecek bu ‘bağ’lar yok farzedilse, başka hangi ‘çimento’ bizi bir arada tutabilir? O halde bu ‘kopmaz ip’e dört elle sarılmak ve insanları da sarılmaya teşvik etmek lâzım. Prof. Dr. Yılmaz Esmer, ‘ilkokulda başörtüsü’ ve ‘kızlar için ayrı okul’ konusundaki görüşlerini de açıklamış. “Kızlar için ayrı okul” fikrine destek veren Esmer, muhtemel tepkilerden çekindiğini de ima etmiş: “Çok gericilik olarak yorumlanacak ama kız liselerini meselâ bir çırpıda ‘Bunlar kötüdür’ diye elimizin tersiyle itmememiz gerekir. Neden? Çünkü insanların ödleri patlıyor, erkeklerle karışırlarsa kızları bu işin sonu ne olur diye...”
Esmer, “İlkokulda başörtüsü” konusuna ise şöyle itiraz etmiş: “7-8 yaşında bir çocuk, örtünme kararını nasıl verir de örtünür! (...) Başörtüsünü ilkokuldan başlatırsanız eğer, öyle bir baskı olacaktır ki belli yerlerde başı açıkların üzerinde, bir ailenin kızını başı açık okula göndermesi çok zor olacaktır. İşte o felâket olur!” (Vatan g., 9 Ekim 2012)
Hadiseye yanlış pencereden bakılınca doğru neticelere ulaşmak mümkün değil tabii. 7 ya da 8 yaşındaki bir çocuk örtünmeye kendi hür iradesiyle karar veremez de, ‘açılmaya, başörtüsü takmamaya’ hür iradesiyle karar verebilir mi? Burada ailenin devreye girmesi normal değil mi? Zaten inancımıza göre her insan ‘Müslüman fıtratı üzerine doğar’ ve büyüdükçe, daha sonra ailesi onu başka dinlere yönlendirebilir. Ailenin ‘başı açık olmaya yönlendirmesi’ normal de, ‘tesettüre, başı örtülü olmaya yönlendirmesi’ mi haksızlık? İnsanların doğuştan, bugünkü anlamdaki ‘batılı hayat tarzı’nı tercih etmesi mi gerekiyor?
“Baskı olur” şeklindeki bir ‘korku’yu anlamak mümkün, ama çok yersiz bir endişe olduğunu da ifade etmek durumundayız. Elbette ilkokulda başörtüsünün serbest olması ekseriyet için teşvik edici bir unsur olur, ama kimse kimseye ‘baskı’ kurmaz, kuramaz. ‘Baskı’ kurmak ile bir neticeye varılabilseydi, bunca yıllık ‘başlar açık olacak baskısı’ bir neticeye varırdı ve bugün bunları tartışıyor olmazdık... Millette bu talep varsa, ‘baskı’ ile bir yere varılamayacağının en büyük delilidir.
Araştırmacılar araştırmalarına devam etsin, ama ‘veri’ler doğru yorumlansın...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Faruk Çakır Arşivi