TSK'yı yapılandırmak için altın bir fırsat

TSK'yı yapılandırmak için altın bir fırsat

Balyoz darbe planı, askerin vatandaşa karşı bir planının olduğunu gösteriyor. Peki ya dış düşman. Yarın bir düşman işgali ile karşı karşıya kaldığımızda askerin dört başı mamur bir savaş planı var mı acaba?.
Genel kurmay, 1. Ordu komutanlığında yapılan çalışmayı inkar etmedi.
Dönemin komutanı da çıktığı yandaş kanallarda tevil yoluyla ikrar sayılacak şeyler söyledi.
Yani ortada kimsenin inkar etmediği korkunç bir darbe senaryosu var.
Gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği o kadar önemli değil.
Medya’ya yansıyan konuşmalar toplantıya katılanların bilinç altılarını ele veriyor. Cami bombalamak,alış veriş merkezlerinin çocukların buz patenti yaptığı salonlarına bomba koymak, planın içinde bulunan askerlerin nasıl bir ruh haletine sahip olduklarını gösteriyor.
Milleti ezerken tepkileri azaltmak, ahalinin askerin etrafında toplanmasını temin etmek için Yunanistan’la küçük çaplı bir çatışmanın bile kurgulanmış olması darbenin en ince teferruatına kadar düşünüldüğünü gözler önüne seriyor.
Seminerde konuşmaların ortak noktası darbeyi meşrulaştırmak için camilerin bombalanmasından oluşacak tepkilerden bir irtica yalanı çıkarmak.Yani bölücü terör daha önce adı mezhepçi yapılanmalarda geçen Çetin Doğan’ın gündemine hiç girmemiş.
Fatih Camisini bombalamakla görevlendirilen Hüseyin isimli yüzbaşı’nın Çetin Doğan’la aynı meşrepten olup olmadığı, Doğan’la ilgili Ergenekon klasörlerinde geçen iddialar dikkate alındığında mutlaka araştırılmayı hak ediyor. Çünkü darbenin rengini anlamamıza yarayacak en önemli hususların başında –bir başka ülke adına çalışanların dışında- hiç kimsenin yapmaya cüret edemeyeceği cami bombalama işini yapacak kişinin kimliğini anlamak geliyor.
Böylece irtica yalanının arkasında başka sebeplerin varlığını tespit etmek mümkün olacaktır.
Son iki yıl içinde deşifre edilen darbe planlarının sayısı bir elin parmaklarını geçti.
O kadar çete ortaya çıkarıldı ki, isimlerini akılda tutmak neredeyse imkansız hale geldi.
Bütün darbe iddialarında Genelkurmay ret yolunu seçerek TSK'ya karşı asimetrik bir savaşın yürütüldüğünü söyleyerek kendini savundu. Onca belgeye, onca ifadeye, onca silaha rağmen kamuoyunun ikna edilebileceğini sandı.Her inkardan sonra biraz daha itibar ve inandırıcılığını kaybetti.
İlker Başbuğ’un düşündüğünün aksine kimse askerin itibar kaybetmesinden haz etmiyor.
Kimse ordu’sunun zayıflamasını, dışarıdan gelecek müdahalelere karşı güçsüzleşmesini de istemiyor.
Ama aynı zamanda, kimse askerin siyasete karışmasını, siyasi bir parti gibi hareket etmesini, başına buyruk davranmasını, seçtiklerine saygısızlık etmesini, içindeki suçluları korumasını da istemiyor. Bu son olay TSK'yı milletin ordusu yapmak, her türlü siyasetin dışında tutmak, askerlik mesleği haricinde her işle uğraşan unsurlardan kurtarmak için önemli bir fırsat sunmuştur. Genelkurmay Başkanı üzerinde çok titrediği Ordunun itibarını düşünüyorsa bu altın fırsatı değerlendirmeli, TSK'nın yeniden yapılandırılması için ilk adımı atmalıdır.
TSK otuz yıldır verilen terör mücadelesinde başarısızdır.
Dış düşmana karşı, ülke savunmasını hakkıyla yapıp yapamayacağı hususunda güven vermemektedir.
Milletin ordusu gibi değil,milletini düşman gibi gören unsurlar yüzünden milleti tehdit eden bir kurum izlenimi vermektedir.
Bu izlenimi yok etmek zor değildir. Hukuka uymak, TSK'yı darbeci unsurlardan temizlemek, milletin her ferdine aynı mesafede olmak bu görüntüyü ortadan kaldırmak için kafidir. Genelkurmay, yasadışı işlere karışanlara sahip çıkacağına, TSK'nın itibarına, kurumsal kimliğine sahip çıkmalıdır. Aksi halde bu sancılı süreç daha sancılı hale gelecek, ama er geç tekerlek tümseği aşarak, çeteleri, darbecileri ezecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Arşivi