Mustafa Akyol

Mustafa Akyol

Atatürk üzerinden tartışmakAtatürk üzerinden tartışmak

Atatürk üzerinden tartışmakAtatürk üzerinden tartışmak

Gazeteci Nagehan Alçı CNN Türk’teki bir programda “Atatürk diktatördü” deyince şimşekleri üzerine çekiverdi. Ulusalcı yayınlar ve köşelerdeki öfke patlaması bir yana, kendisine “Atatürk’e hakaret” soruşturması bile açıldı.

Peki ama yanlış bir şey mi söyledi Nagehan?

Buyrun, sesli düşünelim.

Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde diktatör terimi şöyle açıklanmış: “Bütün siyasi yetkileri kendinde toplamış bulunan kimse.”

“Evrensel ansiklopedi” niteliği kazanan Wikipedia’da ise şöyle yazıyor:

“Bir diktatör, mutlak ve tek güce sahip bir yöneticidir... fakat gücünü mutlak monarklar gibi saltanattan almaz.”

Yani diktatör diyeceğiniz şahıs bir ülkedeki tüm siyasi güce sahip olacak, hiç bir muhalefete izin vermeyecek, ama kral veya padişah olmayacak...

Nitekim, yakın tarihe bakınca “diktatör” sıfatına haiz insanların genellikle “cumhuriyet”lerin başında olduğunu, ancak bu cumhuriyetlerde “tek parti rejimleri”nin hüküm sürdüğünü görüyoruz.

Örneğin Lenin, Stalin, Franko, Salazar, Kim İl Sung, Hüsnü Mübarek veya Beşar Esad... Bunların hepsi “tek parti cumhuriyetleri” kurmuş ya da yönetmiş diktatörler. (Listedekilerin hepsi göçtü, bir Beşar Esad ayakta. O da, inşallah, üç vakte kadar.)

Durum böyle olunca, Nagehan Alçı’ya çok kızan Vatan gazetesi yazarı Mustafa Mutlu’nun aşağıdaki satırları pek bir anlam ifade etmiyor:

“Atatürk... Nasıl bir diktatörse, başarıyla çıktığı Kurtuluş Savaşı’ndan sonra halk onu ‘padişah’ yapmak isterken, o Cumhuriyet’i, yani ‘halkın üstünlüğü’ne dayanan rejimi kurdu.

Nasıl bir diktatörse, ‘Tanrısal bir hukuka dayalı bir mutlakiyet yönetimi’nin yerine ‘Halk iradesine dayalı Cumhuriyet’i koydu...”

Çünkü Mustafa Mutlu’nun bu dahiyane kriterlerine göre Lenin de diktatör sayılamaz. Çünkü Lenin de “Tanrısal bir hukuka dayalı” çarlık rejimini yıkmış, kendini çar ilan etmemiş, aksine “halkın üstünlüğüne dayalı” bir cumhuriyet kurmuştu.

Ancak tabii küçük bir detayla: Lenin’e göre halk cahildi ve “yanlış bilince” sahipti. Dolayısıyla önce iyice “eğitilmesi” gerekiyordu. Bunun de için de Komünist Parti yönetimi ele geçirecek, halkı “gericilerden”, “toprak ağalarından”, “dini dogmalardan” kurtaracaktı. Ancak bu işler başarılıp da bir “Sovyet insanı” yaratıldıktan sonra gerek kalmayacaktı Komünist Parti diktasına.

Bu arada, teslim etmek gerekir ki, Lenin büyük bir savaş kazanıp ülkesini işgalden kurtarmadı. Ama o işi de halefi olan Stalin başardı: Naziler’e karşı başarılı bir “Büyük Yurtsever Savaş” verip Sovyet topraklarını düşmandan temizledi.

Demek istediğim, ne “saltanatı yıkma”nın ne de “düşmanı yurttan kovma”nın diktatör olmaya engel olmayabileceğidir. Bunlardan ilkinin iyi mi kötü mü olduğu tartışılır. (Britanya, saltanatını koruyarak çok iyi bir demokrasi olabilmiştir.) İkincisi ise kuşkusuz saygıdeğer bir iştir. Ama “düşmanı yurttan kovan” bir liderin sonra aynı yurdun içinde ne yaptığı da önemlidir.

Eğer yurtta tek siyasi otorite haline geldiyse, kendi partisi dışındaki tüm siyasi partileri kapattıysa, serbest seçimlere izin vermediyse, hele de bazı muhaliflerini idam ettirdiyse, kendisine “diktatör” denir. Bu bir hakaret değil, siyasi terminoloji çerçevesinde objektif bir tespittir.

Peki bu tespiti “suç” sayar mı Türk yargısı? Göreceğiz. Ama Nagehan Alçı’ya açılan soruşturma üzerine Twitter’da #AtaturkDiktatordur başlığı açıldığını ve binlerce insanın bunu paylaşarak “suça ortak” olduğunu belirteyim.

Yani, rejimin “düşünce suçu” varsa, direnenlerin de interneti var!..

Daha özgür bir Türkiye dileğiyle, hepinize hayırlı, huzurlu, mübarek bayramlar...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mustafa Akyol Arşivi