D.Mehmet Doğan

D.Mehmet Doğan

Şehri yönetmek!

Şehri yönetmek!

Şehirlerde yaşıyoruz, fakat belediye başkanı seçiyoruz. Bir ara İstanbul ve Ankara için “şehremini” denilmişti, arıdilcilik furyasında şarbay uyduruldu. (Belediye “uray” oluyor, “şar” şehir, “şarbay” ondan türetiliyor). Bu kelimeler uydurulduğu ile kaldı, sonraki yıllarda hiç kullanılmadı.

Bizde belediyeciliğin tarihi çok da eski değil. 19. Yüzyılın ikinci yarısından sonra belediye teşkilatları oluşturulmaya başlanıyor. 1854’te İstanbul’da başlayan bir tarih. Önce yalnız şehremini var, 1868’de teşkilat oluşturuluyor. 1870’lerde de belediye teşkilatları diğer şehirlere yayılıyor. Bu durumda, belediyeciliğimizin tarihi bir buçuk asırlık, desek yanlış olmaz.

Peki Tanzimat’tan önce şehirlerimiz nasıl yönetiliyordu? Daha doğrusu, beledî hizmetler nasıl yerine getiriliyordu? Belediye hizmetleri kadıların sorumluluğu altında idi. “İstanbul efendisi” işte buradan çıkıyor. İstanbul kadısı “İstanbul efendisi”dir! İstanbul ülkenin en büyük, mamur ve medenî şehridir ve onu yöneten kadı da “İstanbul efendisi”dir. İstanbul efendisi medenilikte, şehirlilikte örnek karakterdir!

***

Kadı bir taraftan davalarla uğraşırken bir yandan da belediye hizmetleri ile mi meşgul olurdu? Böyle de anlaşılabilir. Fakat kadı’nın bir belediye teşkilatının başında olduğu sanılmasın. Osmanlı sisteminde belediye hizmetleri vakıfların uhdesindedir. Hayırsever vatandaşlar belediye hizmetler ile ilgili vakıflar tesis eder. Kimi su ile ilgili, kimi yol ve kaldırım, kimi temizlik. Bu tür vakıflara “avarız vakfı” denilir. İşte kadı bu vakıfların işleyip işlemediğine, yöneticilerinin hizmetleri yerine getirip getirmediğine bakar.

Musahipzade Celâl’in İstanbul Efendisi piyesinde bir bölüm adeta bu konuya ayrılmıştır. İstanbul Efendisi yanında görevlilerle çarşıyı teftişe çıkar. Çeşmeler akıyor mu, su mecraları kullanılabilir mi, yollardan gelip geçmekte bir sıkıntı var mı, kaldırımlar ne durumda…

Bu ve benzer konulardaki aksaklıklar üzerine avarız mütevellisini çağırttırır. Mahallenin ihtiyarları da gelmiştir. İhtiyarlar (yani mahallenin seçilmişleri) aksaklıkların nereden kaynaklandığını anlatırlar. Mütevelli ihmalkârdır. İkazlara kulak asmamaktadır. Vakfın parasını borç verip nemasını zimmetine geçirmektedir…

İstanbul Efendisi Savleti bunun üzerine vakfın defterini ihtiyarlara verir, hesabının görülmesini, oybirliği ile doğru tavırlı bir mütevelli seçilmesini, eğer zimmet sözkonusu ise, bir hafta sonra gerekeni yapacağını söyler…

Osmanlı sistemi tam manasıyla gönüllülük üzerine kurulu idi, “gönül belediyeciliği” olsa olsa böyle olur!

Artık bu sistemden çok uzağız. Önce kadıların beldeler üzerindeki yetkileri kaldırıldı, Evkaf Nezareti kuruldu bir süre böyle gitti. Sonra da Fransa örnek alınarak belediye teşkilatı oluşturuldu. İşin içine bürokrasi girdi, gönüllülük bitti. Devlet bütçesinden belediyecilik böylece yaygınlaştırıldı. Halkın vakıflarla gönüllü desteği kısmen de olsa sürdürülebilir miydi?

Şehir yönetimi artık profesyonel bir iş. Belki de doğrusu budur. Fakat denetimsiz yönetim olmaz. Belediye başkanları son yıllarda geniş yetkilere donatıldı, denetim ihmal edildi. Bu yetkilerin yerinde kullanıldığı konusunda tereddütler var ki bazı başkanlar süreleri dolmadan görevlerini bırakmak zorunda kaldılar.

***

Ankara örneği üzerinden konuşursak, denetimsiz yönetimin sonuçları hakkında fikir sahibi olabiliriz. Ankara en azından son üç dönem kötü yönetildi. Şehrin altyapısı ile ilgili bazı meseleler halledildi belki, sosyal belediyecilikte noktasından da mesafe alındı, o kadar. Ankara’da metroya belediye başladı, ilk iki kademe tamamlandı. Kaynaklar çarçur edildiği için, yeni hatlar bitirilemedi ve Ulaştırma Bakanlığı işe el atmak zorunda kaldı. Peki bu arada belediye neler yapıyordu?

Metro yapacağına dünyanın en büyük eğlence merkezini, yani Anka-Park’ı inşa ediyordu! Şehrin meydanlarına robot heykelleri, dinozor heykelleri dikiyordu. Futbol klüpleri kurduruyor/batırıyor, çok sayıda orta ölçekli stadyumlar, sahalar inşa ediyordu. Bu arada kayırma, irtikab söylentileri yaygınlaşıyordu.

Belediyenin hiç el atmadığı bir alan vardı, o da kültür! Geçmiş belediye bir tek kütüphane yapmadı! Halbuki son dönemde birçok belediye semt kütüphaneleri kurarak bu alanda olumlu örnekler ortaya koymuşlardı. Bütün bunlar olurken elbette Türkiye’yi yönetenler bizden daha fazlasını görüyor, fakat müdahil olmuyordu. Mesela Anka-Park rezaleti defalarca gündeme getirildiği halde tık çıkmadı. Şimdi sabık başkanın fantezisinin ürünü olan bu pahalı yatırımın ne olacağı konusu çözüme kavuşturulamıyor.

Bitirilecek mi? Bitirilirse ne olacak? Sonuç itibarıyla bitirmemek öldürücü, bitirmek de! Çünkü böylesine büyük bir eğlence iştetmesini üstlenecek, çekip çevirecek, sürdürecek müteşebbis yok ortada!

Şehir yönetmek hiç bu kadar keyfileşmemişti! Para devletten, vatandaştan, keyif başkandan!

“Gönlümle oturdum da hüzünlendim bu yerde!”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
D.Mehmet Doğan Arşivi