Abdullah Yıldız

Abdullah Yıldız

Vay O Namaz Kılanların Haline!

Vay O Namaz Kılanların Haline!

Namazda zammı sure olarak okunan kısa surelerin anlamları üzerinde durmaya devam ediyoruz.


Maun suresindeyiz. Son ayetteki "maun" kelimesi sureye isim olmuştur. Surenin Mekke’de indiği söylenmişse de, Medine’de inmiş olması daha kuvvetli görüştür. Zira bu surede, namazlarından gafil olup gösteriş için namaz kılanların "vay haline" denmektedir ki, bu tür münafıklar Medine'de vardı. İslam Medine'de güçlü olduğundan, bazı münafıklar çıkarları için namaz kılar görünüyorlardı.

Surenin Türkçe meali şöyledir: “Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla. Din’i yalanlayanı gördün mü? İşte o, yetimi iter, kakar. Yoksulu doyurmayı teşvik etmez. Vay, o namaz kılanların haline ki; onlar kıldıkları namazlarından gafildirler. Onlar gösteriş yaparlar. Ve en ufak bir yardımı da esirgerler.”

Sure, Efendimizin (s) şahsında tüm insanlara bir soru ile başlıyor: "Din’i yalanlayanı gördün mü?"

“Gördün mü?” hitabı, görünüşte Rasûlüllah'adır ama Kur'ân'ın üslûbu gereği hitap her akıl sahibi insanadır. Zira ayetlerde beyan edilen şeyler, her insanın görebileceği unsurlardır. Hitabın anlamı, ‘anlamak, bilmek ve düşünmek’ de olabilir. Nitekim “bakın” derken de ‘biraz düşünün’ demek isteriz. Bu takdirde ayetin anlamı: ‘biliyor musun Din’i ve Din/Hesap Günü’nü yalanlayanlar ne gibi kişilerdir? Düşün o şahsın halini. Amellere ceza ve ödül verileceğini inkâr etmektedir.’ olabilir. "Din’i yalanlayan" ifadesindeki "Din"; Kur'ân ıstılahında İslâm için de ahirette amellerin karşılığı için de kullanılır. Her ikisi de uygundur ama müfessirlerin çoğu ‘amellerin karşılığı’ anlamını tercih etmişlerdir.

“İşte o yetimi itip-kakar” ifadesinin birkaç manası vardır. Birincisi, yetimin hakkını yer ve babasının bıraktığı mirasa el koyarak yetimi kovar, şeklindedir. İkincisi, yetim ona yardım için gelirse merhamet etmez, hatta yanından kovar. Yetim çaresizlik dolayısıyla gitmez ve beklemeye devam ederse iterek kovar, şeklindedir. Üçüncüsü, o yetime zulmeder. Mesela yetimi evine akraba olarak aldıysa bütün ev halkına hizmet ettirir. Yetim evde herkesin kahrını çekmek zorunda kalır, şeklindedir. Ayrıca, o şahıs bu tip davranışları tamamen âdet haline getirmiştir. Yaptığı işin kötü olduğunu da düşünmez. Onun için yetimin hakkını yemekte bir sakınca görmez. Yardım için geldiğinde de onu kovar. Mesela: Ebu Cehil bir yetimin varisiydi. Bu çocuk bir gün çıplak halde ona gitti. Babasının bıraktığı maldan kendisine vermesini rica etti. Ama zalim Ebu Cehil çocuğu kovdu. Yetim üzgün olarak geri döndü. Bu olay Arapların ileri gelen reislerinin bile yetimlere, zayıflara nasıl davrandıklarını gösterir.

Ve onlar yetime-yoksula bir hak olarak verilmesi gereken yemeği de vermez, bunu teşvik etmezler.

"Fe veylün lil-musallîn" ifadesi; namaz kılan münafıkların halini açıklar. Onlar Müslüman saflarına katılıp zahiren Müslüman görünseler de Din’i yalanlarlar. Peki, kimdir bu namazlarından gafil olanlar?

“İşte onlar gösteriş yapanlardır, iyiliğe engel olanlardır.” Onlar namaz kılarlar ama namazı hakkı ile ikame etmezler. Namazın hareketlerini yerine getirir, dualarını okurlar fakat kalpleri namaz gerçeğine, namazda okunan Kur'ân'a, dua ve tesbihlere katılmaz. Onlar namazı sırf Allah için değil, insanlara gösteriş için kılarlar. İşte bu nedenle onlar namazlarından gafil ve O'ndan habersizdirler.

Namazlarında gaflet içinde olanların işlerinde namaz bu yüzden etkilerini göstermez. Ve bu nedenle onlar yardımlaşmayı engellerler. İnsan olan kardeşlerine yardımı; hayır ve iyiliği engellerler. Yani Allah'ın kullarından iyiliği esirgerler. Eğer onlar gerçekten namazı Allah için ikame etselerdi, onun kullarından iyiliği esirgemezlerdi. İşte Allah katında kabul edilen gerçek ibadetin mihengi budur.

Görülüyor ki Kur'ân'ın apaçık ayetleri, namazı hakkı ile ikame etmedikleri için namaz kılanları "veyl" ile uyarıyor; namazı ruhsuz bir şekilde sırf hareketleri ile eda ettikleri için, namazda kendilerini sırf Allah'a vermedikleri için, gösteriş hareketleri ile namaz kıldıkları için. Bundan dolayı namaz onların kalplerinde ve eylemlerinde etkisini bırakmamıştır. Öyle ise bu namaz boşa gitmiştir…

“Ve onlar maunu esirgerler.” Maun: kendisinde insanlar için fayda bulunan küçük ve az bir şeye denir. Bu anlamda zekât da maun'dur. Çünkü o da pek çok maldan yoksullara verilen küçük bir paydır. Genel ihtiyaç eşyaları (su, ateş, tuz vs.) ve komşuların birbirlerine ödünç verdiği ufak tefek eşyalar da (tencere, tabak, kova vs.) maundur. Bunları vermekte cimrilik eden, ahlâken çok zelil biridir. Hâsılı bu âyete göre; Din’i yalanlayan, böyle küçük fedakârlıkları bile yapamayacak kadar küçük kalpli biridir.

Tefhimü’l-Kur’ân, Fî-zılâli’l-Kur’ân ve Tefsir-i Mevâkıb’dan özetlenen bu bilgiler ışığında: namazdan gafil olan, namazda gösteriş yapan, yetimi-yoksulu gözetmeyen, cimrilik eden münafıkların durumuna düşmemeli; aksine namazlarımızı gereği gibi ikâme etmeli ve yetime ve yoksula da sahip çıkmalıyız.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum
Abdullah Yıldız Arşivi