Feyzullah Birışık

Feyzullah Birışık

Farzet Cenaze Namazın Kılınıyor!

Farzet Cenaze Namazın Kılınıyor!

Not: Bu yazıyı okumadan önce geçen hafta yazdığım ‘ Farz et ki öldün’ başlıklı yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Konu bütünlüğü açısından daha fayda vereceğini düşünüyorum…

Geçen hafta ölüm meleğiyle tanışmış morga ve ğasilhaneye uğratmış, kılınacak cenaze namazı için cami avlusunda musalla taşına sizi almıştık… Bugün ise cenaze namazı ve kabristan yolculuğunu bir film şeridi gibi gözlerinizin önüne getirmeye çalışacağım inşaallah… Bu yazı dizimizle içimizdeki dünya sevgisini minimuma çekmeyi hedefliyorum… Başarı Rabbimdendir kuşkusuz.Hadi bismillah diyelim ve filmimizin ikinci perdesini aralayalım.

Birinci dereceden akrabalarınızın dükkân vitrininin camına yapıştırılmış olan kefen renkli bir A4 kâğıdındaki ‘ Cenaze dolayısıyla kapalıyız’ yazısını okuyan bir kişinin aklına, varsa yaşlı dedeniz ya da ömrünün son demlerini yaşayan büyükleriniz gelir. Oysaki o kâğıt senin adına yapıştırılmıştır o cama…
ölüm haberini işiten ve A4 kâğıdındaki yazıyı okuyan herkese bir anlık ölüm meleğinin etrafında dolaştığı hissini verirsin… ölüm meleği, sanki onun kulağına; Bir gün seninde adını yazdıracağım bu kâğıda’ diye fısıldar…
ölüm meleğinin; ölümcül hastalığa yakalananların, savaş bölgelerinde yaşayanların ve savaşanların etraflarında cirit attığını düşünenlere çok güzel dersler verir senin ölümün… ölüme her yerin ve her yaşın aynı uzaklıkta olduğunu adı gibi öğretir… Vakti dolanların yaşı, cinsiyeti, toplumdaki değeri ya da zenginliği hiç hesaba katılmaz. ölüm meleğini gören her göz sıranın kendisine geldiğini yakıni bir şekilde anlar…

Cenazenin kılınacağı cami, yakınlarını bir mıknatıs gibi çeker… Aylardır, belki de yıllardır görüşemeyen kişiler ayaküstü muhabbete başlarlar… Tüm konuşmalarda sen varsın… İsminin başına ‘Rahmetli’ kelimesini koymalarına engel olmak ne mümkün… Eğer imanı ve ameli temiz biriysen faziletin konuşulacak o kalabalıkta… Yeni yeni şahitler edinmen adına mükemmel bir kazanç. Bunun için içten bir elhamdulillah diyebilirsin…
Sen musalla taşında kalabalığın saf tutmasını beklerken eline mikrofonu alan imam kısa ama günün önemine binaen etkili bir konuşma yapar…1 Cemaate katılanların hepsi nefis muhasebesine başlamıştır artık… Hayatlarını kare kare gözden geçirirler… Arızalar anında tespit edilir… Kimi; ertelediği vakit namazlarını en azından cuma namazına çeker, kimi; cumalarla yetinirken vakit namazını kaçırmama sözü verir… Bir başkası da işlediği haramları gözlerinin önüne getirip o haramdan vaz geçme sözü verir Allah’a…
ölümün sessiz bir davetçi olmuştur artık… Cenazene katılanların amel defterini okur gibi nasihat eder durursun…
Bir ressamın yapmış olduğu tablolar öldükten sonra değer kazandığı gibi diriyken anlattığınız nasihatler ancak siz ölünce kıymete biner…
Tabutunuzdan çıkıp; Ben diriyken bu sözü neden vermediniz? Dilleriniz yalan söylüyor! En fazla üç gün sürer bu samimi kararlarınız!’ Demek isterdiniz, biliyorum…
İnsanın aklına ister istemez Kur’anda, gemi ile yolculuk yapanların kıssası geliyor… Hemen kıssamızı okuyalım;
‘Sizi karada ve denizde gezdiren O'dur. Hatta siz gemilerde bulunduğunuz, o gemiler de içindekileri tatlı bir rüzgârla alıp götürdükleri ve (yolcular) bu yüzden neşelendikleri zaman, o gemiye şiddetli bir fırtına gelip çatar, her yerden onlara dalgalar hücum eder ve onlar çepeçevre kuşatıldıklarını anlarlar da dini yalnız Allah'a halis kılarak: "Andolsun eğer bizi bundan kurtarırsan mutlaka şükredenlerden olacağız" diye Allah'a yalvarırlar.
Fakat Allah onları kurtarınca bir de bakarsın ki onlar, yine haksız yere taşkınlık ediyorlar.’
‘İnsanların başına bir sıkıntı gelince, Rablerine yönelerek O'na yalvarırlar. Sonra Allah, katından onlara bir rahmet (nimet ve bolluk) tattırınca, bakarsınız ki onlardan bir gurup yine Rablerine ortak koşuyorlar.’2
Cenazene katılanların hepsi kendilerini senin yerine koyarak tıpkı gemidekiler gibi bazı tarihi kararlar alırlar. Geminin karaya çıkmasıyla cenazenin dağılması ne kadar da benzerlik gösterir! ölüm korkusunu gemide bırakan herkes eski küfrüne devam ederken cenazenden ayrılanların birçoğunun aldığı kararlar her geçen dakika değer kaybeder… Sadece kendilerini kandırmışlardır oysaki…

Ve tekbir alınır…
ölümüne dayanabilen yakın akrabaların 1.saftaki yerlerini almış sana ıslak ıslak bakarlar… Bir türlü kabullenmek istemezler genç bedeninin tabut içinde olmasını… Bir gerçek var ki, sen ölmüşsün ve cansız bedenine bakışlar ve ağlamalar can veremeyecek…
Yaşayan her insanın gölgesi kabre düşer… Her geçen gün bu gölge kısalır, kısalır, kısalır… O kadar kalabalık arasında sadece senin gölgen sıfıra kadar gelmiş…Artık iki ayağın birden çukurdadır…
Bu satırları yazarken iki metrelik çukuruma ne kadar mesafem var bilemiyorum… Bir saat… Bir gün… Kırk yıl…? Bilemiyorum… Kimimizin kırk, elli, hatta yüz yıllık bir mesafesi olabileceği gibi kimimizin mesafesi son saatlerini yaşıyor olabilir… Mesafenin bilinememesi ne büyük bir nimet...
Belki de senden önce defin olacak insanlar çıkar o kalabalıktan… Kim bilir!
Bu satırları yazarken babamın bekârken yaşamış olduğu insanı hayretlere düşüren bir anısı geldi aklıma… Müsaadenizle anlatayım;
Babam imamlık görevini yaparken arkadaşları Malatya’nın bir ilçesinde öğretmen bir bayanla babamın evlenmesi için görüşmesini söylemişler… Hangi sebepten bilmiyorum babam kabul etmemiş… Aradan kısa bir zaman geçmiş ve babam o ilçedeki arkadaşlarına uğramış… Namaz vakti gelince camiye namaz kılmaya gitmişler… O gün imam gelmemiş ve cami avlusunda bir cenaze; namazının kılınmasını bekliyor… Babamın imam olduğunu öğrenen müezzin babamın cenaze namazını kıldırmasını istemiş. Babam da tabutun arkasına geçip namazı kıldırdıktan sonra merak etmiş ve tabutun içindekini sormuş… Sonu klasik bir Türk filmi gibi olan cevap babamı hayretlere boğmuş… Evet… Tahmin ettiğiniz gibi babam evlenmek istemediği öğretmenin cenaze namazını kıldırmış… Kimin aklına gelirdi ki!
Biz kaldığımız yerden devam edelim;
Düşünüyorum da ölüm meleği o kalabalığa tek tek isim vererek ne kadar ömürleri kaldığını Allah’tan öğrenip bildirmiş olsa, acaba iki dakika beklerler miydi cami avlusunda? Yemin ederim iki dakika beklemez seni musalla taşında üç-beş kişiyle yalnız bırakırlardı…
Sen beyaz bir beze dürüm yapılmış yavaş yavaş kokmaya başlarken eşilen iki metrelik çukurun seni kucaklamak ve yer altı sakinlerine komşu yapmak için bekler… Filmin ikinci perdesinin bitimine az kalmıştır…
İmamın selamından sonra sana vefa örneği sergilemek isteyen yakınların seni omuzlarında taşır… Tabutunu birinci derecede yakınların kaldırmak isteseler de genelde tanımadığın ya da ikinci, üçüncü dereceden yakınların kıldırır… İsterler ki melekler de elleri üzerinde seni rabbine götürsün…
Cami çıkışına gelinmiştir artık… İşte o zaman anlaşılır ki ayrılık vakti gelmiş… Her nefis ölümü tadıcıdır ayeti herkes tarafından canlı canlı okunur ama çabuk unutulur maalesef…
Eller üstünde son kez motorlu bir taşıta bindirilip insan ekili bahçeye yola koyulurken dünya hayatının umduğumuzdan daha kısa olduğunu mesajlarsın…
Yazı dizimizin ikinci sahnesi burada son buluyor. Haftaya bugün’ kabristan atmosferi ve defin sahnesi’ni yazacağım inşallah…
‘ çukuruma bir haftalık mesafe kalmışsa tabii’
Müslüman bir kimlikle Rabbimize kavuşmamız duasıyla Allah’a emanet olunuz…


Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Feyzullah Birışık Arşivi