Ahmet Kekeç

Ahmet Kekeç

Basın özgürlüğü bunlara mı kaldı?

Basın özgürlüğü bunlara mı kaldı?

Başbakanla ‘medya patronu’ arasındaki kavgayı izliyor musunuz? Gereksiz, tatsız tuzsuz, insana ‘memlekette başka sorun mu kalmadı?’ dedirten bir kavga.

Kavganın ayrıntısına girmeyeceğim.

Fakat şu kadarını söylemeden de geçemeyeceğim.

Bu tür kavgalarda, genellikle, taraflardan biri ‘mağdur’ psikolojisine girer ve meseleyi ‘basın özgürlüğü’yle ilişkilendirir.

Bunu da, genellikle, ‘basın özgürlüğü’ne zerre miktar değer vermemiş taraf yapar.

İşte medya patronu kaç gündür bağırıyor: ‘Başbakan’ın sözleri basın özgürlüğüne yönelmiş tehdittir...’

Öyle midir?

Basın özgürlüğü, iftira atma ve yalan söyleme özgürlüğü müdür?

Devlet ihalelerini kapmak için hükümete baskı yapma, ‘imar izni’ için çetelerle darbe pazarlığına oturma özgürlüğü müdür?

Darbeleri, muhtıraları, antidemokratik kalkışmaları destekleme özgürlüğü müdür?

Siz ne düşünürsünüz bilmem ama, bu ülkede ciddi bir ‘medya sorunu’ var.

Öyle bir medya düzeni ki, istikrah etmemek mümkün değil.

Dün, Türkiye’ye görüp göreceği en ağır ‘ekonomik krizi’ yaşatan siyasileri alkışlıyor, karambolden ‘troyka iktidarı’ devşirmeye çalışıyorlardı, bugün utanmadan ‘devr-i sabık’ istiyorlar.

Biri, biliyorsunuz, şirketlerine el konulduktan sonra atını da bırakıp kaçtı. ‘Benim şirketlerle, bankalarla, televizyonlarla işim olmaz; ben siyasi bir partinin genel başkanıyım’ diyordu, şimdi ‘Hükümet partimden korktuğu için şirketlerime el koydu’ diye ortalıkta dolaşıyor.

Bazen de el altından haber gönderiyor, ‘Başbakana söyleyin yarım saatini bana ayırsın, ona anlatacaklarım var...’

Televizyonu, bankası, gazetesi olan bir başkası, devlete ait katrilyonlarca liranın üstüne yattıktan sonra İtalya’larda ‘şirket kurtarma operasyonları’ düzenlemeye başladı.

Tek tek isim zikretmeyelim, kim olduklarını biliyorsunuz.

Devlet ihalelerine girebilmek için elinin altındaki gazete ve televizyonları ‘baskı aracı’ olarak kullanan, üstelik bu cürmü Yargıtay’ca onaylanmış medya patronları...

Başbakana ana avrat dümdüz giden ve meslektaşlarını suç örgütlerine hedef gösteren genel yayın yönetmenleri...

Mahrem dairelerden bilgi ve yazı konusu sızdıran köşe yazarları...

Kasa hırsızları, hortum sanıkları, gasıplar, ihaleciler, ajan eskileri...

Bunlardan biri, yabancı bir gazetede çıkan söyleşisinde, 28 Şubat postmodern darbesine yaptığı katkıları anlatıyordu övünerek: ‘1997 yılında ordunun baskısı sonucu istifaya zorlanan İslamcı koalisyon hükümetine karşı benim medya organlarım savaş verdi.’

Düşünebiliyor musunuz, seçilmiş ve meşru bir hükümete karşı ‘savaş veren’ medya organları!

Hepsi de işin inceliğine vakıf...

Örneğin, önce BDDK Başkanı’nı manşet yapıp bir güzel yıkayıp yağlıyorlardı, sonra kardeş (!) gazetenin genel yayın yönetmenini elinde 500 milyon dolarlık çekle BDDK Başkanı’na yolluyorlar, ‘kelepir’ gazeteyi ucuza kapatmak ve dağıtım tekelini yeniden kurmak için...

Aralarında, sahibi olduğu bankayı dolandırıp cezaevini boylayanlar, sonradan nedamet getirip naçar gazetecilikte karar kılanlar da var.

Elinizi vicdanınıza koyup söyleyin:

Bunlar mı ‘basın özgürlüğü’nü sağlayacak?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Kekeç Arşivi