D.Mehmet Doğan

D.Mehmet Doğan

Sakın terk-i edepten!

Sakın terk-i edepten!

 

Bir daha Mekke’ye gelebilecek, Kâbe’yi görebilecek miyiz?
 
Gelsek bile, şimdi arkasında oturduğumuz Osmanlı sütunları, revakları olmayacak.
Revaklar en tabiî ve basit malzemeden yapılmış. Mermer sütun başlıklarının ön sırada olanları Osmanlı işi. Arka sıradakiların bir kısmı devşirme, muhtemelen yakınlardaki tarihî yapılardan getirilmiş.
 
Kâbe’nin haremini, tavaf alanını çevreleyen sütunların üstündeki kubbeler bildik Osmanlı kubbeleri değil. Adeta Selçuklu-Osmanlı asker miğferi görünümünde. Üzeri kurşunlanmamış. Alemler taştan. Kubbeler kurşun yerine tamamen mahallî malzeme ile kaplanmış. Arka kubbeler hayli yayvan.
 
Dendanlar lâle şekilli. İki üç yerde mermer kullanılmış, geri kalanı taş. Bütün kemer aralarında Lâfza-i celâl (Allah) levhaları var. Bazı yerlerde, daha aşağıda, Muhammed ve dört reşid halifenin isimleri madalyon olarak konulmuş. Suudların yaptığı yeni kısımlarda sadece Lâfza-i celâl ve “Allahüekber” yazıları mevcut. Bir de kapılara, merdivenlere Suud kırallarının isimleri verilmiş. Kıral isimleri Kâbe’yi çevreleyen merdivenlerin üzerinde kapı ismi olarak yer alıyor. Bu isimler Kâbe ile karşı karşıya..
Yıkım tamamlandığında dört halifenin ismi silindiği gibi, Haremde Hz. Muhammed adı da silinmiş olacak… Artık Harem-i Şerif’te Muhammed’in kösü çalınmayacak, kesin olarak Suud’un borusu ötecek!
 
Lütfen dikkat: İslâm’ın temel ibadet mekânında İslâm Peygamberi’nin adı yok! Ama Suud kırallarının isimleri bir şekilde bu mekânda varlığını sürdürüyor!
Yavuz Sultan Selim zamanından beri Kâbe’nin hâkimi değil “hadimi”, yani hizmetçisi olma yolunu seçen Osmanlı sultanları isimlerini Harem-i Şerif’te kapılara vs. vermeyi düşünmediler. Tevazu ve alçakgönüllülük sözde değildi, her yerde ve her şeyde hissediliyordu.
 
Arabistan’ın yüzlerce, binlerce yıllık yokluk ve kıtlıkla imtihanından sonra günümüzde varlık ve servetle imtihanı yaşıyor. Bu imtihan çok çetin, çok müşkil… Büyük meblağlar İslâmiyeti bir hanedana, kabileye (isterseniz “devlete” diyelim) mal etmek için sarfediliyor. Bütün isimler, bu arada Hz. Peygamber’in ismi siliniyor, sadece Suudi kırallarına saygıya işaret eden isimler kalıyor.
 
40-50 yıl önce beton ve demirle yapılanlar da yıkılıyor. Yerine daha fazla beton ve demir kullanılarak yeni büyük yapılar inşaa ediliyor. Bu inşaî faaliyette Kâbe ölçü olmaktan çıkarılıyor. Nisbetler o kadar büyük ki, bu nisbetlerde Kâbe’nin hükmü yok!
Kâbe ve civarında her yeni çözüm, eskisinden daha fazla çözümsüzlük getiriyor. Binalar çoğaldıkça, kat sayıları arttıkça külfet artıyor, hac zorlaşıyor.
Mekke’nin tabiî dokusu neredeyse tamamen ortadan kaldırılmış. İki tepe Safa ve Merve ancak karikatür olarak bırakılmış.
 
Kâbe’nin etrafı olduğu gibi bırakılsa, tabiî çevresiyle ve tarihî yapılarıyla korunsa ne olurdu? Elbette, hacc tabiatına uygun olarak ve kolaylıkla eda edilirdi.
Tavaf artık mermer levhalar üzerinde yapılıyor. Eskiden kumlar üzerinde yapılırmış. Mermer parlak ve gösterişli. Fakat gerçeği daha güzel, kızgın Arabistan kumları üzerinde tavaf daha heyecan verici olmalı.
 
1400 yıl önce Resulullah’ın yaptığı gibi kumlar üzerinde tavaf etmek, say yapmak… Şimdi ayağınız toprağa, kuma değmiyor. Her taraf asfalt, beton ve mermer kaplı.
Kâbe’nin etrafında Peygamber’den ve sahabeden kalan hatıralar hiçe sayılmış. Şimdi onları yerinde dünya kapitalizminin Hilton başta olmak üzere otelleri yükseliyor.
Modernlik Kâbe’yi tamamıyla kuşatmış. Artık Mekke yok, Mekkeli yok.
“Şehirlerin anası” (Ümmülkura) artık bir şehir değil, otelkent!
 
Büyük şairimiz Nabî, Peygamberin kabrine ve mescidine saygısız davrananlar için
“Sakın terk-i edepten” diyor. Yani “edebi terk etme”. Daha açığı: “Edepsizlik etme”!
Bütün tavaf ehline tavsiyemiz, tavaf bittikten sonra civardaki Kâbe’nin üzerine düşecek gibi duran ucubeye (tower ve saat kulesi) doğru dönüp “edep ya hu!” demeleridir!
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
D.Mehmet Doğan Arşivi