Hasbihal

Hasbihal

Yazdığım yazılara bazen ciddi ve dikkate değer eleştiriler geliyor. Bunları tek, tek okuyorum.İdeolojik saplantılarını hakikat sananlar hariç, objektif değerlendirmelerde bulunanlardan istifade ettiğim de oluyor.

İdeolojiler insan düşüncesine vurulmuş kelepçelerdir. Önünüze tartışılması mümkün olmayan mutlak doğrular sürer. Hayat bu hazır reçeteleri ne kadar yalanlarsa yalanlasın siz ideolojinizin telkin ettiği bu sanal dünyayı hakikat olarak idrak etmeye devam edeceksiniz.

Eleştirilerin bazılarında böyle bir körlük var. Siz ne anlatırsanız anlatın, o ideolojik gerçek sizin hakikatinize galebe çalacaktır.

Onun için inanmak, her zaman gerçeğin kendisinden daha güçlüdür. Bir yalana inanmak, binlerce hakikati görmezden gelmenize vesile olabilir çünkü. Öyle de oluyor.

Bazıları İslam’ı da ideolojilerle mukayese edebilir. İslam’ın sunduğu reçeteleri, ideolojilerin hazırlop reçeteleri ile karşılaştırabilir.

Halbuki din ile ideoloji aynı şeyler değildir. Üstelik dinin değişime karşı duruşu ile ideolojilerin değişime karşı duruşu farklıdır. İslam sosyal değişmelere karşı içtihat kapısını kıyamete kadar açık bırakmıştır. Yani insan oğlu’nun kıyamete kadar sosyal ilişkilerindeki değişimi, kıyamete kadar dini hükümleri yeniden yorumlayıp, karşılaması için içtihat kapısını açık tutmuştur. İdeolojiler ise kıyamete kadar insana dair her problemi çözdükleri ve artık yeni fikir ve düşüncelere ihtiyaç olmadığı kanaatindedirler. Fazlurrahman,İslam’ın bu ebedi yeni yönüne dikkat çekmek için, İslam’ın tarihin her hangi bir dönemindeki formüllerine- takılıp kalmamak gerektiğini, her çağın din algısının farklı olduğunu söylemiştir. Yani biz Müslümanlar İslam’ın prensipleri ışığında çağımızın ihtiyaç ve temayüllerine cevap veren formülünü bulmak zorundayız. Her gün yeni bir zihinsel çaba, yeni bir gayret göstermek zorundayız. Batı düşüncesinin insanı tefessühe götürdüğü çağımızda en önemli sözü yine İslam’ın söyleyeceği kanaatindeyim.

Ancak hangi İslam?

Herkes önce bir şeye inanıyor, sonra onun İslam’da delilini arıyor. Önce Milliyetçi, solcu, şucu, bucu olup sonra da Kuranın şu ayeti bizim düşüncemize cevaz veriyor demek, İslam’a değil, delilini aradığımız şeye iman etmektir. Hiç bir şeye İslam’dan önce iman edilmez. İslamı düşüncelerinizin ışığında test edeceğinize, düşüncelerinizi İslam’ın tornasından geçirerek test edeceksiniz. Bugünün Müslüman’ı çoğunlukla önce ya Milliyetçi(Müspet milliyetçiliği tenzih ederim), ya ırkçı, ya solcu,ya başka bir şey sonra da Müslüman’dır. Allahın ahkamını ikinci plana iten hiçbir tercih biçimi kamil manada Müslümanlık değildir.

Ne yazarsam yazayım bu hakikate dikkat etmeye çalışıyorum. İslam’ın yaşaması ise bir devlet olmakla mümkündür. Gücü olmayanlar, devleti, töresi olmayanlar Allah’ın yüce olan kelimesini, ila edemezler. Ehl-i Sünnet alimlerinin din-ü devlet anlayışlarının arkasında bu gerçek yatıyor. Dini yüceltmek için devleti korumak. Zaman, zaman bu hassasiyetimin sistemle, devlete hakim olan zihniyetle karıştırılarak adeta devletsizliği Müslümanlık sanan bir eleştiri zihniyeti ortaya çıkıyor. Kimse Gazze’ye ancak diğer İslam ülkelerinden daha güçlü olan Türkiye’nin arka verdiğini hesap edemiyor. Yani bir grubun, bir etnik topluluğun hatırı için devletten fedakarlık edilmez. İyi bir demokrasi, adam gibi bir yönetim yine güçlü bir devletle olur. Ben kimsenin ana diline karışılmaması gerektiğini yazdım ama her şeye etnik gözlüklerle bakanlara Hz.Ömer döneminde Suriye’de Rumca konuşmanın yasaklandığına dair rivayetleri hatırlatmakta da fayda görüyorum. Peki bu bugünün tedbiri olabilir mi? Olamaz. İşte İslam’ın ışığını bugünün dünyasına tutmamız gerekir dememin sebebi budur. O hazreti Ömer döneminin doğrusuydu. Biz yine aynı kaynağa yaslanarak kendi çağımızın doğrularını bulacağız. Ama ideolojilerin insanı körleştiren yalanlarına saplanmadan.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi