M. Şevket Eygi

M. Şevket Eygi

Küfrün ve Nifakın Protokolları

Küfrün ve Nifakın Protokolları

“Müslümanlar yek vücud olurlar, bir İmam-ı Kebire biat ve itaat ederler, disiplinli ve teşkilatlı bir Ümmet haline gelirler ise çok güçlenirler ve dünyaya hakim olurlar. Bu ise şirkin, küfrün, nifakın, şeytanetin, deccaliyetin sonu olur. O halde onları bölebildiğimiz kadar bölmeli, ayırabildiğimiz kadar çok parçaya ayırmalı ve birbirleriyle çekişip tepişir hale getirmeliyiz.

İslam dünyasına karşı ana prensibimiz divide et imperia’dır. Yani böl parçala ve hükm et.

Bu maksatla Ehl-i Sünnet ve Cemaati yıkmamız, binlerce cemaatten, İslamcılıktan, hizip ve fırkadan, gruptan, parçadan oluşan ve her biri birbirinden kopuk bir İslam Protestanlığı oluşturmalı ve geliştirmemiz gerekir. Böylece İslam dünyasında arzu ettiğimiz kaos ve anarşi meydana gelecek ve Müslümanların iki yakası bir araya gelmeyecektir.

İslamı tahrif etmek, Ümmet birliğini yıkmak, mü’minleri birbirine düşürmek için dinde reform, dinde yenilik, dinde değişim, Fazlurrahman ve İslam Feminizmi rüzgarları estirmemiz gerekir.

Müslümanların içine casuslar, ajanlar, provokatörler, manipülatörler, istihbaratçılar sokmalıyız.

Müslümanları alabildiğine tartıştırmalı ve birbirleriyle çekiştirmeliyiz.

İslam dünyasında din sömürüsünü ve mukaddesat bezirganlığını teşvik etmeliyiz.

Türkiyede İslam medreselerinin ve tasavvuf tarikatlarının açılması ve icazetli ulema ve fukaha yetiştirilmesi küfrün, nifakın dalaletin sonu olur.

Müslümanların bellerini kırmak için İslamı, Kur’anı ticaret metaı haline getirmeliyiz.

Camilerin mihraplarına ihlaslı, icazetli alim, idealist, fedakar, feragatli hademe-i hayratın geçmesi Deccalizm ideolojisinin sonu olur. Binaenaleyh mihraplara namaz kıldırma memurları yerleştirmeliyiz.

Türkiye Müslümanlarını o kadar cahil bırakmalıyız ki, atalarının ve ecdadının Türkçe mezar kitabelerini bile okuyamayacak kadar kara cahil olsunlar.

Müslümanları hem bölmeliyiz, hem de dünyevileştirmeli, seküler ve laik hale getirmeliyiz.

Müslümanları bozmak, ahlaksızlaştırmak için onları rant-perest, abede-i para yapmamız gerekir.

Amacımız Ümmetsiz bir Müslümanlık,

İmam-ı Kebirsiz bir Müslümanlık,

Bin parçaya ayrılmış bir Müslümanlık oluşturmaktır.

Var gücümüzle Müslümanları lükse, israfa, aşırı tüketime, şatafata, müzeyyen meskenlere, yazlıklara, otolara meftun etmeliyiz.

Onların önüne Deccali düzenimizin yağlı kemiklerini atmalıyız.

Onları İslamî bir eğitimden mahrum bırakarak cahillikle terbiye etmeliyiz.

Türkiye Müslümanlarını o kadar kara ve derin cahil hale getirmeliyiz ki, 1928’den önce yazılmış ve basılmış Türkçe kitapları bile okuyamasınlar, elifi mertek sansınlar.

İslam birliğini kaldırıp İslamcılıklar tefrikası getirmeliyiz.

İslamı bozmak için Kur’ana, Sünnete, Şeriata aykırı bir İslam feminizmi oluşturmalıyız.

Ehl-i Sünneti dinamitlemek için Mutezilî, Afganî, Fazlurrahmanî, ibahî, Kemalist, lâ mezhebî ilahiyatçıları tartışma ve acık oturum arenalarına sürmeliyiz.

Ramazanlarda vur patlasın çal oynasın şenlikler ve etkinlikler yaptırmalıyız.

Müslümanların arasına tefrika, kin, düşmanlık tohumları ekmeliyiz.

Müslümanları zina ve ribaya alıştırmalı ve bağımlı kılmalıyız.

İslamî kesimde kara, kirli, necis, gayr-i meşru, haram para ve servet birikimi oluşturmalıyız.

Özel yetiştirilmiş ilahiyatçılarımız Sünneti ya tamamen inkar etmeli yahut hafife almalıdır ki, Sünnet yıkılınca fıkıh, fıkıh yıkılınca Şeriat elden gitsin.

Cihadsız bir Müslümanlık türetmeliyiz.

Münzel=indirilmiş İslamı kaldırıp, onun yerine uydurulmuş türetilmiş bir İslam koymalıyız.

Binden fazla fırkaya, hizbe, parçaya ayrılmış Müslümanları din ve Kur’an konusunda yıkıcı tartışmaların içine atmalıyız.

Müslümanları çeşitli şehvetlerle sarhoş etmeliyiz.

Birtakım sahtekarlara Ehl-i İslamı kaz gibi yoldurmalı, inek gibi sağdırmalıyız.

Netice ve hülasa:

Ehl-i Sünnetsiz, ihlassız, ilmihalsiz, Şeriatsiz, Ümmetsiz, Emîrsiz veya İmamsız, fıkıhsız bir İslam üretmeli ve türetmeliyiz.

Tağutî düzenimiz, şeytanî ideolojimiz, deccalî ve kezzabî sistemimiz ancak bu suretle ayakta durabilir. Ancak bu suretle Müslümanları esir, zelil ve rezil edebiliriz.

Aman Müslümanlar birleşmesin, aman tek bir Ümmet olmasın, aman bir İmam-ı Kebire biat ve itaat etmesinler.”

 

(İkinci yazı)

Olmadı Olmadı Olmadı!..

BİRİNE bir not vereceksin, cep defterinden bir sayfa koparttın, üzerine birkaç kelime çiziktirip verdin… Olmadı, olmadı, olmadı!.. Verdiğin kağıdın üç tarafı güzelce kesilmiş ama defterden koparttığın tarafı fare yemiş gibi tırtık tırtık… Bir Müslüman böyle yapar mı hiç?.. Peki ne yapacaksın? Cebinde beş on düzgün kağıt parçası bulunduracak ve başkalarına vereceğin notları o kağıtlara yazacaksın.

***

Ezan okundu, camiye gittin ve başı açık olarak namaz kılmaya başladın. Olmadı olmadı olmadı!.. Ne yapacaksın? Cebinde, naylon bir kılıf içinde düzgün bir namaz takkesi bulunduracaksın ve namaz kılarken başına onu geçireceksin. Niçin? Çünkü Resulullah Efendimiz ömrü boyunca, ihramlı olduğu haller dışında başı açık olarak hiç namaz kılmamıştır. Namazda başı örtülü olmak sünnettir, edebtir.

***

Pazar günü mâ aile piknik yapmaya gittiniz. Akşama kadar yediniz içtiniz eğlendiniz. Oradan ayrılırken bir yığın çöp şişe kağıt poşet yemek artığı bıraktınız, mangalın kızgın külünü çimenler üzerine döktünüz. Olmadı olmadı olmadı? Bir Müslüman böyle yapmaz… Peki nasıl yapar? Giderken çöplerini, şişelerini, kağıtları, poşetleri toplar oradaki çöp bidonuna atar. Çöp bidonu yoksa yanına alır ilk gördüğü bidona atar. Kızgın külleri yeşil çimenlerin üzerine dökmek hem yangına sebebiyet verebilir, hem de oradaki böcekleri ve bitkilere yaktığı için günah olur.

***

Hava sıcak, canın çekti, bir külah dondurma aldın ve sokakta herkesin içinde inek gibi yalayarak yürüyorsun. Olmadı olmadı olmadı… Müslüman açıkta yemez içmez. Böyle bir şey mürüvvete, edebe, görgüye aykırıdır. Canın dondurma çekiyorsa, bir dükkana girer ve orada yersin. Başkaları açıkta yiyormuş. Sen öyle yapamazsın.

***

Umreye gideceksin. Bir hafta önceden tanıdığın herkese telefon ederek, ben umreye gidiyorum, ben umre, ben umre diye ilan ediyorsun. Döndükten sonra yine ben umre ben umre ben umre edebiyatı… Olmadı olmadı olmadı. Umre nafile bir ibadettir. Reklamı, ilanı, tantanası yapılmaz. Birkaç yakının bilir, gider gelirsin, davul çalmazsın.

***

Cebinde cep telefonun ve kalemin var. Telefon bin liralık, kalem bir liralık. Olmadı olmadı olmadı. Müslümanlıkta kalem çok önemlidir. Kur’anda nûn ve’l-kalem buyruluyor. Cebinde çok güzel bir kalemin olmalı.

***

Kalemini çıkardın ve yazmaya başladın. Aaaa aaaa aaa yazın çivi yazısı gibi eciş bücüş, okuyana aşk olsun. Olmadı olmadı olmadı. Müslümanın yazısı düzgün olmalı, inci gibi olmalı.

***

İstanbul Beyazıt meydanına gittin. Orada üniversitenin anıt kapısı var. Kapının üzerinde İslam harfleriyle kocaman bir kitabe yer alıyor. Sen buna aval aval bakıyorsun, hiçbir şey anlamıyorsun. Olmadı olmadı olmadı… Bir Müslüman olarak bin yıllık millî İslamî yazımızı bilmelisin. Bilmemek ayıp değildir ama öğrenmemek çok ayıptır.

***

Sen bir Müslümansın. Yeterli miktarda gelirin ve servetin var. Evinde buzdolabı, çamaşır ve bulaşık makinesi, salonda büfe vitrin, koltuklar kanape, yemek masası ve sandalyaları, tavanda avize var. Birkaç saçma sapan tablo da asmışsın ama bir tek hüsn-i hat levhan, bir Hilyen yok. Olmadı olmadı olmadı… Dar gelirlileri kasd etmiyorum, onlara bir şey dediğim yok ama senin gibi varlıklı bir Müslümanın evinde ve bürosunda mutlaka orijinal hatlı ve orijinal tezhipli bir hilyesi, birkaç hüsn-i hat levhası olması gerekir. Olmaması büyük bir manevi fakirliktir.

***

Yüksek tahsilli ve iyi gelirli bir Müslümansın ve evinde kütüphane yok. Ah ne korkunç fakirlik! Kitap mitap okuduğun da yok. Olmadı olmadı olmadı… Kütüphanen olacak, faydalı kitaplar satın alacaksın ve her gün bir miktar okuyacaksın. Okumakla da bitmez. Öğrendiğin kurtarıcı ve yararlı bilgileri hayatına uygulayacaksın.

Önceki ve Sonraki Yazılar
M. Şevket Eygi Arşivi