Resul Tosun

Resul Tosun

Ya ayva olsaydı!

Ya ayva olsaydı!

Geçen hafta bugün Dolmabahçe'de protesto eylemi yapan öğrenci gurubuna polisin müdahalesi sert olmuştu.

Moda deyimle orantısız güç kullanmıştı polis.

Kimse tasvip etmedi bu müdahaleyi.

Belki müdahaleyi yapan polisler bile ekranlara yansıyan o manzaradan rahatsız oldular.

Evvelki gün Ankara Üniversitesi'nde yaşanan yumurtalı protestodaki öğrencilerin tavrı da Dolmabahçe'deki polislerin tavrından çok farklı değildi.

Müdahale eden polislerle öğrenciler arasında fazlaca bir yaş farkı yok. Polislerin önemli bir kısmı da yüksek okul mezun. Yani polisin eğitim düzeyi açısından da öğrencilerden pek farkı yok.

Yani kimse kimseyi ayıplamasın. Polisimizin öğrencimizden, öğrencimizin polisimizden pek farkı yok. Her ikisi de aynı toplumun çocukları.

Polis emir kulu olduğu için belki daha da masum. Masumiyet sınırını aştığı nokta ise yere yatırdığı protestocuyu tekmelemesidir. Etkisiz hale gelmiş birine tekme atmak sınırı aşmaktır. Sinirlerine hâkim olmamaktır. Yanlıştır.

Öğrencilerin protestosuna gelince. Protesto, demokrasilerin sağladığı özgürlüklerin başında gelir. Şiddete tevessül etmemek şartıyla tabiî ki.

Protestonun/sivil itaatsizliğin kimseye zarar vermeden çok çeşitli yöntemlerini çağdaş dünyada ve zaman zaman ülkemizde de görebiliyoruz.

Protestocuların kendilerini bir yerlere kelepçelemeleri, soyunmaları, dikkat çekici kılıklara girmeleri, garip garip mailler atmaları, tiyatro oynar gibi canlandırmalar yapmaları vesaire.

Bu tür protestolara kimsenin bir şey dediği de yok, diyemez de.

Nitekim son hafta kendilerini liberal olarak tanımlayan gençler benzer bir eyleme imza attılar. Postaneye gittiler ve İstanbul Emniyet Müdürü'ne biber gazı gönderdiler. Polisin biber gazı kullanımına tepki gösterdiler. Bence mükemmel bir mesaj verdiler. Yumurta atan gençlerin eyleminden daha etkili bir protestoydu.

Emniyet müdürüne biber gazı postalayarak dikkatleri üzerine çeken bu gençler kendileri solcu olmadıkları halde şiddete maruz kalan solcu gençlerin mağduriyetini gündeme taşımak ve polisi itidale davet etmek için bu eylemi yaptılar.

Kendilerini liberal olarak tanımlayan bu gençlerin biber gazı postalamaları da protestoydu, Burhan Kuzu hocaya yumurta atan ve konuşturmak istemeyenlerin tavrı da.

Biri şiddete başvurmadan kimseye zarar vermeden üstelik de olumlu yönde fevkalade etkili bir mesaj verirken, ötekiler konuşma yapmak üzere gelmiş üstelik profesör unvanı bulunan bir siyasetçiyi konuşturmamak için eylem yapıyor, hızını alamıyor bizzat şahsı hedef alan yumurta saldırısına başvuruyor. Amaç şahsı orada konuşturmamak. Yani, o şahsın ifade özgürlüğünü engellemek.

Kürsüye atılan birkaç yumurtayı anlarım ama kürsüdeki insanı konuşturmamak için şahsın bedenine ve elbisesine zarar verecek yoğunlukta yumurta yağmuruna tutmayı ve yumurta bitince hatibi konuşturmamak üzere eylem yapmayı ifade özgürlüğüne saygısızlık olarak görürüm. Hele de bu eylem özgürlük alanı olan üniversitede üniversite öğrencileri tarafından yapılıyorsa kimse kusura bakmasın bu eylem masum bir eylem değildir. Sınırı aşmıştır.

Hele bunu yapanlar solcu olduklarını iddia ediyorlarsa buna üzülür müyüm güler miyim bilmiyorum amma kesinlikle yadırgarım. Çünkü muhatabı dinlemeden, ne söyleyeceğini bilmeden peşin hükümle susturmaya çalışmak bence solculuk falan değil düpedüz faşistliktir.

Dinle, tartış, kendi tezini söyle, tenkid et, bağır, çağır, pankart çıkar, alkış tut, ama muhatabını susturma.

Muhatabın ifade özgürlüğünü engelleme mantığının bence, 12 Eylül darbecilerinin mantığından hiçbir farkı yoktur.

Ben, öğrencilerin tamamen masum düşüncelerle eylem yaptıklarını esas alarak böyle değerlendiriyorum. İfade edildiği gibi birilerinin senaryosuna figüranlık yapıyorlarsa o takdirde elbette ki durum çok daha vahimdir.

Yumurta olayı bana bir fıkrayı hatırlattı.

Nasreddin hoca Timur'u ziyaret giderken hediye olarak önce ayva götürmeyi düşünmüş sonra vazgeçmiş bir sepet incir götürmüş. Timur hediyeyi beğenmemiş incirleri hocaya fırlatmaya başlamış. Suratına göğsüne, ayağına, hoca incire bulanmış. Garip olan hoca üzüleceği yerde her incir isabet ettikçe, "Elhamdülillah çok şükür yarabbi!" dermiş.

Timur'un huzurundan çıkınca sormuşlar, "Hoca ne hal, adam seni dövüyor sen şükrediyorsun?". "Sormayın" demiş hoca ve devam etmiş, "Ben sabah ayva getirmeyi düşünüyordum, sonra vazgeçtim incir getirdim, ya ayva getirseydim halim nice olurdu?!"

Burhan Kuzu hoca en stresli zamanlarda bile espri yapmasını bilen kalender bir insandır. Nitekim hoca o hengâmede bile çift sarılı yumurtayı görüp acıdığını da söyledi.

Burhan hocanın aklına bu fıkra gelmemiştir gelseydi eminim anlatırdı.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Resul Tosun Arşivi