“İslami kesim” toplumun hangi kesimidir?

“İslami kesim” toplumun hangi kesimidir?

Yaşadığımız sorunların önemli bir kısmının toplum kesimlerinin birbirini anlayamamalarından kaynaklandığını söylemek asla abartı değildir. Her ne kadar milletin tanımında “ortak geçmiş” ve “ortak gelecek” tasavvurunun yanı sıra “ortak kültür” ve “ortak dil” vurgusuna önemle dikkat çekilse de konuşulan dil ve kullanılan kavramlar sistemi aynı kaynaktan beslenmiyorsa farklı anlam çerçevelerinin yol açtığı bir algılama karmaşasının olması asla tesadüf olmayacaktır.

Evet hepimiz aynı ülkede yaşıyoruz, aynı toplumun üyeleriyiz, aynı sorunlarla yüz yüze bulunuyoruz, aynı anayasa ve yasalarla toplumsal ilişkilerimiz düzenleniyor, ortak kurumlarımız ve yapılarımız var; ancak yine de anlaşmakta ve birbirimizi anlamakta bir dizi sorun yaşıyoruz. İlk bakışta böyle bir sorunu yaşamamamız gerektiğini düşünebiliriz. Ne var ki düşünce dünyasından gerçeklik alanına yöneldiğimizde çeşitli sorunlarla karşı karşıya olduğumuz gerçeğiyle tanışıyoruz.

Toplum kesimlerinin sanıldığının aksine birbirini anlamadığını, ortak bir dil ve kavram sistemine sahip olmadığını, aynı sözcükleri kullansa bile bu sözcüklere yükledikleri anlamların farklı olduğunu gözlemlemek hiç de zor değildir. Konuştuğumuz dil ve kullandığımız kavram sistemi aynı olsa bile bu kavramlara ve sözcüklere yüklediğimiz anlamlar farklı olmakta, muhataplarımız bizden farklı anlamlar çıkarmaktadırlar.

Mesela İslam sözcüğünden bütün toplum kesimleri aynı şeyi anladığından emin olabilir miyiz? Ben İslam dediğimde başka şey anlatıyorum, muhatabım İslam sözcüğünü duyduğunda farklı bir şey anlıyorsa ortak bir dil kullansak bile birbirimizi anlamak mümkün olabilir mi? Son çeyrek yüzyılın temel tartışma konusunu oluşturan şu türban/başörtüsü konusunda ortak anlam çerçevesine sahip bir dile, kavram sistemine sahip olmadığımız bütün boyutlarıyla ortada. Bırakın kavramların anlam çerçevesi üzerinde uzlaşmayı, başa örtülen nesneye türban mı, yoksa başörtüsü mü diyeceğimiz konusunda bile anlaşabilmiş değiliz.

Güncel tartışma konularında dikkatimizi çeken bazı kavramlaştırmaların nasıl gelişigüzel kullanıldıklarının bir sürü örneği var. Belli toplum kesimlerinin “öteki”leri ifade etmek için nasıl yanıltıcı bir fululaştırıcı bir yönteme başvurduklarını görmek bu sorunun yeni bir görüntüsü olarak öne çıkıyor.

Mesela son zamanlarda güncel tartışma ve yazılarda “İslami kesim” diye kullanılan bir kavramla karşı karşıyayız. Bir röportajı takdim yazısı “İslami kesimin ılımlı aydını…” diye başlıyor ve şu cümlelerle devam ediyor: “… son günlerde İslami çevrelerde arka arkaya yaşanan olayları yorumlamasını istedik; (…) Türkiye Müslümanları gerçekten değişti mi? Müslümanlar modernizmle İslamiyet arasında kaldığı için mi lastik patlıyor?...”

Bir paragraf içerisinde kullanılan ve birbiriyle ilgili olduğu anlaşılan “İslami kesim”, “İslami çevreler” ve “Müslümanlar” kavramlarının anlam çerçevelerinin nasıl bir karmaşa sunduğu ortada. Bu kavramları kullanan kişi kullandığı üç ayrı kavramla hangi toplum kesimini veya kesimlerini anlatmak istemektedir? Eğer belirli bir kesimi anlatıyorsa neden birbirinden farklı üç ayrı kavramı kullanma ihtiyacını duyuyor; hayır birbirinden farklı toplum kesimlerini anlatıyorsa bu farklı kavramların ifade ettiği toplum kesimleri hangileridir?

Bu kavramları kullanan kişinin bir şey anlatmak istediği gayet açık; ancak bu cümlelere muhatap olan bizler onun anlatmak istediğini anlıyor muyuz acaba? İşte sorun burada. Eğer onun anlatmak istediğini anlıyorsak ortada bir sorun yok, fakat biz farklı bir şeyi anlıyorsak o zaman ciddi bir anlama sorunu başlıyor demektir. “İslami kesimin ılımlı aydını...” olarak sunulan kişi, verdiği cevaplarda kendisini sade bir Müslüman olarak tanımlamakta ve bunun dışında bir sıfat aramaktadır. “Müslümanlar” kavramı Türk toplumu için anlam çerçevesi gayet açık ve net bir kavram olup bunun neyi ifade ettiğiyle ilgili bir sorun yoktur. Ancak “İslami kesim” dendiğinde anlam fululaşmakta, anlatmak istenen belirsizleşmekte ve sosyolojik olarak bir şeyi ifade etmeyen bir durumla karşı karşıya gelmekteyiz. Sonunda da muhatapların birbirini anlamamaları, anlamsız bir tartışma yürütmeleri söz konusu olmaktadır. Anlaşabilmek için öncelikle ortak anlam çerçevesine sahip bir kavram sistemine sahip olmamız gerekiyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi