Asım Yenihaber

Asım Yenihaber

Dilan’ı nasıl anacağız?

Dilan’ı nasıl anacağız?

Binlerce “Dilan” var, Türkiye’de. “Dil” yani “kalb”, “gönül” kökünden yapılmış binlerce isim var. Dilâ var, Dilâra var, Dilber var… Dildâr, Dilbeste, Dilfikâr… çoğu hanım ismi. Ya Dilâver? Bu sonuncusu erkekler için.

1 Mayıs’ta “Dilâ-ver”ler var mıydı?
Onlara daha uygun düşüyor aslında eylemcilik. Çünkü “yürekli” demek, “cesur” demek bu kelime. (Tabiî yaşları da uygunsa. )
İşçi bayramını taşlı sopalı, molotoflu eylem bayramına çevirmeye kalkışınca ne olur?
Neler olduğunu gördük! Daha önce gördüğümüz filmlerden farklı değil.
Taksim “kutlama”ya uygun olsa idi, hükümetin veya valiliğin Taksim’i kapatmasına tepkinin makul, kabul edilebilir bir tarafı olabilirdi. Taksim olmayınca kutlama yapılacak meydan mı yok İstanbul’da?
Var elbette! Nitekim, Kadıköyü’nde toplananlar oldu.
1 Mayıs’ta Taksim’de olma inadı, bir kimlik ifadesine, hatta varoluş beyanına dönüşünce, olanlardan kimi sorumlu tutmak lâzım?
Burada “fail” kim? (Yeni ifadeyle: “Özne” kimdir?)
Bu ısrarı “dinim kinimdir”e dönüştürenler!
Bu arada, 17. Yaşında bir kızcağız da ağır yaralandı. Rivayet muhtelif. Polise göre, arkadaşlarının taşıyla yaralandı, diğer tarafa göre, sorumlu polis!
Fail kim olursa olsun, ortada bir vak’a var. Bir kız çocuğu, evlenmesine müsaade etmediğimiz, “çocuk evliliği” diye ortalığı ayaklandırdığımız bir kızcağızı, anası babası “eylem”e göndermekte beis görmüyor.
Bu eylem bir nevi savaş! Manzaraya baktığınızda, böyle düşünmekten başka yapabileceğiniz bir şey yok.
Polis yolları kesmiş. Polisin üzerine elinizde bulunan her şeyle saldırıyorsunuz. Bu saldıranlar arasında Dilan’cık var mı?
Olmayabilir (mi?)
1 Mayıs sabahı, belediyenin bütün toplu taşıma araçlarının servis dışı olduğu bir zamanda, Yeni Bosna’dan küçücük bir kız çocuğu çıkıyor, ta Tarlabaşı’na geliyor ve polisin müdahalesine maruz kalıyor.
Üzücü bir durum! Elim bir hadise!
Zavallı, halis niyetli kızcağız belki de Tarlabaşı’na kalem, defter, silgi gibisinden bir eğitim aracı almaya gitmiştir. (Tatil günü ya, civar kırtasiyeciler kapalıdır).
Polis amcalar da bu masum zavallıcığı saldırarak ağır yaralamıştır! “Tamam bulduk şu çocuğu dersini verelim” demişlerdir!
Hâlâ bu edebiyatı kulağımızın dibinde seslendirenler var. Masumiyet karinesini bu kadar hor kullanmak doğru mu? Gerçek masumlar için hangi karineyi kullanacağız?
Babası Ali Alp ne buyurmuş bakın: “Kızımın ikinci 1 Mayıs’ıydı. Daha 17 yaşında 1 Mayıs’ı da, gaz bombasını da bilmez!”  
Buna ne denir? Şecaat arz etmek denir.
Dilan 16 yaşındayken de Taksim’deymiş! Bunu babası söylüyor. Sonra da ne demekse, “1 Mayıs’ı da gaz bombasını da bilmez” diyor.
Gaz bombasını bilmez. Diyelim ki, resimlerdeki Dilan polise molotof atmıyor. Sirke şişesinin içindeki gerçekten sirke!
Peki sirkeyi neden elinde taşıyor? Gaz bombasından etkilenmemek için değil mi?
Bu küçücük çocuğu oralara gönderen baba “vicdan” diye bir kelimeden haberdar mı?
Kızını küçük yaşta evlendiren babaya her türlü hakareti yapıyoruz. Fakat meydanlara salan, eline molotof (veya sirke şişesi) tutuşturanları yüceltiyoruz!
Böyle değer buhranı olmaz!
Dilan’ları böyle babalardan kurtarmak lâzım!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum
Asım Yenihaber Arşivi