Kerime Yıldız

Kerime Yıldız

Sebze Hali Yenimahalle’de Şükrü Bey

Sebze Hali Yenimahalle’de Şükrü Bey

Adamın 1025. köşe yazısıymış. Kendi ifâdesiyle, nereden baksan 10 cilt kitap ediyormuş. Böyle bir allameye laf söylemek haddim değil ama, bu yazıların birisi benimle ilgili. Okkalı bir cevap yazmak için yıllardır bekliyorum.

Vaktiyle, “Ya Nihal Atsız’dan vazgeçin ya Reşit Gâlip’den” başlıklı bir yazı yazdım. Amacım, ulusalcılık ile ülkücülüğün niye uyuşmadığına dâir bir şeyler karalamaktı. Bir şahsı hedef almadım. Sâdece, Diyarbakır’a gidince andımız ile karşılanan MHP’li danışman Şükrü Alnıaçık’ın adı geçiyordu. 

Cevâbî bir yazı geldi. Yazıda, benden “ala garson türbanlı” diye bahis vardı. Lüzumlu cevabı yazdım ve konuyu kapattım. Bir ülkücü hanım arkadaşım aradı. Çok gücüne gitmiş. “Bu ne rezâlet! Atsız’ın bahsettiği ala garson, fâhişe demek. Bir şey yapmayacak mısın?” diye sordu. Atsız’ın şiirini açıp tekrar okudum. Aynen öyle. Hani, Necip Fazıl’ın kastettiği fikir fâhişesi falan değil. Direk, dümdük. 

Şuuraltı bozuk, basit erkekler için bir kadına galebe çalmanın en kestirme yolu, nâmusuna dil uzatmaktır. Fakat, okumuş çocuklardan bunu beklemezdim doğrusu. “Çocuklar” diye çoğul kullanmamın sebebi, bu hakârete, o cenahtan kimsenin ses çıkarmamasıydı. Saf saf, bir özür bekledim.

Açıkçası, MHP adına üzülmüştüm. Samimi ikazda bulunan bir hanıma, “ala garson türbanlı” diyecek kadar ileri giden bir danışmana, ne danışılır Allah aşkına?

“Bekle!” dedim, kendi kendime. “Doğru zamanı bekle. Böyle bir mübtezel ile kavgaya girilmez.” 

Zamanı geldi. Geçenlerde, hazretden öyle bir “paralele destek” yazısı geldi ki evlere şenlik. Oysa yıllar önce, bir yazısında, paralelciler hakkında şöyle diyordu: 

“Çünkü biz, altı süngerli halıların üstünde çay içip vaaz dinlerken, gerisi hacı zekâtıyla semirmiş lapacı Nur talebelerinden değiliz; biz Ülkücüyüz!”

Seçimden önce, koşa koşa, lapacıları kurtarmak için kanallarının önüne gitmiş. “Abi” diye karşılamışlar. Pek memnun olmuş. “Oy için gitmiş.” dersem iftira olur. Asıl sebebi, kendisi açıklamış.  

Efendim, bir gün lapacıların yayın konuğu olmuş. Yere göğe konduramamışlar:

“Beni MHP genel merkezinin önünden alıp, Havaalanı’na gidiş, İstanbul’a uçuş, kanala intikal, canlı yayın, otele geçiş, konaklama,  ertesi gün tekrar otelden alma, havaalanı intikal, inişte Esenboğa’da karşılama ve MHP genel merkezine getirene kadar yapılan her şey tek kelimeyle “mükemmel”di.”

Yâni, mükemmel ağırlamış; yedirip içirmişler. Merak ettim, maklûbe de var mıydı? Pirinçler, tâne tâne miydi lapa mıydı?

Yine “Bekle!” dedi içimdeki ses. “Bu kaabiliyetin sâhibi, gelir; daha beter düşer.”

Düştü. Hem de öyle böyle değil.

Her taraftan istifâ sesleri yükseliyor ya hakiki ülkücü, hakiki dâvâ adamı istifâ etmezmiş. “Önce ülkem ve milletim; sonra partim ve ben” diyen insanlardan, öyle gösterişli istifalar beklenmemeliymiş. 

En keskin istifâ bile, cehâletin ağız kokusunu kesmezmiş. Biz, ona, sebze halinin yolunu göstersek yetermiş. O, ülkücüymüş. 

Peh peh peh…. Yazının sonundaki cümle, on numara:

“Bir minnetsiz limon sandığını, bin makama değişmeyiz.”

Yâni diyor ki “Minnet etmektense limon satarım.” 

Pek sayın danışman Şükrü Bey!

Sebze hali, Yenimahalle’de. Siz limon satmaya karar verin, hale götürmesi benden. MHP genel merkezinin önünden alış, hale intikal, her şey benden. Arada, konaklama isterseniz, eşek değilim ya bir döner ısmarlarım. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kerime Yıldız Arşivi