Sabır ve hamiyet

Sabır ve hamiyet

Dünya bir imtihan meydanı ve hayat, birbiri peşi sıra gelen, hattâ bazan iç içe geçen bir imtihanlar süreci. İnişleri ve çıkışlarıyla. Varlık da bir imtihan, yokluk da; darlık da, bolluk da; kolaylık da, zorluk da...
Bütün bu imtihanlarda sınanan şey, imanımız. Bilhassa Allah’a, ahirete, kadere imanımız.
Şubat sonundaki İzmir programımız çerçevesinde Ödemiş’e gittiğimizde, ilçenin çok yakınındaki tarihî Birgi beldesine uğramış ve Aydınoğlu Mehmet Bey Camiinde namaz kılmıştık.
Namazdan sonra hoca, 14. asrın başlarında inşa edilen caminin, nakışlarıyla dünyada benzeri bulunmayan minberi, kapısı, pencere kapakları ve hat yazıları hakkında bilgi verirken, yazılardan birinin “İman iki şubedir: biri şükür, biri sabır” mealindeki hadis olduğunu anlattı.
Kaynaklara baktığımızda Hz. Enes’ten (r.a.) rivayet edilen bu çok anlamlı ve orijinal hadisin, Beyhakî, Şuabü’l-İman, 123/7 ve Feyzu’l-Kadîr, 188/3’de mealen şöyle yer aldığını görüyoruz:
“İman iki kısımdan müteşekkil bir bütündür; bir yarısını sabır, diğer yarısını şükür oluşturur.”
Aslında bu hadis pek çok şeyi özetliyor.
Mazhar kılındığımız sayısız nimetlere şükredip, çile, sıkıntı, zorluk ve engelleri sabırla aşabildiğimiz ölçüde imanımız güçlenir ve ubudiyet imtihanlarını alnımızın akıyla başarabiliriz.
Burada müthiş bir denge söz konusu.
Hep nimetler içinde yüzmenin getirebileceği gaflet tuzaklarına düşmemek için, sabır gerektiren sıkıntılara maruz bırakılıyoruz ve sabrımızın iyice zorlandığı noktalarda da, şükrün açtığı pencereyle nimetleri hatırlayarak ferahlıyoruz.
Zorlukların kolaylıkları, nimetlerin mahrumiyetleri unutturmayacağı bir sabır-şükür dengesi.
Bu bahsin çok derin incelikleri, nüansları, boyutları var ve bunlar gerek geçmişteki İslâm büyüklerinin eserlerinde, gerekse Ahirzaman Müceddidinin külliyatında detaylarıyla açıklanıyor.
Bu boyutlardan biri de, Üstadın zorluk ve engelleri aşma konusunda sabırla irtibatlı çok önemli bir iç dinamik oluşturan hamiyet hissine dikkat çektiği şu ifadelerinde karşımıza çıkıyor:
“Hamiyet, şiddet-i mevanie (engellerin şiddetine) karşı şiddetle metanet etmektir. (...) Çabuk ye’se (ümitsizliğe) inkılâp eden hamiyet, hamiyet değildir.” (ESDE, Münâzarât, s. 214)
Hamiyet ve gayretin gereği, sıkıntı, engel ve zorluklar ne kadar şiddetlenirse, o derece kuvvetlenen bir sabır, irade ve kararlılıkla mukavemet edip üzerlerine giderek onları aşmak.
Yani, pes edip boyun eğmek ve teslim bayrağı çekmek yok. Çünkü çabuk ümitsizliğe ve yılgınlığa dönüşen bir hamiyet, hamiyet olamaz.
Ali Ulvi Kurucu’nun Üstadı anlatırken kullandığı “Rabbim, o ne muazzam iman, o ne bitmez ve tükenmez sabır, o ne çelikten irade! Hayal ve hatıralara ürpermeler veren bunca tazyik, tehdit, tazip ve işkencelere rağmen, o ne eğilmez baş, ne boğulmaz ses ve nasıl kısılmaz nefestir!” ifadeleri (Tarihçe-i Hayat, s. 20), hamiyetin çok muhteşem bir örneğini tasvir ediyor.
Zübeyir Gündüzalp’in, Üstadın yolunda yürüyen Nur talebeleri için yazdığı şu sözler de:
“Risale-i Nur’la tenevvür edenler (nurlananlar), hak ve hakikat hizmetinde yorulmazlar. Manevî mücadelelerinde sendelemezler. Sarsılmayarak, sabır ve tahammül ederek mücadele ederler. Fütura (yılgınlık ve bezginliğe) düşmeden, azim ve sebatla cihad-ı diniye meydanlarında cevelân ederler. Evet, mücadele yolu çetindir. Fakat Risale-i Nur talebeleri iman kuvvetine sahip olduğu için, iman gücü, onları bütün zorluklara göğüs gerecek ve aşacak hale getirmiştir.
“Risale-i Nur Talebeleri taarruza maruz kaldıkları vakit yılmazlar, yıldırırlar; çökmezler, çökertirler ve Risale-i Nur’un neşir hizmetini nesilden nesile devrederler. Birinin yetişemediği yerde, diğeri hizmeti tamamlar. İnşaallah kıyamete kadar da bu hizmet devam edecektir.”
Bu mânâları hazmedip yaşayabilmek duasıyla.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi