15 Ağustos 2018 Çarşamba29 Şevval 1439
  • Bir Ayet
  • Bir Hadis
  • Namaz Vakitleri
  • Hava Durumu
  • “İman edenlerin Allah'ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitap verilip de, üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu fasık kimselerdir.” (Hadîd, 16)
  • “Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allâh'ı zikretmek ve O'na yaklaştıran şeylerle, ilim (mârifet ilmi) öğreten âlim ve (Hakk'a lâyıkıyla kul olmak için) tahsil gören talebe bundan müstesnâdır.” (Tirmizî, Zühd, 14)
  • için namaz vakitleri
    İmsak 04:29Güneş 06:06Öğle 13:15İkindi 17:03Akşam 20:11Yatsı 21:42
    • 22°C Adana
    • 23°C Adıyaman
    • 11°C Afyon
    • 14°C Ağrı
    • 13°C Amasya
    • 14°C Ankara
    • 25°C Antalya
    • 16°C Artvin
    • 20°C Aydın
    • 18°C Balıkesir
  • BIST: 93.419 0.79
  • Altın: 243,842 -0.07
  • Dolar: 6,4985 -7.15
  • Euro: 7,3766 -7.49

Hani “dış güçler” diye bir şey yoktu?

Ahmet Kekeç

Konvansiyonel dönemlerde darbe tankla yapılırdı... Önce radyo ve televizyon vericileri ele geçirilir, sonra zırhlı birlikler stratejik noktalarda konuşlandırılırdı.  

Darbe bildirisi, radyo ve televizyonlardan okunur okunmaz, darbe gerçekleşmiş sayılırdı. 

Sonra gelsin gözaltılar... 

Post-modern zamanların darbesi daha farklı oluyor... Adı üstünde, “post-modern...”

Hükümeti “kısmen” ya da “tamamen” (farklı mekanizmaları devreye sokarak) “çalışamaz hale” getirdiğinizde, “post-modern darbe” yapmış oluyorsunuz. 

Nitekim Erol Özkasnak, “Bu bir post-modern darbedir” demiş, 28 Şubat’ın mahiyetine dikkat çekmişti. 

Evet, 28 Şubat, post-modern bir darbeydi... Sivil ve askeri bürokrasi, kartel medyası, bazı sol sendikalar, bazı işverenler örgütü ve bazı siyasi partiler elbirliği etmiş, hükümeti çalışamaz hale getirmişlerdi. 

Bir süre sonra da, milletvekili borsası kurarak, “çalışamaz hale” getirdikleri hükümeti düşürmüşlerdi. 

Bu cümleden olarak, Gezi kalkışmasını da, dört dörtlük bir darbe girişimi saymak gerekiyor. 

Gezi, bir “çevre hareketi” olarak doğdu ama kısa süre içinde darbe konsorsiyumu tarafından ele geçirildi. Bir bakıma “darbenin manivelası” olarak kullanıldı. 

Maksat, önce hükümeti çalışamaz hale getirmek, sonra düşürmekti. 

Dolmabahçe ofisine yapılan “ölümüne” saldırının nedeni buydu. 

Maksat, “Başbakan kaçtı” cümlesini dünyaya duyurmaktı. Başbakanın ofiste olduğu sanılıyordu. Dolmabahçe Camii’nde stüdyo kurmuş Reuters ajansı da, haberi duyurmak için alesta bekliyordu. 

Başbakan kaçmadı. 

Önceden programlanmış Fas ziyaretini tamamladıktan sonra ülkesine döndü. 

Biricik vasfı Wolfowitz’e mikrofonluk yapmak olan bir gazeteci o günlerde şuna benzer şeyler yazıyordu: “Ülkesinde dolaşamayan, başkente bile giremeyen, sadece havaalanlarında görülen bir Başbakan...”

Gezi’yi “paralel darbe girişimi” izleyecek ve sonuç hiç de şaşkınlıkla karşılanmayacaktır. 

Paralel örgüt, daha sofistike yöntemlerle çalışıyordu. 

Dinleme ağıyla, bütün bir ülkeyi tarassut altına aldı. 

MİT TIR’larına saldırı düzenledi... (“Türkiye, terör örgütlerine silah ve mühimmat gönderiyor” algısını oluşturmak için.) 

Devletin en düzey güvenlik toplantısına sızdı... 

Başbakan’ın, Dışişleri Bakanı’nın ve MİT Müsteşarı’nın “İran ajanı” olduğu yönünde yayınlar yaptı yahut yaptırdı. Başbakan hakkında “Dönemin Başbakanı” şeklinde fezlekeler hazırlattı. Kritik enerji görüşmelerine imza atmış Enerji Bakanı’nın ve EPDK üyelerinin telefonlarını dinledi. Bazı EPDK üyelerini 25 Aralık soruşturmasının sanığı yaptı... 

Hedef görünüşte “yolsuzluklarla mücadele”ydi ama asıl hedef hükümeti çalışamaz hale getirmek ve sonunda düşürmekti. 

Bu “çalışmalar” işe yaramayınca, 15 Temmuz’da “fiili saldırı”ya geçtiler, ülkenin başkentini ve Meclisini bombaladılar, 250 insanımızı katlettiler, binlercesini yaralı bıraktılar. 

Bu da sonuç vermedi... 

Ne yapsınlar, yeniden “post-modern yöntemlere” döndüler. 

Dövizin (özellikle doların) oynak seyrine, bir de buradan bakmalıyız. 

Bu durumu (“oynaklığı”) ekonominin içinde bakarak (ve sadece ekonomik gerekçelerle) açıklayamıyoruz. 

FETÖ’yü sevk ve idare eden dost ve müttefik ülke de böyle açıklamıyor zaten. “Papazı salıvermezseniz” diye tehdit yolluyorlar, döviz fırlıyor... “Türkiye’yle anlaşma umudumuzu koruyoruz” diyorlar, döviz düşüyor... “Papaz meselesinde hâlâ ilerleme kaydedilmedi”diyorlar döviz fırlıyor... “Doların 7 lira olacağı iddiası doğru değildir” diyorlar, döviz düşüyor.  

Dost ve müttefik ülkenin keyfine bağlı olarak bir iniyor, bir çıkıyor. 

Çıktığında da, inmek bilmiyor. 

E, hani “dış güçler” diye bir şey yoktu. 

Hani döviz “serbest piyasanın salınımı” içinde inip çıkıyordu. 

Hani herhangi bir müdahale ya da manipülasyon söz konusu değildi. 

Eski Başbakanın başdanışmanlığını yapan bir zat, “Bırakın dış güçler edebiyatını... Dış güç diye bir şey olsaydı, kredi notumuzu düşürürlerdi” demişti. 

Hemen ertesi gün, kredi notumuzu düşürmüşlerdi. 

Üstelik ilk çeyrekte yüzde 7 büyüyen ve ihracatını artırmış bir ülkeye bunu yapmışlardı. Dövizi oynak bir seyre sokmuşlardı. 

Şimdi siz söyleyin: “Dış güçler” diye bir şey var mıymış, yok muymuş? 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur.
Kaynak gösterilmeden alıntılanamaz.