“Alnı secdeli adam nasıl terörist olur?” demeyin

“Alnı secdeli adam nasıl terörist olur?” demeyin

Çünkü dünya siyasetini Beyazsaray gözlüğüyle görenlerle, tankın namlusunun gördüğü yeri fotoğraflayan insanların haberine göre kendisini ayarlayanların iddiasını reddederek yaygınlaşmasını sağlarken kabul etmiş oluyoruz.

Müslüman bunu yapmadığı halde "Alnı secdeli bir adam bunu nasıl yapar?" diye sorarsanız yaptığını kabul etmiş olursunuz ve asıl katilleri gizlemiş olursunuz.

Gazete haberlerine göre Afganistan'da el-Kaide örgütü liderliği yapan el- Libi, Libya hapishanesinde intihar etmiş.

El-Libi, Pakistan'da yakalandıktan sonra Guantanamo'da sorgulanmış, işkence altında iken "Evet, Saddam'la el-Kaide arasında ilişki var" demiş ve buna dayanarak Amerika, Irak'a saldırmış.

El-Libi, daha sonra işkence altında söylettirildiklerini inkar etmiş ama "Kurt kanunu" işlemeye başlamış.

Bildiğiniz hikaye:

Kurt, ırmağın alt tarafında bir kuzu görmüş:

-"Suyumu bulandırıyorsun seni yiyeceğim" demiş.

Kuzu: "Ben alt taraftayım, senin suyunu nasıl bulandırayım? Deyince

-"Geçen sene bulandırmıştın" demiş.

Kuzu: "Geçen sene ben dünyada yoktum"

Kurt: "Fazla uzatma seni yiyeceğim" demiş.

Üyesi olduğumuz NATO'nun genel sekreteri Nisan 1995 yılında "Komünizmin çöküşünden sonra yeni düşman İslâm'dır" der, siyasilerimizden ve basınımızdan tek tepki gelmez.

Sevgili peygamberimize hakaret eden karikatüristi sonuna kadar koruyan Danimarka Başbakanı, NATO Genel sekreterliğine özelliği nedeniyle seçilirken "Red" yerine ileride kabul edilmeyecek istekler sürerek "Kabul" deriz.

Bush, "Haçlı seferleri başlamıştır" der, biz onunla Müttefikliğimize devam ederiz ve İslam aleminde katiller ordusuna direniş gösterecek kuruluşları tasfiye edip, diri ve dik duran insanlara "Biz, ne yaptığımızı biliyoruz, bize güvenin" diyerek yumuşatma, iğdişleştirme işlemine BOP diyoruz.

Siyasilerimiz, kendilerini savunurken, suçluluk psikolojisiyle "Alnı secdeli insanların adam öldürmesini anlayamıyorum" diyerek Amerika ve İsrail'in cinayetlerini de Müslümanların üzerine yüklediğinin farkına varamıyor.

Bazı gazetelerin Irak'ta intihar saldırılarında ölenleri gözlerin önüne koyarak Amerikan askerlerinin öldürdüğü bir buçuk milyonluk cinayeti görünmez hale getiriveriyorlar.

Amerikalı askerler, yerle bir ettiği köylerden sağ kalan aileleri de hapse atıyor.

On beş yaşındaki çocuğun gözleri önünde babasıyla annesine akıl almaz işkenceler yapıyor.

Bazı işkencelerin, Ebu Garip hapishanesinden dünyaya sızdığını gördünüz.

Bu işkencelere anne ile baba dayansa bile seyreden çocuk dayanamıyor.

Çocuk Sünni ise "Şii camisine intihar saldırısı düzenlersen annen, baban ve kardeşlerin serbest kalacak. Bak şu karşı koğuştaki ailenin Şii çocuğu, Sünnilere ait camiyi bombaladı, kendisi de öldü ama ailesini serbest bıraktık. Kendi gözlerinle gördün" dedikten sonra on beş yaşındaki çocuğu ölüme gönderiyor, ölüyor, öldürüyor arkasından dünya basın yayın organları "Bakın Sünnilerle Şiiler birbirini öldürüyorlar" diye haber yapıyorlar, buna dayanarak siyasilerimiz de "Alnı secdeli insanların adam öldürmesini anlayamıyorum" diyebiliyor.

Veya Amerikan şirketlerinde iş bulma şansını yakalayan yirmi yaşlarındaki delikanlı altı aydır çalıştığı işyerinde kurumlar arasında paket getirip götürürken "Şii cami imamına verilmek üzere götürdüğü paketi vermek için camiye girdiğinde dışarıdan düğmeye basan ajan, patlamanın fotograflarını da gazetelere servis yapıyor ve "Üzerinde Sünni kimliği olan bir genç intihar etti ve Şii camiinde otuz kişiyi öldürdü" haberi geçiyor.

Bizim "Güdümlü İslamcılarımız" da "İslam, teröre karşıdır, terörü lanetliyoruz, İslam'la terörü yan yana getiremezsiniz" savunmasına girerken Müslümanların terör eylemini kabul ettiklerinin farkında değiller.

Bundan sonra "İslam teröre karşıdır" diyerek bir kısım Müslümanları terörist gösterme projesinin aleti olmayın.

Mardin'in Mazıdağı ilçesinin Bilge köyündeki olayın arka planı henüz ortaya çıkmadı.

Ben, bu konuda kendisi Kürt olan, Kürt kültürü üzerine doktorasını da tamamlayan bir dostuma sordum "Kürt tarihinde böyle bir töreyi tarih kaydetmiyor" dedi.

Ondan sonra ben haberleri yeniden dikkatle izlemeye başladım.

Kamyona eşyasını yükleyen bir korucu, muhabirlerin "Nereye gideceksiniz?" sorusuna "Eğer kabul ederse İsrail veya Amerika ...." cevabı beni düşündürdü.

İsrail, Yahudi olmayanların göçünü kabul eden bir ülke değil.

Kaçaklar hep Avrupa ve Amerika yollarında çile çekerek ölürler veya varırlar.

Ama hiçbir kaçak sandalı veya gemisi İsrail'e gitmezken bu korucu neden İsrail'e göçten bahsetti.

Göç kamyonunda silah ve mermi bulunduğu için tutuklanan bu korucuya "Neden İsrail?" diye bir soru sorulur zannederim.

İslama göre dini, dili, ırkı ne olursa olsun kişilerde "Beraeti zimmet asıldır" yani aksine bir delil olmadıkça her insanın suçsuzluğu esastır.

Batılı askerlerin tankları üzerinden namlunun gösterdiği yerlerin fotoğraflarını çekip servis yapan ajansların haberleriyle Müslümanları veya başkalarını töhmet altında bırakmayacağız.

Müslümanın hatasının amelde olduğunu, Kafirin hatasının temelde olduğunu çok iyi bileceğiz.

Bizi parçalayıp yutmak için uydurdukları Şeriatçı, Tarikatçı, Radikal, Ilımlı, Hoşgörücü, Müteassıp, Barışçı, Siyasal İslamcı, Aşırı dinci..... gibi isimlere takılıp birbirimizle kavga ederek terörist devletlerin ekmeğine yağ sürmeyeceğiz.

Efendimiz buyurmuş; "Müslüman Müslüman'ın kardeşidir. Onu yardımsız bırakmaz, kafire teslim etmez" buyurmuş.

Buhari Sahihinde Mezalimde 2442 nolu hadisinde, Müslim Sahihinde K.Birr de 2580 nolu hadisinde ve diğer Sünenlerde de rivayet edilen bu sahih hadisin Tarih-i Yakubi'deki rivayetinde ise "Mümin, kardeşini üzmez, aleyhinde konuşarak gıybetini yapmaz, hased etmez, aşırı gitmez. Şeytan, ordularına "Müslümanlar arasına düşmanlık ve hasedi atın. Çünkü bunlar Allah katında şirke denktir der" rivayeti vardır. (Tarih-i Yakubi 1/143)

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi