Asım Yenihaber

Asım Yenihaber

Zâlim oldular, mazlum rolü yaptılar!

Zâlim oldular, mazlum rolü yaptılar!

Ramazan’ın havası değişti...
Ramazan’da ağır hava: Bu olur şey değil. Rahmet ayında kuraklık! Katılık, şiddet. Suriye’de Baas’ın rolünü Türkiye’de PKK ve uzantıları üstlenince böyle oldu.
Son aylarda sentetik “Kürt meselesi” silahlı veya silahsız terör denilebilecek bir mecraya girmişti.
Esasen bu Kürt meselesi değil, Kürtler üzerinden rant devşirenlerin meselesi, PKK’nın, KCK’nin, BDP’nin vs. meselesi.
Evet, Kürtler mazlumdu. Bir zamanlar!
Cumhuriyetin ilk devresinde Kürtlere zulmedildi.
Sadece Kürtlere mi?
Türkler de zulümden masun kalmadı. Her şey “Türk” adı ile yapıldı, ama Türkler alfabelerini, (neredeyse) dillerini, mekteplerini, medreselerini kaybettiler...
Türkçe ezan en çok Türklere zulümdü!
Evet 1930’lu yıllar... Rahmetli Ali Ulvi Kurucu anlatıyor: “Dedemin, birlikte bulunduğumuz son beş yıl içinde, evde on defa akşam yemeği yediğini bilmiyorum. Akşam yemeği için koskoca bir tencereye et suyuna tirit yaptırırdı. Koca tencereye ağzına kadar ekmek doğranırdı. Çoğu zaman bu tencereyi onun camiine ben götürürdüm.”
Torun: Ali Ulvi; “Dede” kim? Hacı Veyis Efendi. Şimdi Konya’da adına cami yapılan halkın evliyadan saydığı bir hocaefendi.
Devlet Kürt ailelerini ülkenin muhtelif yerlerine sürmüş. Bu arada Konya’ya da.
Ali Ulvi Kurucu’ya kulak verelim: “Hükümet bunları sürmüş, getirmiş buraya atmış. Onlara sahip çıkmak Müslüman halka düşmüştü. Dedemin mütevellisi olduğu Cevizaltı medresesinde terk edilmiş 22 oda vardı. Dedem bu göçmenleri oralara yerleştirdi. Ayrıca caminin bulunduğu Dolav mahallesinde, yeri müsaid olanların evlerine de birer aile verdi. Birkaç da boş ev buldu...”
Kürtler o zaman mazlumdu, son yıllarda roller değişti. Zalimlikte kimsenin eline su dökemeyeceği “Kürtler” türedi.
Bir kısmı dağda, bağda, yaylada. Bir kısmı şehirlerde. Bin yıllık kardeşliği, birliği, beraberliği yok etmek için ne lâzımsa yapıyorlar. Konuşmaya, görüşmeye, uzlaşmaya yanaşmıyorlar.
Milletin sabrının bu kadar sınandığını hatırlamıyorum.
Sivil görünümlü teröristler, seçimlere giriyor, şöyle veya böyle seçiliyor, iş Meclis’e gelip ülke yönetimine katılmaya gelince, “demokratik özerklik” ilan ediyorlar!
Demokratik özerkliğin mânası şu: “Kürtlerin haracını ben yiyeceğim. Bununla doymam, Ankara’dan da payımı gönderin!”
Bu ne zaman oldu? Silvan’da onun üzerinde asker katledildiği gün!
Silahların adına konuşmak, kanın adına konuşmak. İnsana yakışmaz. Müslümana hiç yakışmaz. Tabii insanlık iddian, Müslümanlık dâvan varsa!
Mazlum her zaman zâlimden güçlüdür. Mazlum Gandi, en kudretli zamanında İngiltere’yi dize getirdi.
Kürtler adına racon kesenler, çözüme en yakın zamanda zulme saparak otoritelerini muhkemleştirmek istediler.
Tahrikkâr konuştular, tahrikkâr fiiller icra ettiler. Arkalarındaki silaha güvendiler. Şiddeti ululadılar. Hatta onu tapmaya başladılar.
Başbakan gerçekten hilimle hareket edip, Ramazan’ın kudsiyetine saygı bekledi. Ramazan kim, kudsiyet kim, bunlar kim!
Sonunda bardak taştı.
O günden beri, sağda solda tahrikkâr işler yapan, şiddetin dilini konuşanlar ortadan kayboldu.
Sanki uçaklar kuzey Irak’a değil, onların tepelerine indi.
Anladıkları dilden konuşulunca, sonuca varılıyormuş demek ki!
Ramazan’dayız, nerede Kürt evliyalar? Çözümü bu müptezellerden değil, ancak onlardan bekleyebiliriz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Asım Yenihaber Arşivi