M. Şevket Eygi

M. Şevket Eygi

Sultan Abdülhamid’i Sevmek veya Sevmemek...

Sultan Abdülhamid’i Sevmek veya Sevmemek...

Ermeniler Sultan Abdülhamid’i sevmezler. Halbuki sevmeleri gerekir. Ermenilere bunca fenalığı Hamidî siyaset değil, İttihadçılar yapmıştır. İttihadçılık ne demektir?.. Masonluk demektir... Dönmelik demektir... Jön Türkler demektir...

Sultan Abdülhamid, devlete bağlı sâdık Ermenilere hiçbir kötülük yapmamıştır, onları korumuştur. O, misyonerlerin, emperyalistlerin oyununa gelen teröristlerle mücadele etmiştir. Devletini, ülkesinin bütünlüğünü korumak için bu mücadele ve müdafaayı yapmaya mecburdu.

Farmasonlar Sultan Abdülhamid’i hiç sevmezler. Çünkü o dindar Padişah Mason localarını sıkı baskı altında tutmuş, tarassut ettirmiştir.

Selanik Dönmeleri Sultan Abdülhamid’ten nefret ederler. Çünkü o büyük halife ile sahte Mesih Sabatay Sevi iki zıt kutuptur, birbirleriyle bağdaşmaz.

Şuurlu bir Müslüman Sultan Abdülhamid’i sevmeye mecbur mudur? Elbette mecburdur. Çünkü o, hakikî halifelerin sonuncusudur, Hâtemü’l-Hulefa’dır.

Sultan Abdülhamid’in kusuru, hatâsı yok mudur? Vardır ama yine de onu sevmeye, onu tutmaya, ondan yana olmaya mecburuz.

Sultan Abdülhamid devri tesettür demektir.

Müslümanların yüzde doksanının namaz kıldığı, cemaate gittiği zaman demektir.

Sultan Abdülhamid eğitiminde ilk ve en önemli iki ders Kur’an-ı Kerim ile dinî bilgiler dersiydi.

Medreseler açıktı, tekkeler açıktı.

Bütün toplu taşıma vasıtalarında (tren, vapur, atlı tramvay...) kadınlarla erkeklerin yerleri ayrıydı.

Kız çocuklarıyla erkek çocukları ayrı okuyordu.

Sultan Abdülhamid demek, Şam-ı şeriften trene biniyorsun, Medine-i münevvere’de iniyorsun demekti.

Sultan Abdülhamid zamanında Müslümanların hafta tatili Cuma günüydü. Hıristiyanlar Pazar günü, Museviler cumartesi tatil yaparlardı. Din, kimlik, kültür hürriyeti vardı.

Sultan Abdülhamid zamanında gazeteler fitne fesat çıkartamıyor, müstehcen yayın, dinsizlik propagandası yapamıyordu.

Sultan Abdülhamid demek, İstanbul’dan yola çıkıyorsun, ta Adriyatik denizine kadar Osmanlı ülkesi bitmiyor demekti.

Sultan Abdülhamid zamanında Kudüs, Şam, Haleb, Bağdad, Basra, Selanik, Manastır, Kavala, Serez, Yanya, İşkodra, Priştine ve daha nice büyük ve güzel şehirde Osmanlı bayrakları dalgalanıyordu.

Rodos, İstanköy, Midilli, Sakız, Girit ve daha nice irili ufaklı ada Sultan Abdülhamid’in mülkü içindeydi.

Sultan Abdülhamid büyük ulemanın, büyük şeyhlerin, büyük ediblerin devriydi.

Sultan Abdülhamid’in büyük şeyhi, Şâzelî tarikatı meşayihinden Muhammed Zâfîr Medenî hazretleriydi.

Sultan Abdülhamid beş vakit namaz kılardı.

Kızları 11 yaşına girince onları tesettür kıyafetine sokardı.

Sultan Abdülhamid İslâm demekti, Hilafet demekti, ahkam-ı din demekti, İslâm Birliği, panislamizm demekti.

Sultan Abdülhamid, Kanun-i Esasî’nin kendisine tanıdığı hak ve yetki ile muhaliflerini uzak vilayetlere, şehirlere sürüyordu. Onların çoğuna iş ve memuriyet veriyor, ailelerini de yanlarına alıyorlar, rahat bir hayat sürüyorlardı. Ahmed Midhat Efendiyi Rodos’a sürmüş, orada serbest bir hayat sürmüş, halen binası duran bir mektepte ders vermiştir.

Bendeniz Sultan Abdülhamid devrinde yaşasaydım ve Padişaha ve Halifeye karşı gelseydim, beni de sürer miydi? Sürerdi ve çok iyi yapmış olurdu.

Onu tahttan indirdiler ve Türkiye’nin kanına girdiler.

Sultan Abdülhamid’ten Sabataycılar nefret edecek, biz Müslümanlar ise onu seveceğiz...

Müslümanları Aldatmak Ne Kolay

Adam şimdi yurt dışında rabaylık, yani hahamlık yapıyor. Her boyaya girmiş. Ergenekon denilince ilk isim o. Bilmediği yok. Esas Ergenekon dosyası onun kafasının içinde. Bildiklerini yazsa yer yerinden oynar, nice metin kaleler yıkılır.

Peki bu adam tek midir? Benzerleri yok mudur? Olmaz olur mu, içimizde binlercesi var, irili ufaklı...

Bu dünyada Müslümanları aldatmak kadar kolay bir şey yok. Bizim rabay isteseydi bir camide imam bile olabilirdi. Lütfen şu cümleyi ezberleyin, hatırınızdan hiç çıkartmayın:

Ümmet-i Muhammed’in içi bir sürü casus, ajan, provokatör, istihbaratçı, yönlendirici doludur.

Olgun, uyanık, şuurlu, vasıflı Müslümanları ayakta tutan, üstün kılan özelliklerin başında fîraset gelir. Firaset gidince ahmaklık, geri zekalılık, salaklık, zillet, esaret başlar. Bugün olduğu gibi.

Ergenekon menkıbeleri içinde okumadınız mı?

İki özel ajan telefonla konuşuyorlar, konuşmaları zapt edilmiş. Biri sakal bırakmış, başına sarık sarmış, şalvar, cüppe... Yalancıktan ta’dil-i erkan ile namaz kılıyor. Hele gayr-ı müekked sünnetleri hiç bırakmıyor. Misvakı kazık kadar... Oruç mu? Ne gezer. Lakin zahirde oruçlu görünüyor... Müslüman kardeşlerimiz işte bu zokaları yuttular.

Bu ajanlar günün birinde saf, cahil, dengesiz bir meczubu kandırsalar ve çıplak bir kadın heykelinin tepesine bir ses bombası attırsalar, ne olacak? Bütün dinsizler ayağa kalkacak, Müslümanlar heykel bombaladı diye feryat edecek. Çıplak kadın heykeli, uygarlığın simgesi ve imgesi idi diye bağıracak, bir sürü fitne ve fesat çıkacak.

Son yıllarda camide iki muhterem din alimi şehid edilmedi mi? Öldürenler kimdi?

Büyük bir Müslüman cemaat var ki, Siyonist ve Evangelist ajanlar tarafından yönetiliyor.

Müslümanlar!.. Lütfen beni dinleyiniz:

Dolduruluşa geliyorsunuz.

Manipüle ediliyorsunuz, yönlendiriliyorsunuz.

İçimizde sadece Siyonist ve Evangelist ajanlar değil, bir ordu kadar şeytan ajanı var.

Bazılarımız aynaya baksın, sakın karşısında bir casus, bir ajan yardakçısı, insî bir şeytan görmesin...




Önceki ve Sonraki Yazılar
M. Şevket Eygi Arşivi