D.Mehmet Doğan

D.Mehmet Doğan

Şapka inkılabı tamam da, inkılabın şapkasına ne oldu?

Şapka inkılabı tamam da, inkılabın şapkasına ne oldu?

Kastamonu’da idik; Belediye, Üniversite ve Türkiye Yazarlar Birliği’nin “Şehri Yaşatmak Tarihi Yaşatmak” bilgi şöleni vesilesiyle…

Kastamonu neden bazılarına sadece “şapka”yı çağrıştırır?

Kastamonu tarihimizin önemli duraklarından. Osmanlının başlangıcında Kastamonu merkezli Çobanoğulları beyliğine tâbilik var. Bu şehir bir beyliğin merkezi, yani “başkent”, Osmanlı’nın şehzade sancaklarından. Tarihî eser zengini şehirlerimizden.

Kastamonu ile ünsiyetimiz 1980’lere kadar gidiyor. “Yaşayan Geçmiş” belgeseli vesilesiyle ilk ziyaretimiz. O sıralar Kastamonu’da Liva Paşa Konağı restore ediliyor. Kültür Bakanlığı yeni yeni başlamış sivil mimarî yapılarını onarmaya. “Hem sivil, hem paşa” diyeceksiniz. Evet sivil ve paşa! Liva paşa, bugünkü söyleyişle tuğ general; sivil paşa, Kastamonu valisi…

Konak, onun 19. Yüzyıl sonunda yaptırdığı vali ikametgâhı anlayacağınız. Bu vesile ile şehrin tarihi mekânlarını görüyoruz. Şaban-ı Veli dergâhı sükuneti ile, Nasrullah Camii şadırvanındaki su sesiyle yakalıyor bizi. Etrafındaki hanlar, hamamlar, İttihat Terakki klübü…

Ondan sonra birkaç defa daha yolumuz düşüyor Kastamonu’ya. Kaleye, kuleye çıkıyoruz, İsmail Bey külliyesini bir türlü göremiyoruz. Oysa o şehrin birçok yerinden görünüyor. Şehrin biraz kenarında, kaya üzerinde. Hem de Şehinşah kayası… Minaresi, hele de şerefe sonrası kısmı ile külahı bu klasiği hatırlatan yapıyı birden naifleştiriyor. Acaba bu kısım yıkıldı da lâyıkıyla usta bulunamadığı için mi bu şekilde yapıldı?

“Şehinşah” İsmail Bey’in sıfatı olmasın?

İsmail Bey, imarcı bir bey. Fatih’in Trabzon seferi sırasında onunla savaşmamak için Kastamonu’yu terk edip Sinop kalesine sığınmış. İstanbul Fatih’i karşısında yapacak bir şey yok. Aman dilemiş, Bursa civarında dirlikler verilmiş. Daha sonra da Filibe sancağına gönderilmiş. İsmail Bey’in külliyesinde türbesi de var, fakat insan nerede öleceğini bilemez ki… Şimdi türbe boşmuş. Çünkü İsmail Bey Filibe’de vefat etmiş ve orada yaptırdığı Bey mescidinin yanına sırlanmış…

İsmail Bey, bey olmasına bey de aynı zamanda bizim meslekten. Hulviyyat-ı Şâhî(Bunu “Şâhın şekerlemeleri” diye mi çevirsek?) isimli Türkçe fıkha dair bir telifi varmış. Bilmem ki Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki nüshasına kimin eli değecek de gün yüzü görecek?

Biz bu defa da İsmail Bey külliyesini göremedik, ama bir zamanlar çok mühimsenen “şapka”nın müzesini gördük!

Osmanlının sembolü fes yüzünden kaç kişi darağaçlarında sallandırıldı? Şimdi desen ki “adam fes giyiyor, bak gericiye!” dönüp bakan olmaz. Hiç fes için, şapka için insan öldürülür mü? Şapka müzesine gidinceye kadar ve ondan sonra Kastamonu’da bir tek şapka giyen vatandaşa rastlamadık. Ne oldu şapka inkılabına? Neden kimse bu kanuna uymuyor?

Şapka bir karşı devrimle başımızdan uçtu!

Bu karşı devrimi yapanı merak ediyor musunuz?

Binek otomobilleri! Mübareklere şapka ile binmek mümkün değil. Türkiye’de binek otomobili sayısı yirmi milyonu geçti. Şapka giyenlerin sayısı da ona mümasil azaldı. 20 mi desem, 20 bin mi desem. Onlar da devrim aşkına değil, kelleyi korumak için giyiyor!

Şapka inkılabı üzerinden üç nesil geçti…İlk nesilde şapkasız kimse yok. Bakın resimlere. Hacılar, hocalar, müftüler…İkinci nesilde işler tavsıyor. Bazıları bere giymeye başlıyor. Bu mahkeme konusu oluyor, neyse ki mahkeme doğru muhakeme ile bereyi cezalandırmıyor.

Üçüncü nesil şapka nedir bilmiyor!

Biz ikinci nesildeniz, şapka giydiğimi, askerlik hariç hatırlamıyorum.

Kalpak giydim; Kazak, Kırgız, Türkmen, Özbek, Tatar başlıkları giydim, Boşnak beresi giydim. Hâlâ dolabımda var. Kaliteli fes bulsa idim, resim çektirmek için giyecektim.

Neyse uzatmayalım; Şapka Müzesi’ne ayaklarımız geri geri gitse de girdik. Bir şapka meşheri! Binlerce şapka kalabalık teşkil edecek şekilde istiflenmiş. Seçmek zor oluyor. Bilhassa kadın şapkaları daha fazla ve dikkat çekici. Demirel’in meşhur şapkalarından biri de burada imiş. Pek yakıştıramadık, arkadaşlar şapkanın çapını küçük tahmin ettiler.

Ve birden bir fesle karşılaşmayayım mı? Fes ve sarık şapkanın en büyük düşmanları değil mi? Nasıl sızdı buraya bu mürteci fes? Meğer hanım şapkası olarak girmiş fes müzeye…

“Şapka inkılâbı tamam da inkılâbın şapkasına ne oldu?” sorusunun tam zamanı.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
D.Mehmet Doğan Arşivi