D.Mehmet Doğan

D.Mehmet Doğan

Türkiye’de başkanlık arayışı

Türkiye’de başkanlık arayışı

Türkiye’de Cumhuriyet ilân edilirken kara Avrupasının cumhuriyet modeli esas alındı. İngiltere’nin üstünlüğünü tanımakla beraber, Fransa modeline meyledişimiz, İngiltere’nin kraliyet olmasıyla ilgili görülebilir. 

Meclis, hükümet ve yargı... Unutmamalı ki ilk cumhuriyet anayasası kuvvetler ayrılığını tanımıyordu. Nasıl Avrupa kralları meşrutî dönemde sembolik mevkide tutulmuşsa, Türkiye’nin cumhurbaşkanı da öyle bir mevkide idi. Tabii kağıt üzerinde olanla uygulama arasında bir hayli fark vardı. 

Mustafa Kemal Paşa güvendiği, sadakatinden şüphe etmediği İsmet Paşa ile uzun bir dönem geçirdi. Milletvekillerini esasında o seçiyordu (elbette başbakan ve parti genel sekreteri de kısmen müdahil oluyordu), milletvekilleri de onu seçiyor, o da Başbakanı tayin ediyordu. 

İsmet Paşa uzun süre sadakatla hizmet etti. Kanun hâkimiyetini sağlamaya ve bürokratik yapıyı ayakta tutmaya çalıştı. Bu arada bir hayli müdahale ile karşı karşıya kaldığını, yakın tarihi okuyanlar bilir. Cumhurbaşkanı, günü geldi sisteme ayar çekmek için muhalefet partisi oluşturulmasını bile düşündü. Fakat işin kötüye gideceğini, İsmet Paşa’nın gitmekle kalmayıp, işin ucunun kendisine dokunacağına anladığı için muhalefet partisini kurdurduğu mutemed adamına fesh ettirdi. Bundan sonrası tamamen tek parti hâkimiyeti ile geçti. 

Aatatürk’ün İsmet Paşa ile uzun süren iktidar birlikteliği bir yerde sona erdi. Tarihlerde hayli üstü kapalı geçen bir ihtilaftan sonra, Paşa İnönü’ye yol verdi. Yerine iktisatçı olarak bilinen Celal Bayar’ı getirdi. Ona yetkilerini (sınırlarını) hatırlatmayı da ihmal etmedi: “Elçileri ben tayin ederim, valileri, genel müdürleri...” Celal Bayar asıl yetkinin Cumhurbaşkanında olduğu bilinci ile başbakanlık yaptı. Tabiî son bir yıl Atatürk’ün birçok meseleye müdahil olamayacak şekilde hasta olduğu bir dönem olarak geçti. 

Türkiye normal cumhuriyete Atatürk’ün ölümüyle geçebilirdi. Fakat İnönü de Atatürk’ten pek geri kalmadı. Onun başbakanları da Celâl Bey’in rolünü kabul ettiler. Türkiye’de fiilî başkanlık sistemi çok partili hayata geçince, daha doğrusu DP seçimi kazanınca sona erdi. Cumhurbaşkanlarının sembolik rolleri yanında başbakanlar icranın başı oldular. İstisnalar darbe dönemleridir. Bizim yaşadığımız Kenan Evren’in döneminde başbakanların, mesela Turgut Özal’ın koltuğunda o kadar rahat olmadığını çok iyi biliyoruz. 

Kenan Paşa’nın sisteme müdahalesi Özal’ı hayli zorlamıştı. Başbakanlıktan Cumhurbaşkanlığına yollandığında Kenan Paşa’nın rolünü oynamayı düşünmüş müydü? Bunu bilmiyoruz. Fakat bir süre sonra Cumhurbaşkanlığının icra yetkisinin kendi tayin ettiği başbakana rağmen pek de kifayetli olmadığını anladı. Hele sonraki başbakanlar döneminde işler daha da sarpa sardı. Özal Köşk’te fildişi kuleye hapsetilmiş gibi idi. Başkanlık modeline veya aktif siyasete dönüş temayülü ancak ölümüyle noktalandı. 

Bugün merhum Özal’ın bıraktığı yerde değiliz. Halktan daha güçlü destek alan bir lider, daha sisteme hâkim bir siyasî hareket var. Bu başkanlık ya da yarı başkanlık sistemine geçişin kolaylaştırıcı unsuru olarak görülebilir. 

Bir diğer kolaylaştırıcı unsur ise muhalefetin iktidar karşısında denge kuracak güçte olmaması. Muhalefetin Anayasa değişikliği ve sistemin yenilenmesi için teklifleri olabilir. Bu teklifler kapsayıcı, halkı etkileyici boyutta olursa, tasvib de görür. Fakat iktidarı dayanaksız, hatta bazan sebepsiz muhalefetten öteye geçemiyor. 

Eğer Türkiye başkanlık veya yarı başkanlık sistemine geçerse bu iktidarın başarısından çok muhalefetin başarısızlığı ile ilgili bir sonuç olacaktır. Burada kritik eşik, yeni sisteme geçerken hukukunun eksiksiz oluşturulmasıdır. 

Dün başkanlık ve padişahlık konusunda yazmıştık. Başkanlık padişahlık olmaz elbette. Çünkü başkanlık babadan oğula geçmez, ırsî olmaz. Ya babadan oğula geçen başkanlıklara ne diyeceğiz? En yakın iki örnek: Suriye ve Azerbaycan!

Demokrasi ile ünsiyeti tartışmalı sistemlerden, ülkelerden söz ettiğimizi unutmayalım!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
D.Mehmet Doğan Arşivi