D.Mehmet Doğan

D.Mehmet Doğan

Fizik gelişiyor, ya kültür?

Fizik gelişiyor, ya kültür?

 

Geçen günlerde bir Necip Fazıl tartışması çıktı. Tartışmayı başlatanlar, Necip Fazıl okumamışlardı; onun önemini ve değerini eserine bakarak takdir etmeyi düşünmüyorlardı!
 
Peki Necip Fazıl okuru olmayan bu gruba karşılık Necip Fazıl’ı şiddetle savunanlar halen Necip Fazıl okuyucusu mu? Onlar da bir zamanlar Necip Fazıl okurlarıydı! Vefatının üzerinden 30 yıl geçmiş olan büyük bir şairimizi ve yazarımızı eseri üzerinden değil, aktüaliteye yansıyan tartışmalar üzerinden tanıyabiliyordu gençlerimiz!
 
Garip, hatta çok garip bir tezat yaşıyoruz. Maddemiz gelişiyor, ülkemiz iktisadî olarak büyüyor. Bu elbette rakamlara yansıyor, fert olarak fiilen de hissediyoruz bunu. Cismimiz büyüyor. Peki maddî büyüme, mânamızda da kendiliğinden bir gelişmeye yol açıyor mu? Kültürel olarak gerçekten geliştiğimiz söylenebilir mi?
Keşke bu sorulara tereddütsüz “evet” cevabı verebilse idik. 
Bu yaman tezat, acayip çelişki bugüne mahsus değil. Abdülhamid döneminde yaşananla, Menderes döneminde yaşanan farklı değildi. Özal dönemi için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Türkiye’nin maddî olarak geliştiği, ekonomik olarak büyüdüğü dönemlerden söz ediyoruz. Bu dönemlerde kültürel gelişme nasıl seyretmiş olabilir? 
Belki sadece Abdülhamid dönemi için aynı zamanda kültürel bir genişlemeden söz edebiliriz. 
 
Kültüre, medeniyete, maneviyata dair, Menderes’in, Özal’ın ve günümüzde Erdoğan’ın ifade tarzlarında, üslûplarında büyük bir benzerlik olduğunda şüphe yoktur. Fakat bu liderlerin dönemlerinde kültürel hamlelerden çok iktisadî hamleler yapılmış ve ekonomik-maddî büyüme sağlanmıştır. 
 
Elbette bu liderler döneminde öğretime de (yanlış olarak maalesef “eğitim” deniliyor) büyük yatırımlar yapılmıştır. Türkiye’de orta öğretim Menderes döneminde yaygınlaştırılmıştır. Yüksek öğretimde de gelişme sağlanmıştır, fakat yüksek tahsilde asıl genişleme Turgut Özal zamanında başlamış, Tayyip Erdoğan zamanında yaygınlık en yüksek seviyeye ulaşmıştır. 
 
Öğretimin yaygınlaşması, hele de yüksek öğretimin yaygınlaşması, aynı zamanda kültürel bir gelişme, genişleme olarak görülebilir. 
 
Fakat, göstergelerden bu sonucu okumak mümkün değildir. 
Kitap hâlâ, ihtiyaç maddeleri sıralamasında 235. sırada yer alıyor. Birleşmiş Milletler İnsanî Gelişme Raporu’nda kitap okuma oranında Türkiye 173 ülke arasında Malezya, Libya ve Ermenistan gibi ülkelerin bulunduğu grupta ve 86. sırada. 
Ekonomisi gelişmiş ülkelerde kitap okuma alışkanlığının da yüksek olduğu görülüyor. Türkiye’de ise kitap okuma değil, okumama alışkanlığı yükseliyor!
Diplomalı okur yazarları çoğaltıyoruz habire. Önce ilk öğretim seviyesinde yaptık bunu. Sonra orta ve nihayet yüksek öğretim! Netice değişmedi!
 
Latin harflerine geçmeden önce, 13 buçuk milyon nüfuslu Türkiye’de okuryazarlık yüzde 11 miş… 1912-1922 arasını savaşla geçiren, büyük felaketler yaşayan bir ülkede, okuma, tahsil kolay iş değil… Çanakkale savaşında lise ve yüksek öğretim gençliğinin cephede olduğu düşünülürse, konu daha iyi anlaşılabilir belki. 
Harf inkılabından sonra okur yazarlığın büyük gelişme sağlayacağı düşünülmüş. Bu hesapça Latin harfleri sayesinde bütün vatandaşlar bir iki yıl içinde okur yazar olacak! (İnanmayanlar M. Kemal Paşa’nın 1928 Sarayburnu konuşmasına baksın)1950’ye kadar okur yazarlık oranımız yüzde 32’ye yükselebilmiş!
 
Bu durumda, İslâmî yazının okur yazarlığa engel teşkil ettiği iddiasının safsatadan başka bir şey olmadığı anlaşılmıştır her halde!
 
En ciddi okuma alışkanlığı araştırmasına göre, on bin kişide sekiz kişi kitap okuyucusu. Yani yılda ondan fazla kitap okuyor!
 
Kitapçılar Anadolu’da kırtasiyeciye dönüşüyor…
İşkembe-i kübradan atan baştacı ediliyor, okuyanın değeri yok!
Kültür kurumlarını, kitabı, dergileri desteklemek diplomalı okur yazar değil, gerçek okur yazar kitleyi yetiştirmek en önemli meselemiz. Maddemiz büyüdükçe, manamız küçülüyor. İnsanımızın ayağına (spora) yaptığımız yatırımın çok azını kafasını geliştirmek için yapmak kimsenin aklından geçmiyor. 
 
İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre W. Shakespeare, T.S. Eliot gibi büyük İngiliz yazarlarının klasik eserlerini okuyanların beyni daha fazla çalışıyormuş. Üniversite, deneklerin bir kısmına klasik eserler okutmuş, bir kısmına da basit kitaplar. Bu araştırma sırasında, klasik metinlerin beyni daha fazla harekete geçirdiği tesbit edilmiş.
 
Türkiye bakalım ayak yerine kafaya yatırım yapmanın önemini ne zaman anlayacak?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
D.Mehmet Doğan Arşivi