Fatma Tuncer

Fatma Tuncer

Utanma duygumuz olmasaydı

Utanma duygumuz olmasaydı

Günümüz ebeveynleri hayâ ve utanma duygusunu bir sorun olarak görüyor ve çocuklarını alıp terapistlere koşuyorlar. Onlara göre hayâ sahibi bir çocuk insanların dikkatini celp edecek özelliklere sahip olamaz, yarışı ön saflarda götürecek güç ve cesareti elde edemez. O yüzden yardım alınmalıdır. Ne kadar ilginç değil mi? Elbette güvensizliğin dışavurumu olan utangaçlık bir sorundur ve bu sorun ailenin desteği ile aşılmalıdır. Zira böyle durumlarda çocuk utangaçlığı bir kamufle aracı olarak kullanır ve kendini izole eder. Eğer çocuğun güven duygusu zayıfsa aile bu sorunu dikkate almalı ve onunla ilişkilerini gözden geçirmelidirler. Zira güvensizlik ve buna bağlı olarak ortaya çıkan patolojik utangaçlık ailenin olumsuz yaklaşımı ile de yakından ilgilidir. Kötü lakapla çağrılan, damgalanan, şiddete maruz kalan, söz hakkı tanınmayan çocuğun güven duygusu zedelenir. Bu durum çocukta utangaçlığa, çekingenliğe ve içedönüklüğe sebebiyet verir. Bu nedenle çocuğun yardım alması ve sosyal yaşama katılması gerekir. Fakat günümüz ebeveynlerinin gündemindeki utangaçlık bu türden bir utangaçlık değil. Onların sorun olarak gördükleri şey çocuğun vitrinin önünde değil arkasında yer alması.

Utangaçlık duygusu her insanın potansiyel olarak belli bir dozda taşıdığı bir duygudur. Kişi kendini yetersiz gördüğü, reddedildiği, sevilmeye değer olarak algılamadığı, herhangi bir kusurunun deşifre edildiği durumlarda kendini kötü hisseder ve utanabilir. Bu doğal bir durumdur.

Utanma duygusu ve hayâ insani bir duygudur ve bu duyguların asli olarak korunması esastır. Erikson utanma duygusunun kendiliğin kontrolünü sağladığını ifade eder ve bu süreci anal dönemle mücadeleye bağlar. Piers ise utanma duygusunu mevcut olan benlikle olmak istenen arasındaki uyuşmazlıktan kaynaklandığını belirtir. Her iki yaklaşımda da esas alınan nokta ferdin davranışlarını itidal alanına çekme gayretidir… Kişi eğer toplumun nazarında kötü kabul edilebilecek bir davranış sergilemişse utanç duyar. Eğer kişi ahlaki değerlere aykırı bir tutum sergilemişse bundan utanç duyar. Erikson’un da dediği gibi utangaçlık duygusu itidal sınırları dâhilinde korunduğunda kendiliğin kontrolünü sağlıyor. Kişinin davranışlarını ahlaki çerçevede tutuyor ve ona insan olduğunu hatırlatıyor.

Peki, evrensel değerlerin korunmasını sağlayan ve kişinin davranışlarını kontrol altında tutan utanma ve hayâ duygusunun zayıflaması durumunda neler ortaya çıkar? Bu soruya cevap vermeden önce lütfen başınızı kaldırıp çevrenize şöyle bir göz atın: Gayri ahlaki görüntüler sergileyen gençler, sokak ortasında ağza alınmayacak küfürler savuran erişkinler, müşterisini dolandıran esnaflar, komşusunun namusuna göz koyan mahalle sakinleri, aracına aldığı yolcuya tecavüz edip öldüren sapık şoförler, pedofili hastaları... Çevrenizde şahit olduğunuz bu görüntüler içinizi o kadar bunaltıyor ki, Allah’tan korkmaz kuldan utanmaz mısınız demekten kedinizi alıkoyamıyorsunuz…

Şunu unutmayalım ki, hayâ duygusunu kaybeden bir kişinin yapmayacağı kötülük, ekmeyeceği fitne, yıkmayacağı hiçbir değer yoktur. Zira bu kişi duygu ve düşünceleri ile davranışları arasındaki dengeyi sağlayan utanma ve hayâ duygusunu kaybetmiş bir kişidir. Eğer çocuklarınızın bu kişileri model almasını istemiyorsanız onların fıtratlarında mevcut olan edep ve hayâ duygularını geliştirmelerine yardımcı olun ve bunu bir sorumluluk olarak görün.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Fatma Tuncer Arşivi