Çanakkale Kutlamaları da İrtica Sayılır mı?

Çanakkale Kutlamaları da İrtica Sayılır mı?

çanakkale zaferinin 93. yıldönümü münasebetiyle devletin zirvesi çanakkale’deydi.Başta Cumhurbaşkanı Gül olmak üzere,Başbakan Erdoğan ve 12 bakanın birden çanakkale’ye gitmesi devletin bu büyük zafere ve onu bize hediye eden şehitlere gösterdiği saygının ifadesiydi.

çanakkale zaferi, son yıllara kadar ihmal edilmiş tarih kesitlerinden birini teşkil ediyor.Nedense içinde iman coşkusunun ağır bastığı,dinden başka izah yolunun bulunmadığı estantanelerin geçtiği tarih kesitlerini unutturmak, görmezden gelmek gibi kötü bir alışkanlık var.

çanakkale yıllarca bu zihniyetin bir kurbanı olarak hatırlanacağı günü bekledi.

Son zamanlarda Seddül bahirde, conk bayırında, kilit bahirde, Gelibolu’da yatan şehitlerin çağrısından olsa gerek, milyonlar çanakkale’ye akmaya başladı.Şehitliklerden yükselen gaza ruhunun, gelenleri pençesine alan manevi havası bu yönelişi daha da hızlandırdı.

Hiç şüphesiz çanakkale bundan sonra daha da önem kazanacak.Tarihin sıkıştığı anlarda böylesi destanların ön plana çıkması biraz da toplum psikolojisinin gereğidir.Toplum kahramanlarına bakarak kendine yeni çıkış yolları arar, yeni bir şevk ve dinamizm kazanır. Onlar başarmış, bende başaracağım düşüncesine kavuşur.

Ancak asıl anlatmak istediğim bu değil.

çanakkale’yi tarihçilerimiz, edebiyatçılarımız yeni verimler, yeni eserlerle her gün yeniden yazıyorlar.Oradan aldıkları ruhu topluma aktarıp, yaralanan milli seciyemizi onarmaya çalışıyorlar.

Benim asıl anlatmak istediğim, Hükümet üyelerinin çanakkale’ye yaptıkları çıkarmanın –hukukun- yani daha doğrusu suç ve cezanın konusu olup olmayacağıdır.

Yargıtay başsavcısının iddianamesindeki tutarsız, mesnetsiz iddiaları yeniden tekrara gerek yok.Yalçınkaya öyle iddialar ortaya atmış, öyle mesnetsiz olaylara yaslanmış ki, bunları bırakınız hukukun konusu yapmak, değerlendirmeye almak bile, hukuka hakaret olur.

Mesela Başbakan’ın, bir Tv programında sorulan soru üzerine yedi yaşında kuran kursuna gittiğini söylemesi bile laiklik karşıtı fiillerin karinesi olarak değerlendirilmiş.. Başsavcıya göre, Başbakanın yedi yaşında kuran kursuna gittim demek yerine,bir yere gittim ama nereye gittiğimi söyleyemem demesi gerekiyor.

Bu mantıkla hareket ettiğiniz zaman, suç ve cezanın kapsamı hayatın, her anını içine alacak kadar genişler.Din, vicdanlarda bile barındırılmaması gereken bir cürüm halini alır. Başsavcı Anayasa mahkemesine yaptığı müracaatta tam da bunu söylüyor.Ve her türlü dini tezahürü suç saydığını iddianamenin her sayfasında açıkça haykırıyor.

Bu akıl dışı mantıkla baktığınız zaman, çanakkale’ye şehitlerin çağrısına, uyarak giden, büyük zaferin şerefini topluma yansıtmaya çalışan, Cumhurbaşkanı Gül ile Hükümet üyelerinin yaptıkları da suçtur. Eylemlerine uyan suç tipi ise, her zaman olduğu Anayasa’nın laiklik ilkesini ihlaldir.

Bu hukuk mukuk değildir.

Bu,Dinden arınmış, yeni bir toplum düzeni inşa etmek, tarihi tersine akıtmaktır.

Ama sayın savcı bilmiyor ki efendiler, köleler devri çoktan bitti. Bu devran sn savcı istese de istemese de böyle devam etmeyecektir!


Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi