Serdar Demirel

Serdar Demirel

Özgürlük muştusuyla gelen ay

Özgürlük muştusuyla gelen ay

İslâm, hâkim olduğu coğrafyanın düşman işgaline uğramasına son derece hassas bir dindir. Hârici işgali şiddetle reddeden ve işgal gerçekleşirse eğer, bundan kurtulmak için cihadı emreden bir din. Bu yönü, tarih tecrübesiyle de sâbit olduğundan, dost-düşman tarafından da gâyet iyi bilinmektedir.
Cihad, malûm olduğu üzere öncelikle devletin organize edeceği bir görevdir. Lâkin, devletin aciz kaldığı, yahut çökertildiği bir demde, Müslüman topluma ve bireylere intikal eden dinî bir vazifedir. Kur’an âyetleri, hadis metinleri ve ulemânın icması bu konuda çok nettir.
Dışarıdan inceleyen bir göz de, bu dinin işgale karşı ne derece sert olduğunu, siyasi bağımsızlığını, onurunu korumada çok kıskanç olduğunu hemen farkedebilir. “Yeryüzünde hürriyetine bu kadar düşkün ne bir din ve ne de bir ideoloji bulmak mümkündür” dense yeridir. Tarihî birkaç olayı bile hatırlatmak maksûdu anlatmaya yeter:
Coğrafyamız Haçlı işgaline uğradı, ama dinin vaz’ettiği bağımsızlık ruhu bu işgale teslimiyete izin vermedi, Haçlılar geldikleri gibi geri gittiler, gitmek zorunda kaldılar.
Moğol istilâsı taş üstünde taş bırakmadı, Müslüman coğrafyayı teröre boğdu, tarihte emsâli pek nâdir bilinen mezâlim irtikâb etti, ama emellerine ulaşamadı. Aksine İslâm Moğolların kalbini fethetti, yok etmeye geldikleri bir kültür havzasında yeni bir dünyaya uyandılar.
Anadolu işgale uğradı, Müslüman halk aynı ruhla yediden yetmişe herşeyini ortaya koyarak bağımsızlığını ilan etti, teslim olmayı bir opsiyon olarak görmedi. 
Bir avuç Filistinli, arkasına dünyanın süper gücünün ve dünya hegemonlarının desteğini alan işgalci Siyonist güce 60 yıldır hangi ruhla direnebiliyor sanıyorsunuz?! Matematiksel rakamlarla, modern rasyonel izahlarla açıklanamayan Aksâ mukâvemeti, gücünü imandan alıyor.
örnekleri çoğaltmak mümkün. İslâm, özgürlüğüne susamış insanlar için en büyük imkân. Bağımsızlık ruhunun bu dinin özüne mündemiç olduğunu, bu dini tanıyan herkes bilir. Amacım zaten bunu anlatmak değil. 
Amacım, bu dinin çok önem verdiği ve işgal edilmesine asla tahammül etmediği başka bir alana, özgürlüğü diğer özgür olması gereken bütün alanlardan daha önemli olan mânevî alana vurgu yapmak. 
Maalesef bu dinin müntesipleri tarafından bağımsızlığı görmezden gelinen, unutulmuş bir alana.. Ruhlarımızın özgürlüğüne; ruhla ilişkili idrak merkezi kalplerimizin, muhâkeme merkezimiz olan zihinlerimizin özgürlüğüne... 
Coğrafyadan önce kalplerimizin ve zihinlerimizin bağımsız olması gerekir. Peki, kalp ve zihinlerimizin istilâ altında olmadığını söyleyebilir miyiz? 
Coğrafyalar istilâya uğradığı gibi kalpler ve zihinler de istilâya uğrar. Zaten kalpler ve zihinler istilâya uğramadan bir coğrafyanın işgal edilmesi mümkün değildir.
Kalpler, ancak Allah’ın (c.c) mutlak sevgisiyle, O’na dair haşyet duygusuyla ve teslimiyetle bağımsız olabilir. 
Allah’tan başka varlıklara duyulan sevgi kalbe sirayet ettiyse, bu sevgi Allah sevgisine denk veya yakınsa, o kalp işgal altındadır. 
Allah’tan korkar gibi özel ve tüzel kişiliklerden korkuluyorsa, o kalp işgal altındadır. 
Eşimiz, çocuklarımız ya da işimiz, sosyal statümüz, gelecek kaygılarımız, bankadaki hesap numaramız, kalplerimizde birincil derecede önceliklerimiz ise, kalplerimiz işgal altındadır. 
Kalplerimizde öncelik neye ait? Allah’tan gayri bir öncelik varsa eğer orada, o kalbin bağımsızlığından söz edilemez.
“Lâ ilahe illallah” demek, “Lâ” süpürgesiyle kalpteki bütün öncelikleri, literatürdeki ifadesiyle “mâ sivâ Allah”ı süpürüp atmak ve gönül tahtını sadece “ille” de anlatılan Allah’a hasretmektir. İlahın bir anlamı da, hayatınızı uğruna adadığınız ve kalplerinize hâkim birinci önceliğinizdir. 
Zihin de kalp gibidir.
Zihinlerimiz özgür müdür? Muhâkeme yaparken referans kaynaklarını İslâm’dan gayrisiyle belirlemişse, zihinlerimizin bağımsızlığından söz edilebilir mi? 
Hayatı, âhiret öncelikli okumuyorsa bir zihin, dünyevîliğin işgali altında değil midir? Parayla yatıp parayla kalkıyorsa, fikri ve zikri şehevet olmuşsa bir zihnin, kantarın topu yitmiştir.
Yazının girişinde beyan ettiğimiz üzere bu din, hâkim olduğu coğrafyanın bağımsızlığı üzerine titrer. Ama ondan da önemli gördüğü, Müslüman coğrafya üzerinde yaşayan mü’minlerin kalplerinin ve zihinlerinin özgür olmasıdır.
Bağımsızlık savaşı öncelikle kalplerde ve zihinlerde başlar. İnsan iradesi imanın gücüyle mal sevgisine, makam ve şöhret tutkusuna, zihinleri istilâ eden şehvet duygularına galabe çalarak dış dünyadaki işgala karşı direnebilir.
Ramazan iklimi gönüllerimizi işgalden kurtarmak için mü’minlere büyük imkânlar sunarak gelir her yıl. özgürlüğüne düşkün yüreklere, özgürlük muştusuyla misafir olur. Bu mubârek aya biraz da bu perspektiften yaklaşalım.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Serdar Demirel Arşivi