Cihangir İşbilir

Cihangir İşbilir

Kunduz

Kunduz

28 Eylül sabahına Taliban’ın Kunduz’u ele geçirdiği haberiyle uyandık. 14 sene önce ABD’nin ülkeyi işgal etmesinden sonra iktidarı sona eren Taliban’ın, Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin cumhurbaşkanlığının birinci yıldönümüne gelen günde Kunduz’a üç koldan operasyon düzenlemesi, kısa süre içerisinde şehir yeniden Afgan ordusu tarafından ele geçirilse de ciddi siyasi etkileri olacak bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Ardından 3 Ekim Cumartesi günü yerel saa00tle 2.08’de, Amerikan A-130 uçağının Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) tarafından işletilen hastaneye bir saatten fazla süreyle ve her on beş dakikada bir bomba yağdırması sonucu 22 kişinin feci şekilde hayatını kaybetmesi Kunduz’un ve dolayısıyla ABD’nin Afganistan politikasının yeniden dünya gündeminin ilk sıralarına yükselmesine sebep oldu. 

Önce Sovyet işgalini (27 Aralık 1979-15 Şubat 1989), sonra da ABD işgalini (7 Ekim 2001) yaşayan ülkenin içinde bulunduğu ‘uyuşturucu trafiği’ ve ‘otorite boşluğu’ sorunları bugüne kadar giderilemediği gibi Taliban tehlikesi de bertaraf edilemedi. 

Güneyde başkent Kabil’e, batıda Mezar-ı Şerif’e ve kuzeyde Tacikistan sınırına karayolu ile bağlanan ve işgalden önce Taliban’ın kalelerinden birisi olan ve stratejik açıdan önemli bir noktada bulunan Kunduz’un, göz göre göre Taliban tarafından ‘geçici de olsa’ ele geçirilmesi bile mevcut stratejilerin başarısızlığını görmek için kâfi. 

El Kaide’nin etkin ve Taliban’ın yükselişte olduğu bir Afganistan’ın, jeopolitik önemi dolayısıyla yeni müdahalelere bugün düne göre çok daha açık hâle geldiğini söylemek yanlış olmaz. Bugüne kadar Afgan güvenlik güçlerinin eğitilip donatılmasına 65 milyar dolar harcayan ve hâlen 10 bin personeli ile Afganistan’da etkinliği devam eden ABD için gelinen nokta açık bir başarısızlık ve bu durum ABD iç siyasetinde, özellikle yaklaşan başkanlık seçimlerinde belirleyici bir faktör olacağı gibi, önümüzdeki yıllarda ‘Asya’nın merkez üssü’ mahiyetinde olan ve Güney Asya, Orta Asya, Kafkaslar, Ortadoğu ve Uzakdoğu’nun buluşma noktasında bulunması ve ABD’nin küresel rakip olarak gördüğü Çin ve Hindistan’a yakın markaj uygulayabileceği yegane coğrafya olması itibariyle eşsiz bir jeopolitiğe sahip olan Afganistan’ın yeni ve daha sofistike bir mücadele alanı olmaya devam edeceğini gösteriyor.  

Afganistan’ı dünya uyuşturucu ticaretinin merkezi hâline getiren, ülke halkını bitmek bilmeyen toplumsal travmalara mahkûm eden, güvenlik risklerini tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkartan ve son dönemde DAEŞ’in yükselmesiyle bölgedeki şiddet iklimini artıran asıl sebep hiç şüphesiz El-Kaide unsurlarının ortadan kaldırılması ve Taliban rejiminin çökertilmesi hedefleriyle başlatılan ABD işgali. 

Temmuz 2011 sonrası süreçte, ISAF’ın görev tanımı sorunu, görev süresindeki belirsizlik, ülkede güvenliğin sağlanamamış olması, aşiretlerin ülke yönetimine dahil edilememesi, ayyuka çıkan yolsuzluklar, askeri yöntemlerin tek çözüm yolu olarak benimsenmesi ve yabancı güçlerin Afgan halkıyla uyuşamaması gibi sebeplerden dolayı ‘geçiş süreci’ diye tanımlanacak olan son dört yılda merkezi hükümet de başarılı olamadı. 

Kunduz’un Taliban tarafından geçici olarak ele geçirilmesi ve ABD uçağının MSF kontrolündeki hastaneyi bombalaması, küresel nüfuz mücadelesinin iki binli yıllardaki merkezi olan Afganistan’ı yeniden gündeme getirdi ve Obama’nın Afganistan-Pakistan (AfPak) stratejisinin bir kez daha masaya yatırılmasına sebep oldu. 

Bugünlerde Suriye ve terör meselesine, özellike 1 Kasım’a doğru Rusya’nın Suriye müdahalesine kilitlensek de Kunduz’da kayıtsız kalamayacağımız önemde gelişmelerin fitili ateşlendi… 

Takipte kalıp değerlendirmeye devam edeceğiz…    

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Cihangir İşbilir Arşivi