Ergenekon ve Alevi önderlerine suikast

Ergenekon ve Alevi önderlerine suikast

İbrahim Şahin’de ele geçirilen belgeler arasında, bazı alevi önderlere suikast planlarının ele geçirilmesi, Emniyeti teyakkuza geçirdi…

Başta, Alevi-Bektaşi dernekleri Federasyonu genel başkanı Ali Balkız olmak üzere, birçok Alevi lider yakın korumaya alındı.

Emniyetin gösterdiği hassasiyet, iddianın ciddiyetinden kaynaklanıyor.

Öyle olmasa, bu çabuklukta bir tedbir mekanizmasının devreye sokulması mümkün olmazdı.

Son operasyona kadar, Ergenekon medyası –örgütün- operasyon kabiliyetini küçümsemek için elinden geleni yapıyordu.

Bu silahlarla mı darbe yapılacak, ilaçla ayakta duran kişilerden örgüt mü olur, birbirini tanımayan adamlar aynı çatı altında nasıl toplanır gibi ipe sapa gelmez yayınlarla süreç baltalanmaya çalışıldı.

Aslında bu soruların cevaplarını, soranlar herkesten daha iyi biliyor.

Hizbullah terör örgütü elemanlarının hiç biri yekdiğerini tanımıyordu. Hücre biçimi örgütlenmelerde –aynı hücre veya departmanda- olanların dışında kimse kimseyi tanımaz. Onun için birbirini tanımak değil, tanımamak örgüt yapılanmasının bir karinesidir.Herkesin, herkesi tanıdığı bir örgüte, doğrudan doğruya devleti hedef alan böyle bir misyon zaten yüklenemez..Suç büyüdükçe örgütlerde gizlilik de artar.Siyasi yelpazenin en sağından en soluna kadar elemanlarını her yere yerleştirebilen bir örgütü kimse ciddiye almamazlık edemez.

Gölbaşı’nda, Zir vadisinde ele geçirilen silah ve mühimmattan sonra artık –bu silahlarla mı- sorusunun anlamı kalmamıştır. Bu silahlarla bir değil, on tane darbe yapılır. Türkiye’yi 12 Eylül’e getiren örgütlerde bile bu kadar silahın ele geçirilememiş olmasını unutmamak gerekir. Kaldı ki, ülkeyi kaos ortamına sürüklemek için yüklü miktarda silaha da ihtiyaç yoktur. Bir kaç sansasyonel eylemin, medya’da ülke elden gidiyor fırtınasına çevrilmesi, darbe ile yatıp kalkanları harekete geçirmesi için kafidir. Bütün mesele toplumun sinir uçlarına dokunmaktır.

Onun için, İbrahim Şahin’de ele geçirilen Alevi liderlere dönük suikast planlarının ciddiyetle irdelenmesi gerekiyor. Maraş olaylarından bir yıl sonra 12 Eylül’ün, Sivas olaylarından üç yıl sonra 28 Şubat’ın olması tesadüf değildir. Alevi-Sünni gerilimi darbeciler için her zamanla münbit bir alan olmuştur. Başka yollarla birkaç yılda alınacak mesafenin, mezhep kavgasıyla daha kısa bir sürede alınması mümkündür. Çünkü mezhep kavgası, kavganın yaygınlaştırılması, kitleleştirilmesi, toplumun ortadan ikiye yarılması demektir. ETÖ’nün mezhep kavgası üzerinden bir kışkırtma politikası izlemesi, iktidar hırsı uğruna nasıl bir körlük içerisinde olduğunu gösteriyor. Bu belgeler, biri 12 Eylül’ün, diğeri 28 Şubat’ın gerekçesi olan, Maraş ve Sivas olaylarının bir defa daha mercek altına alınması gerektiğini ortaya koyuyor.

Bizim tarihimizde mezhep kavgası yoktur.

Tarihte olmayan bir kavga, nasıl olmuştur da, Maraş’ta, Sivas’ta olmuştur?
Bir gün Ergenekon çözülürse, bu sualin cevabı da bulunacaktır.

Darbe yapmak için, ülkeyi bölecek kadar gözü kararanları er geç tarih yargılayacak ve tıpkı bugün olduğu gibi, bir gün mutlaka günahlarıyla baş başa kalacaklardır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi