D.Mehmet Doğan

D.Mehmet Doğan

Değerleri reddin köklerden kopmanın 90. yılı

Değerleri reddin köklerden kopmanın 90. yılı

Bugün Türkiye değerlerini yeniden tanıma/tanımlama ve kökleri üzerinde tekrar var olmanın mücadelesini veriyor. Hiçbir köklü toplumun, milletin, halkın başını gelmeyen şeyler 20. Yüzyılda “türkler”in başına geldi. Değerler sıfırlandı, hatta karşı değer muamelesi gördü. Kökler inkâr edildi, yeni -sentetik- kökler icad edilmek istendi. 

Bu değişimi en iyi takip edebileceğimiz kaynak, Mustafa Kemal Paşa’nın 1920 yılında yaptığı konuşmalarla, 1924 yılında yaptığı konuşmalardır. 1924’te “Cumhurreisi” Mustafa Kemal Paşa 1920’deki “Meclis Başkanı” Mustafa Kemal Paşa’nın apaçık muarızıdır. 

Elbette meseleyi bu açıdan görmeyenler de var. 90 yıl önce Türkiye’nin medeniyetle, uygarlıkla tanıştığı, zayıf-etkisiz Osmanlı’dan güçlü-etkili Türkiye’ye geçildiği resmi söylemin bir parçasıdır. Bu resmî üslubu inkılâp-cumhuriyet tarihi derslerinde yarım yamalak kapan kalemşörler saçmasapan yorumlar yaparak halkı aydınlatmaya devam ederler! 

Hilafet’in ilga edilişinin 90. Yıldönümünde, yani 3 Mart’ta bizim görebildiğimiz, sadece bir kaç kişi yazdı. Eskiden öyle miydi ya? 3 Mart hilafet yazıları çok önceden başlar, çok sonra biterdi. Bu ilgisizliğin sebepleri arasında elbette Türkiye’nin bugünkü sıcak gündemi de var. 

Tabiî böyle bir yazı beklenenlerin başında bir zamanlar çok satan bir gazetenin 3. sayfasına çöreklenen, fakat daha sonra ağır hakaret ihtiva eden üslubundan ötürü uzaklaştırılan bir kalemşör de var. Bu zat şu anda yalan sermayesi ile muhalefet yapan tahrikçi bir gazetede yazıyor.

Daha önce defalarca ifade ettiğimiz gibi, bilgisizliğinin, cehaletinin ne ölçülerde olduğunu bu yazıyla bir daha gösteriyor. “Böyle önemsiz, üstelik fâhiş hatalarla dolu bir yazı ile uğraşmaya değer mi?” diye düşünenler olacaktır. Haklılar. Fakat, azımsanamayacak bir kitlenin, ekseriye bu bilgisizlik ve cehalet üzerine kanaat bina ettiklerini akıldan çıkarmamak gerekiyor. 

Yazının başlığı “Büyük devrimler 90 yaşında”. “Devrim” kelimesi  öztürkçe sanılır. 1935’te uydurulan bu kelimenin arapça devr/devir kelimesine mahiyeti belirsiz -im ekinin getirilmesi ile uydurulmuş olabileceği Andreas Tietze’nin Tarihî ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugati’nde belirtilmektedir. 

Hilafet’in ilgası bir “inkılap” veya “devrim” midir? Osmanlı hükümdarlarının sultan ve halife oldukları, hilafetin 19. Yüzyılda önem kazandığı bilinir. 20. Yüzyılın başında Hilafet İslam dünyasında önemli bir kavram olarak görülmüş, hilafet merkezi İstanbul bütün İslâm dünyasında gerçek bir atıf merkezi olarak algılanmıştır. 

2. Abdülhamid’in yürüttüğü ince siyaset, dünya müslümanlarının ortak bir şuura sahip olmasında önemli rol oynamıştır. Bilhassa dünyanın en kalabalık müslüman nüfuslu ülkesi olan Hindistan müslümanları Hilafet kurumunu önemsemiş ve İngiliz sömürgesi olan bu ülkede güçlü bir “Hilafet hareketi” ortaya çıkmıştır. Millî Mücadele’nin başlangıcında, Hilafet’in ve Hind hilafet hareketinin önemi hususunda M. Kemal Paşa’nın Ankara’ya gelir gelmez yayınlamaya başladığı Hakimiyet-i Milliye Gazetesi’nin 5. Sayısında yer alan “Hilafet ve Âlem-i İslâm” başyazısı dikkat çekicidir. Hilafet kurumu, Hindistan Hilafet hareketi Millî Mücadele’nin en önemli dayanaklarındandır. Hind müslümanlarının İngiltere hükümetine baskıları ve Türkiye’ye maddî destekleri Millî Mücadele’nin başarısında önemli rol oynamıştır. 

Bütün bunları ayrıntılı olarak anlatmak bu yazının konusu değil. Sadece, Hilafet karşıtı bir kalemin beş on satır içinde yaptığı fâhiş hataları gözler önüne sermekle yetineceğiz.

Hazret, “Türk Ordusu Ege’yi Yunan Ordusu’ndan temizledi, 9 Eylül 1922’de İzmir’e girdi. Öteki düşmanlar zaten kovulmuştu” buyuruyor. 

Öteki düşmanlar... Yani İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar 9. Eylül’den önce gerçekten kovulmuş muydu? Elbette hayır! İstanbul’u ve Çanakkale Boğazını işgal altında tutmaya devam ediyorlardı. İstanbul’dan işgalcilerin çıkması, Lozan Anlaşmasını imzasından 2 buçuk ay sonradır! (4 Ekim 1923)

“3 Mart 1924 günü çıkarılan kanunla halifelik kaldırıldı, Osmanlı hanedanının bütün bireyleri ile birlikte Abdülmecit de yurt dışına postalandı. Giderken bütün servetlerini götürdüler. O günlerin hain ve satılık İstanbul basını ile halife Abdülmecit’in arası çok iyi idi. Kanun çıkınca kıyameti kopardılar. İşin ilginç yanı, Mustafa Kemal Paşa’nın Milli Mücadele döneminde en yakın kadrosundan Rauf Orbay gibiler bile -aynen İstanbul’un satılık basını gibi- halifeyi korudular, ona arka çıktılar.”

Ancak hamakatı zahir bir biri fütursuzca böyle yalanlar atabilir. 

Halifelik kaldırılmıştır, sadece Abdülmecid değil, Osmanlı hanedanının bütün fertleri, kadınlar ve kundaktaki çocuklar dahil sürgün edilmiştir. Meclis’te bir çanak yalayıcı, “onların atalarının kemiklerini dahi yurt dışına atalım” diyebilmiştir. 

Bu dünyada eşi benzeri görülmemiş rezilane bir sürgündür. 6 asır ülkenin kaderinde rol oynamış bir ailenin bütün fertlerinin yurtlarından ihraç edilmesi akıl ve mantıkla izah edilemez. Sadece yönetimin derin bir meşruiyet korkusu içinde olduğu sonucu çıkarılabililr. 

Hanedan giderken bütün servetlerini götürmüş... Bu yalanın sunturlusu! Cehaletin dikâlâsı. Osmanlı hanedanının hiç bir ferdi servetini yüklenip ülkeden ayrılmamıştır. Bunu yapmaya en fazla imkânı olan Vahidetdin, hazineden senetle aldığı değerli eşyaları da iade ederek gitmiştir!

İstanbul basınının Halife’nin ardında olduğu da cahilane bir iddiadır. İstanbul basınının aklı başında olanları, Cumhuriyet yönetiminin otoriterleşme/diktatörleşme eğilimleri karşısında, köklü bir kurum olan Hilafet’in bu şekilde ortadan kaldırılmasına itiraz etmişlerdir. Bunlar hilafetçi değil, olsa olsa liberal yazarlardır. Bunların en meşhuru Hüseyin Cahit Yalçın’dır. 

Sonuç: Sahip çıkana bak, devrimlerin mahiyeti hakkında fikir sahibi ol!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
D.Mehmet Doğan Arşivi