Askeri vesayet ve AK Parti'nin geleceği

Askeri vesayet ve AK Parti'nin geleceği

Dursun Çiçek’in önce tutuklanıp sonra serbest bırakılması bazı çevrelerde sevinçle karşılandı. Tahliyeyi askerin duruma vaziyet etmesi olarak yorumlayıp, AKP’nin sonunun geldiğine hükmedenler bile oldu.

Çiçek’in tutuklandıktan birkaç saat sonra delil durumunda hiçbir değişiklik olmadan serbest bırakılması elbette her türlü şüpheyi hak ediyor. Bu tahliyenin sadece hukuki gerekçelerle yapıldığını söylemek mümkün değil. Bir kaç saat içinde iki farklı karar, farklı Saiklerin devrede olduğunu gösteriyor.

Tahliye kararı Çiçek’le ilgili her şeyin bittiği anlamına gelmiyor.

Son sözü Yargı söyleyecek.

Iğsız Paşa’nın dışında kimse Dursun Çiçek’in masum olduğuna inanmıyor.

Genel kurmay’ın Çiçek’in arkasında durması, benzeri görülmemiş bir sahiplenme sergilemesi şüpheleri büyütüyor. İşin ucu kime dokunursa dokunsun İrtica belgesi ile ilgili soruşturma, sonuna kadar götürülmelidir. Zira, bazı muvazzaf subayların yasa dışı oluşumlar içinde olması, bazı emekli generallerin kurduğu suç örgütünden daha önemli ve daha ciddidir.

Askeri yıpratma zırhı arkasına saklanarak, kimse darbecilik yapmaya cüret etmemelidir.

Hiçbir kurum içindeki safraları attı diye yıpranmaz.

Bilakis bunları içinde barındıranlar itibarını kaybederler. Üstelik bu yanlışları eleştirmek, daha güçlü, daha kendi sınırlarında bir ordu istemek asla suç değil, TSK’ya karşı asimetrik bir savaş da değildir.

Bir kurum kimi düşman ilan ederse onun desteğini kaybeder.

Düşman ilan ettiklerinin nezdinde itibarını da yitirir. Son elli senede TSK’nın iç düşman ilan ettiği guruplara bakınız.Ülkücüler, Solcular, Nurcular, Süleymancılar, Aleviler, dindarlar neredeyse toplumun yüzde yetmişi dönem, dönem düşman ilan edilerek ezilmiş. Askeri kışlalarda, cezaevlerinde asker işkencesi görmemiş kimse kalmamış.

Şimdi bütün bunlar ortada dururken ikide bir TSK’ya karşı asimetrik savaştan, yıpratma kampanyalarından bahsediyoruz.

Kim yıpratıyor askeri? Kışlaları, cezaevlerini işkence haneye çevirenler, ülke insanlarının bir kısmını düşman ilan edip her türlü zulmü reva görenler mi, yoksa bana bunları niye yaptınız diye soranlar mı?

Herkes bir muhasebe yapmalı,nereden nereye geldik, nerede hata yaptık diye sormalıdır. Bunu en çok da asker yapmalıdır. Yaşı elliye varıp da darbe görmeyen, işkence hanelerden geçmeyen, horlanmayan, aşağılanmayan kaç kişi var bu ülkede? İnsanları hem ezecek, hem de saygı bekleyeceksiniz, hem düşman ilan edecek, hem de sükut etmelerini isteyeceksiniz, olmaz böyle şey.

Altında Dursun Çiçek’in imzası bulunan belge sahte çıksa ne değişir. Onca darbeyi, muhtırayı, andıç’ı, unutturur mu?

Bazı askerlerin tavrından, o belgede yazılanların hepsinin eksiksiz doğru olduğu ayan beyan ortada... Hem cemaatleri, AKP’yi hasım kabul edeceksiniz, hem de belge sahtedir diyeceksiniz, kim inanır buna?

Kimse inanmıyor zaten.

Hükümet ilk defa muktedir olmak için adımlar atıyor. Yasaların kendine verdiği yetkiyi kullanıyor. Saltanatı sarsılan çevreler bu süreci durdurmak için her yolu deneyeceklerdir. Hükümetin kaderi bu demokrasi yürüyüşünde göstereceği kararlılığa bağlıdır. Kötüye giden ekonomik duruma, bir de askeri vesayetin devamı eklenirse AKP’nin iktidarda kalmasının hiç bir gerekçesi kalmaz. Hükümet, hem kendisi, hem de millet için attığı adımlardan geri dönmemelidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi