R. Özdenören

R. Özdenören

Türban dolayımında kavram tartışması

Türban dolayımında kavram tartışması

Yargıtay emekli başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun bir gazeteye intikal eden beyanı şöyle: “Siyasî iktidarın bugünkü laiklik anlayışı devletin dinler karşısında tarafsız oluşu ve din vicdan özgürlüğünden ibarettir. Halbuki laiklik bu değildir. Eğer siz dince kutsal sayılan şeyleri ve dinin kendisini siyasî ve kişisel çıkar sağlamak için istismar eder, kötüye kullanırsanız laikliğe aykırı hareket edersiniz. Laikliğin aslında tanımı budur. Devamlı işlenecek ve oy getirecek konu olduğu sürece, bu türban sorunu devam edecektir.” (Hürriyet, 10 Mart 2008, s. 18).

Bu beyanın mefhumu muhalifinden müşarünileyhin getirdiği laiklik tanımının ne olduğu anlaşılmaktadır. “Dince kutsal sayılan şeyleri ve dinin kendisini siyasî ve kişisel çıkar sağlamak için istismar etmemek, kötüye kullanmamak” ona göre laikliğin tanımı oluyor.

İmdi, laikliğin tanımı acaba gerçekten bu mudur? Laiklik “Dince kutsal sayılan şeyleri ve dinin kendisini siyasî ve kişisel çıkar sağlamak için istismar etmemek, kötüye kullanmamak” mıdır?

Ve eğer laikliği müşarünileyhin ifade ettiği biçimde anlamış olsak anlaşmazlığın, yanlış anlamanın, istismarın önüne geçebilir miyiz? Başörtüsüne müsaade etmek mi acaba “dince kutsal sayılan şeyleri ve dinin kendisini istismar etme” çerçevesinde değerlendirilmeli, yoksa onu yasaklamak mı? Kaldı ki, kimileri başörtüsünün dinde yeri bulunmadığını iddia ediyor. Bu durumda, dinde yeri olduğu varsayımı mı esas kabul edilecek, yoksa başörtüsünün dinde yeri bulunmadığı tezini mi esas alacağız? Bu varsayımlardan herhangi birini esas kabul ederek konuya yaklaştığımızda da benzer açmazlarla karşılaşmak mukadder olacaktır.

Adı geçen gazetenin aynı sayfasında (s.18) eski cumhurbaşkanı Demirel, türbanın İslâm'ın şartı olmadığını ileri sürüyor, aynı yerde prof. Z. Beyaz ise türbanın İncil'de var olduğunu ileri sürüyor. Gazetenin karşı sayfasında (s. 19) ise Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu “insanların Kuran'dan ne anladığı kendilerine aittir” diyerek işi tümüyle muğlak bir ortama havale ediyor. Ancak onun daha önceki beyanını hatırlıyoruz, orada konunun Kuran'da yer aldığına ilişkin bir kanı dermeyan ediyordu.

Demek ki, başörtüsünün Kuran'da yer alıp almadığı tartışması buradaki meselenin özüyle ilgili değil. Mesele farklı bir alanı ilgilendiriyor. Ve dikkatimizi o nokta üzerinde yoğunlaştırmamız gerekiyor. Mesele, bu ülkede laikliğin ele alınış biçimiyle veya onun tanımlanmasıyla ilgili…

Laiklik tanımı Kanadoğlu'nun ileri sürdüğü şekliyle kabul edilse bile tartışmanın noktalanmayacağını düşünüyoruz. Bunun nedeni de, onun belirttiği gibi, konunun münhasıran oy getirme meselesinden ibaret olmadığı, bilakis onu aşan bir yanının bulunduğu hususudur.

Müşarünileyhin dediğini bir ân için doğru kabul etsek bile konuya çözüm getirmek imkân dışıdır ve bunun nedeni emekli savcının tahmininden daha derinde yatmaktadır. O da, aslında, halihazırda Türk siyasasında kullanılan öteki çoğu kavram gibi, laikliğin de ideolojik düzlemde yer almış olmasıyla ilgilidir. Bu ülkede kavramların tümü tepeden inmedir. Laiklik, ister emekli savcının dediği gibi tanımlansın, ister onun siyasal iktidara izafe ettiği tanım biçiminde dışlaşmış olsun, bu yaklaşımlar laiklik gerçeği ile örtüşmez.

Laiklik, temelde, en dibinde, kilise otoritesi ile devlet otoritesinin iktidar ayrışmasını ifade eder. Ve de, laiklik ancak ve ancak kiliseli toplumlar için geçerli bir kurumdur. Laikliğin din ve vicdan özgürlüğü ile de bağlantısı yoktur. Biri ötekiyle kaçınılmaz biçimde bağlantılı değildir. Birinin yürürlükte olduğu bir siyasal düzenlemede diğerinin var olması şartı aranmaz. Laikliğin yürürlükte olduğu bir yerde din ve vicdan özgürlüğü bulunmayabilir veya tersine din ve vicdan özgürlüğüne riayet edilen bir yerde laiklik olmayabilir. Bu iki kavram birbirinden müstakil temellere sahiptir.

Ancak kilisesi olmayan toplumlarda laikliğin olmayacağı kesindir. Böyle bir şey doğası gereği imkân dışıdır. Bu ülkeye laiklik tepeden inme geldiği için, laiklik tanımlanmaya (veya daha doğrusu açıklanmaya) çalışılırken, kilise yerine din ikame edilmiş ve laiklik din ile devletin ayrışması biçiminde öngörülmüştür. Laikliğin asal sahibi olan kiliseli toplumlarda, insanların kendi dinleri ile nizası söz konusu değildir. Yasaların referans noktası Hıristiyanlıktır. Oysa bu ülkede ayrışma din ile devlet arasında öngörülünce, insanlar kendi dinleri ile nizalı hale düşürülmüştür.

Son söz: başörtüsü konusundaki ihtilafın temelinde onun dince öngörülmüş olup olmadığı tartışması değil, fakat laikliğin bu ülkedeki anlaşılmasının muğlak bırakılmış olması gerçeği yatmaktadır. Bu yüzden de bazıları, başörtüsü gelirse laiklik elden gider paranoyasına kapılmaktadır. Laiklikle başörtüsü arasında değil yakından ve doğrudan ilgi bulunması, ikisi arasında teğet geçen bir temas noktası bile mevcut değildir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
R. Özdenören Arşivi