Halil Mert

Halil Mert

EMPERYAL OYUNLAR VE MİLLİ DURUŞ

EMPERYAL OYUNLAR VE MİLLİ DURUŞ

“ABD çekiliyor mu?” sorusu ile başlamıştım bir önceki yazıma. İki ay önce de “ABD ve Batı Bizi Oyalıyor.” demiştim.
İşin doğrusu, 1071’den bun yana Batı, Haçlı ve ABD bizimle savaşıyor. 1071’de ABD mi vardı? Evet vardı. Tarihe süreklilik gerçeği ile bakmayı öğrenelim. Hem kendi mazimize, hem de düşmanlarımızın düşmanlık sebebine..
Ülkemde yorumlara bakıyorum. Maalesef çoğu Tarihi gerçeklilikten çok uzak.. ABD ve Batı Suriye’den neden çekilsin? Alan kazanmış, kendisine müzahir YDF/SDG yapısı oluşturmuş. Irak’ta daha önce işgal ettiği topraklarla ve oradaki Barzani çapulcusu ile Suriye’deki unsurların entegrasyonunu da sağlarsa kocaman bir alan oluşacak. 
Bizi güneyden kuşatacak. Alternatif bir enerji koridoru oluşacak. İsrail’in güvenliği kolaylaşacak. Buradaki yapıyı S. Arabistan, Mısır, BAE çetesine monte ederek buradaki terör çetesinin finans ve güvenliğini sağlıyor. Bize komşu oluyorlar. Türkiye için kalıcı bir kriz ve düşmanlık alanı oluşturacak. Buradan yurduma terörist geçişini sağlayacak. 
Türkiye’deki mevcut iktidarı değiştirmek için 15 Temmuz Darbesini bile yaptırdılar. Biz hala FETÖ teslim edilecek rüyası görüyoruz.

Silah Sistemleri mi? NATO’ya girdiğimizden bun yana sadece onlara bağımlı kalacağımız tezgâhlar kurdular. Biz yerli ve Milli teknolojiler ile kendi malımızı ve silahımızı yapmalıyız. 2007 yılında Ülkemiz Stratejik Dengeye ulaştı. Sayın Cumhurbaşkanımız bu gerçeği gördü ve e-muhtıraya karşı çıktı. İşte ondan sonra FETÖ duruşunu değiştirdi. Çünkü Milletimiz yerli ve Milli duruşunu güçlendiriyordu.

Bu günlere geldik. 

15 Temmuz İhanetini aşmak büyük bir sonuçtur. Bu konuda geldiğimiz nokta iç açıcı değil. Maalesef bu tam bağımsızlık mücadelesinde Cumhurbaşkanı R. Tayyip ERDOĞAN yalnız bırakılıyor. Kimler tarafından mı? Önce sırtında taşıdığı bazıları yalnız bırakıyor. Sonra kripto FETÖ’cüler farklı cemaat vs. adları ile yine düşmanlık ve ihanetlerine devam ediyorlar. Çünkü karşılarında hala birbiri ile uyum ve koordinasyonu tam sağlayamamış bir devlet bürokrasisi var. Oluşan boşluklar ihanetin devlet kurumlarına sızmasına neden oluyor. Bir bakıyorsunuz en üst seviyede danışmana birileri liste veriyor. 30 kişi varsa 20’si kripto. O liste verilen kişiler kendilerine liste verenlerin peşine düşmüyor, savcıya suç duyurusunda bulunacak kadar ferasetli davranan zaten yok.

Ordumuz, Emniyet Güçlerimiz başta olmak üzere devlet kurumlarında paralel ve siyasi örgütlenmelere müsaade edilmemelidir. Diyeceksiniz ki Almanya’da var. Doğru tabii. Orada kimsenin menfaatlerini tartışamadığı ciddi bir devlet var. Herkes Alman Devleti’ne bağlı. İki bardak alkol içen Alman Subayları Hitler döneminin marşlarını mırıldanmaya başlarlar.

M. Kemal Paşa vefatından 10 gün önce Mareşal Çakmak’a emanet ettiği orduya bir de mesaj yazdırır. Mesajı Mareşal Çakmak kaleme alır. Kısmen aşağıda paylaşmak istiyorum. 

“Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurları taşıyan kahraman Türk ordusu! Memleketini en buhranlı ve müşkül anlarda zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmış isen,… vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur.

Türk vatanının ve Türk camiasının şan ve şerefini, dâhilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam inanç ve itimadımız vardır. …” Mustafa Kemal ATATÜRK, 29 EKİM 1938

Geleneksel seküler vesayetçi sistem de, 28 Şubatçılar da FETÖ’cüler de hep Ordumuzla Milletimiz arasına mesafe koydular. Hatta 1960 İhtilali sonrasında, 12 Eylül Darbesi ve 28 Şubat Sürecinde Ordumuz ile Polisimizi adeta birbirine düşman etmeye çalıştılar. FETÖ’cüler devletin çivisini çıkarttılar, mahvettiler. 

FETÖ’nün büyümesinde en başta vesayet sisteminin ve sonrasında 28 Şubatçıların topluma baskısı etkili olmuştur. Şimdilerde öğrendik ki 28 Şubatçılar ile FETÖ birlikte iş tutmuşlar. Hatta FETÖ’yü ilk koruyanlar ve büyütenler de Kasım Gülek gibi CHP’li ve rejimle iç içe kişiler.. Sonrasında muhafazakâr zemindeki siyasi hareketler oyunun derinliğini göremeden FETÖ’ye destek verdiler. Birilerinin kendisini devlet sanarak topluma baskı yapmasını da FETÖ çok iyi kullandı. Sıralı tüm hükümetleri ve devletin tüm kurumlarını istismar etmiştir FETÖ…

Aziz Milletim. “Su uyur, düşman uyumaz.” 

Ülkemizin istikrarla, devletin krize sokulmadan yönetilmesi çok önemlidir. Yoksa çakallar bedenimizi parçalamak için sinsi planlarını sürdürmektedirler. Ülkemizde istikrar devam etmelidir. Devlet görevlileri devlete sahip çıkmalı, Milli değerlerimize saygılı olmalıdırlar.

ABD çekilmeyecekmiş gibi planlar yapılmalıdır. Irak ve Suriye başta olmak üzere, Ortadoğu, Kafkasya ve Balkan Ülkelerinde kriz çıkmaması için gayret gösterilmelidir. Çevremizde çıkacak krizlere karşı kendi vatandaşlarımız kadar çevre coğrafyadaki insanlar, kandaş ve dindaşlarımız da bilinçlendirilmelidir, hatta örgütlendirilmelidir. 

Bu ülkelerdeki bazı iktidar sahipleri serseri mayın gibi hareket etmek olup, her an bölgesel bir kaosa sebep olabilirler. Buna fırsat verilmemeli, bunun için de Psikolojik Harp, Harekât unsurları oluşturulmalıdır. Bu P/H unsurları, tıpkı Ertuğrul Firkateyni gibi, çıkabilecek her türlü kaos ve krize karşı bilinçlendirme faaliyetleri yapmalıdır. Bu faaliyetler de kökü ezelde, sonu ebede olacak İslami, insani, geleneksel, tarihi mesajlar içermelidir. Tıpkı Mankurt’a anası Nayman Ana’nın söylediği ninniler gibi.. 

Aziz Milletim. 
Gayret bizden, takdir Allah’tan.

Biz fedakârlıkla çalışır, O’nun emir ve haramlarından ödün vermeden gayretlerimizi ittifak ederek sürdürürsek, zafer bizim olmaz mı?

Sudan’dan Turan’a, Arnavutluk’tan, Yakutistan’a, Tataristan’dan, Yemen’e, Pakistan’dan, Fas’a… Çok çalışmalıyız. Coğrafyanın bu kısmında birlik ve beraberliği sağlarsak, ne Selefilik girer, ne FETÖ.. Ne unsuriyetçilik girer ne de acz. “Atalarımız “Birlikten kuvvet doğar.” demediler mi? Unutmayalım ki, dost da düşman da gözünü bize dikmiş. Düşman öldürmeye çalıyor, Dost, Halifenin sancağını bizim İstanbul’dan kaldırıp sallamamızı bekliyor.

Haydi Aziz Milletim..

Devlet-i Aliye’nin yetimleri de, D. Türkistan’ın sürgünleri de, Yemen’de açlıktan ölenler de, Balkanlar da unuttuklarımız da bizi bekliyor. Ayağa kalkmamızı!..
Tıpkı Sakarya gibi…

“ Sakarya Türküsü

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; 
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; 
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir; 
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat; 
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat! 
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine; 
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin? 
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakarya’nın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük? 
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük! ..

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya! 
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan; 
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân; 
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an! 
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu; 
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu? 
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna; 
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna? 
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir? 
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir! 
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler; 
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya, 
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su; 
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek; 
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek? 
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl! 
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl! 
Sakarya, sâf çocuğu, mâsum Anadolunun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun! 
Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız; 
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız! 
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; 
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider! 
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz; 
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya; 
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ..

N. Fazıl, (1949)”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Halil Mert Arşivi