Kemal Belgin

Kemal Belgin

Ah şu teknik direktörler!

Ah şu teknik direktörler!

Öteden beri yazıp söylüyorum, üç futbolcu değişikliğine gidildiğinden bu yana teknik direktörlerin, takımları üzerindeki olumlu veya olumsuz katkı, eskilerin yüzde on beşlik oranından neredeyse yüzde 40’lara varan bir çizgiye çıktı diye... Bu görüşüm, FIFA ve UEFA’nın teknik raporlarında da defalarca yer aldı. Zaten ben onların takipçisi olarak ve de kendi gözlemlerimle bu kanıya varmıştım.

Neyse gelelim pazarın maçlarına... Fenerbahçe, bence sahaya hatalı bir tertip sürdü. Baldırında çekme olan ve oynayıp oynamama meselesi kendisine bırakılan Carlos’un önüne, hem deplasman, hem de bu durum dikkate alınarak Wederson’un konması gerekirdi. İkincisi, Denizli deplasmanında Alex’in yerine oynayıp iyi de iş yapan, gol de atan Ali Bilgin dururken, hala Türkiye’ye alışamadığı açıkça belli olan Kazım’ın ne işi vardı? Bu yanlışlara karşın elinde hücum oyuncusu bulunmamasına rağmen Bülent Korkmaz, Fenerbahçe’nin her şeyi olan Aurelio ile Selçuk ön libero timine baskı uygulayarak az kalsın maçı bile alıyordu. Zico, 60. dakikada uyandı ve kenarları asıl oynaması gerekenlerle yenileyerek Fenerbahçe’nin karşı sahaya daha fazla adamla yayılmasına yardımcı oldu. Hadi bunu anladık da, Kezman’m ikinci santrfor olarak sahada ne işi vardı? Selçuk’un alınıp, hem de oyun 1-1 giderken, Aurelio’nun tek bırakılışı resmen bir kumardı ama tuttu. Tabii ki Semih’in, sistemi işleten, takımın rakip sahaya yayılmasına katkı yapan büyük oyunu ve golleri artık leblebi gibi atışı yine Fenerbahçe’yi, daha doğrusu bir zamanlar kendisini inkar eden Zico’yu ipten alan başlıca unsurdu. Hem Lugano, hem de Edu’yu sarı kart cezalıları olarak Trabzonspor maçı için kaybeden Fenerbahçe, bence kritik virajı dönerek şampiyonluğun en güçlü adayı konumuna girdi. Aklıma birden bir soru geldi. Acaba Lugano ve Edu noel tatillerine erken gitmek için karttan görmüş olabilirler mi? Hayır, bunu bu ülkede çok yaşadık da... İşte bu yüzden ilk yarı fikstürünün, ya da ikinci yarıdan bir maçın hep Ocak’a sarkmasını istemişimdir...

Beşiktaş ise son maçta büyük tempo basan ve oyunu her iki sahada aynı istek, sürat ve çabuklukla oynayan bir Ankaragücü buldu. Buna karşılık. Serdar Özkan, Cisse, Tello ve Delgado pas karesine bu defa Nobre-Bobo ikilisi ilave edilmişti. Nobre’nin oynayışı, Beşiktaş’ın rakip ceza yakınlarında topu tutabileceği, en azından ölü top kazanabileceği anlamı taşıyordu ki, aynen böyle de oldu. Ama Bobo kımıldamadan, daha doğrusu rakiplerinin kurallar içindeki hamleleri yüzünden neredeyse topla buluşamadan oyunu bitirdi. Bu arada Ertuğrul hocanın Ali Tandoğan’la başlamayıp, genç Serdar’ı ilk onbire koyuşuna bir anlam veremedim. Nitekim Serdar daha yedinci dakikada Beşiktaş’ın bir oyuncu değişiklik hakkının yenmesine sebep oldu. Son maçların iyi görünen adamı Baki de kenardaydı. İbrahim Kaş’ın onun yerine takıma konması, hem de daha yeni iyileşmişken büyük bir riskti ama, genç oyuncu Bebe-Jaba ikilisinin dinamizmine karşı, bir iki pozisyon hatası hariç, iyi mücadele etti diyebiliriz. Beşiktaş, yan toplardaki kafa arızasını yediği golle tekrarlayıp maçı tehlikeye atmışken, Delgado uzaktan, yarının iyi kalecilerinden Serkan’ı fena halde avlayarak, hem Ertuğrul hocayı, hem de taraftarının maçın geri kalan kısmını rahat izlemesini sağladı. Tello’nun frikiği ise tek anlamıyla muhteşemdi.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kemal Belgin Arşivi